Yeni Yazısı > Milli eğitim 'oyuncak' mı? - 17.08.2013

Milli eğitim 'oyuncak' mı?
17 Ağustos 2013

Bir ülkenin en önemli konusu eğitim. Bizim ülkenin en önemli konusu da eğitim. Siyaset konuşmaktan yeterince eğilmediğimiz, üzerinde yeterince çalışmadığımız eğitim sistemi, çok vahim bir yöne ilerlemekte. Hafta içinde duyduğumuz ‘Ülkemizden mucit çıkmaz, ara eleman yetiştirerek iş gücüne önem vermeliyiz’ açıklaması, ülke yönetiminin eğitim kalitesini ve akademik gelişmeyi ikinci plana attığının, eğitimi sadece üretimin ‘sıçrama basamağı’ olarak algıladığının göstergesi.

Düz liselerin sayısının yok denecek kadar azaltılması, mevcutların da imam hatip liselerine çevrilmesi ile öğrencilerin yarısına yakınına (yaklaşık sayı, 570 bin) seçenek olarak sadece mesleki eğitim gösterilmekte. 2012 yılında 537 olan İHL sayısı 708’e çıkarıldı! Gelen bilgiler, en nitelikli okulların IHL’ye dönüştürüldüğü! Açık liseler, 4+4+4 sistemi (ki kaldırılacağı konusunda duyumlar var) gibi her sene değişen uygulamalar, eğitimin devamlılığını zedeliyor. 4+4+4 uygulaması başladığında, yanlışlığı konusunda çok yazıp çizdik. Yanlıştan dönülmesi için mutlaka denenip görülmesi mi gerekir? Peki, ya bu uygulamanın ilk kurbanları olan binlerce miniğin mağduriyeti nasıl giderilecek?

72 ay öncesi bebelerin yüzde 65’i; 66. ayda okula başlamamak için ‘yetersiz’ raporu aldı. Nüfus kağıtlarının ardından, sistemdeki ilk kayıtları ‘yetersizlik’! Bir devletin, her sene eğitim sistemini ‘sil baştan’ değiştirmesi, değişikliklerde akademik mükemmelleşmeyi amaç edinmemesi, kız ve erkek öğrencileri ayırarak çoğunluğu imam hatip liselerine yönlendirmesi adil değildir. Önceliğimiz; lisede ‘taş gibi’ eğitim verdiğimiz öğrencileri, en donanımlı, en prestijli üniversitelere sokmak olmalı.

Fiziki koşulları yetersiz okullarda verilen göstermelik eğitim, aileleri tatmin etmemeli. Çok çocuk isteyen bir devlet politikası, bu çocukların eğitim güvencesinden de sorumludur. Biz Ortadoğu’nun Çin’i olmak, yavruları ‘ucuz iş gücü’ olarak görmek istemiyoruz. Biz akıllı, eğitimli, kariyerli insanların omuzlarında zaten kalkınırız, gelişiriz, zenginleşiriz. Doğal dengeyi bozmamak, potansiyele sahip öğrencileri ‘üretim robotları’ olarak görmemek gerek. Eğitim sistemini sağlıklı, düzenli, kuvvetli bir yapıya kavuşturmanın zamanı bugündür!

Dilde önyargı

Söz kalıpları düşünce şeklinin yansımasıdır. Örneğin bir ‘dul kadın’ kalıbı vardır, dilimizde. Hiç sevmediğim, hiç kullanmadığım... Sıfat eksiği mi var da, bir kadını ‘dulluğu’ ile tanımlarlar diye düşünürüm hep. ‘Sarışın kadın’ da böyle bir kalıptır. Maksat, saçın renginden çok, aklın hacmini betimlemektir. Maksat. Ne çok şey anlatan bir sözcük. İçinden geçenin aynası. Daha doğrusu içimizdeki önyargıların dışavurumu. ‘Kız kurusu’, ‘eksik etek’, ‘ev kızı’, ‘saçı uzun, aklı kısa’, ‘karı gibi gülmek’, ‘kenar mahalle süsü’, ‘çingene’, ‘anasına bak kızını al’, ‘elinin hamuruyla’, ‘erkek gibi kadın’ ve daha niceleri...

Çoğu kadın üzerinden türetilmiş, ya doğrudan veya dolaylı, yargı hatta önyargı kalıpları... ‘Kızlı erkekli’ kalıbı da öyle. Dile sokulmaya çalışılan, maksatlı bir düşünce şekli. Haremlik-selâmlık uygulamasının, modern hayata adaptasyonunun ilk basamağı... Kızlı-erkekli yapılan bir sürü iş içinde, en mahreminin sürekli akılda tutulmasının yansıması... Bu kadar basit değil hayat... İnsan denilen çok karmaşık organizmanın, tüm eylemlerini ‘kızlı-erkekli’ kalıplara sokup oradan bir yol çizmesi, bizi sadece karanlığa ulaştırır. Önce fikrimizi, sonra dilimizi bu önyargılardan, bu önyargılı kalıplardan uzaklaştırmadığımız sürece bir arpa boyu yol gidemeyiz. Kullanmayın, kullandırmayın. Yazık hepimize.

Kuzey ormanları

3. köprü çalışmalarının başlaması ile birlikte 1453 hektar orman, 680 hektar doğal SIT alanı, 931 hektar tarım alanı ve 2.5 milyon ağaç yok olacak! Ömerli, Elmalı, Darlık, Alibeyköy, Sazlıdere, Terkos su havzaları yoğun yapılaşma baskısı altında kalacak. Alandaki bitki çeşitliliği, yaban hayvanları, doğal denge, asırlardır göç kuşlarının kullandığı dünyanın bu en önemli göç rotası, kentin ‘rüzgar koridoru’, oksijen sağlayan son yaşam alanı da tehdit altında.

Planlama aşamasında oluşan hatalardan dolayı 245.000 ağacın ‘yanlışlıkla’ kesildiği iddiaları ve bu konuda bir açıklama olmaması da projenin daha başlangıç aşamasında doğaya verdiği zararın göstergesi. Peki, çözüm ne? Çözüm, tüm dünyanın uyguladığı raylı sistem taşımacılığı. En azından uzmanlar bu görüşte. İstanbul’un ulaşım sorunsalını doğaya zarar vermeden, kentin son kalan ormanlarını yok etmeden, doğal yaşamı öldürmeden çözmenin yolu; gerçekten bir köprü yapmak mıdır? Yoksa, başka çözümler bulunabilir mi?

Seyircisiz maçlar

Bizim pek güzel bir stadımız vardı: İnönü. Paramız yettiğinde kapalıya, yetmediğinde açığa gittiğimiz, ay sonu ise ‘eski açık’a yöneldiğimiz; büfesinin önünde buluştuğumuz; tribün grubunun yaratıcı tezahüratlarını hep ilk orada duyduğumuz; hemen ezberleyip ayak uydurmaya çalıştığımız; ‘ayağa’ çağrısı ile kalktığımız; dalga çağrısı ile kalkıp kalkıp oturduğumuz; yanımızdaki yöremizdeki taraftar ile beraber üzülüp beraber sevindiğimiz... Şimdi etrafı tahta perdeli, yıkıntı halindeki, dünyanın en güzel manzaralı stadı...

Bu sezon bir stadımız yok belki. Ama taraftarımız var. Hep vardı, hep olacak. Futbol seyretmeyi seven ‘çok sorunsallı’ ülkenin, hafta sonu nefesidir maçlar. İnsanlar derdini, tasasını, hayat gailesini bir yana bırakıp maç konuşur, yorumda bulunur, antrenör/hakem/yönetici imiş gibi yapar bir süreliğine. İyidir futbol. Toplumun ‘enerjisini’ boşaltır. Bir nev’i zararsız zelzele gibi...

Hafif hafif sallar, fay hatları gerilimini boşaltır, bünyeyi deşarj eder... Fanatizm, holiganizm ve şikeler olmazsa; tadından yenmez. Irkçılık ve küfür sorunsalı stada girmediği sürece de kızlı-erkekli maçlara gitmek pek hoştur. Gelgelelim, bu sene işler epey karışık. Stadlara konulan yasaklar /cezalar / kontroller nedeni ile bazı takımların rekor sayıda ‘seyircisiz maç’ cezası alacağı, şimdiden belli. Çok enteresan bir sezon bizi bekliyor. Hep beraber... Omuz omuza...