Guan Moye (Mo Yan) ve Nobel konuşması
29 Aralık 2012

2012 yılı Nobel edebiyat ödülünü alan Çinli yazar Guan Moye’nin kitapları dilimize çevrilmeye hazırlanırken Aralık ayının ilk haftasında ödülünü İsveç’te yapılan bir tören ile kabul eden yazarın konuşması da internette yayınlandı. Ülkesindeki sansür uygulamalarından bahsetmeyen bir konuşma yaptığı için bazı çevrelerce eleştirilen yazarın konuşma metni; beni çok etkiledi.

57 yaşındaki Guan Moye, pardon Mo Yan, büyüdüğü köyü, ailesinin çektiği zorlukları, en çok da artık hayatta olmayan annesini, bir ‘hikâye anlatıcının’ kullanabileceği en içten, en yalın dil ile anlatmış. Konuşmasının küçük bir kısmını sizler için çevirdim:

“Asıl anlamı ‘konuşma’ demek olan ‘Mo Yan’ lâkabını, küçükken çok konuştuğum için aldım. Bizim köyümüzde ‘konuşkan’ çocukların hayatta başarılı olamayacağına, hatta kendilerine ve çevrelerine belâ getireceğine inanılırdı. Okuma-yazma bilmeyen annem ve babamın tüm çabalarına rağmen ben okumaktan, hikâye dinlemekten ve hikâye anlatmaktan hiç vazgeçmedim. Annem kitaplara olan düşkünlüğümü hep destekledi. Açlık sınırında yaşamamıza ve çoğu zaman bir sonraki öğünde sofraya ne yemek koyabileceğimiz belli olmamasına rağmen, kalem ve kâğıt istediğimde bana ‘hayır’ demezdi. Bir gün, ekin tarlasından aldığı bir avuç buğday için, kâhyanın annemi kıyasıya dövmesine şahit oldum.

Yıllar sonra, annemle birlikte iken o adama tekrar rastladık. Artık yaşlı bir adamdı. Yanına gidip onu hırpalamak istedim. Yüzümü gören annem elini koluma koydu ve ‘Beni döven adam ile bu adam aynı insan değil oğul’ dedi. Burada olan herkese ve aileme çok teşekkür ediyorum. Ama bu ödülü artık benimle olmayan annem için alıyorum.”’ Mo Yan’ın kitapları 2013 yılında Can Yayınları’ndan çıkacak. Heyecanla bekliyorum.

ORTA DÜNYA’YI ÖZLEMİŞİZ!..

Yönetmen Peter Jackson, toplam 558 dakikalık ‘Yüzüklerin Efendisi’ üçlemesinden sonra, Hobbit üçlemesinin ilk filmi ‘Hobbit: Beklenmedik Yolculuk’ ile yine karşımızda. Bu sefer 170 dakikalık üç boyutlu bir görsel şölen ile izleyiciyi selamlıyor usta yönetmen. Film bizi ‘Yüzüklerin Efendisi’ üçlemesinden tam 60 yıl önceye götürüyor...

Cücelerin ülkesi Erebor’u ejderha Smaug’dan kurtarmak için yola çıkan 12 cüce ve 1 büyücüye; sakin, sessiz Hobbitimiz Bilbo Baggins de katılıyor. Egzantrik grubumuz, Erebor’a doğru yol alırken karşılarına Goblinler, Orklar, Warglar, Elfler ve elbette ‘kıymetlimis’ Gollum çıkıyor. Bu filmde meşhur ‘yüzüğün’ Bilbo’nun eline nasıl geçtiğini öğreniyoruz.

Fantastik edebiyatın ve fantastik sinemanın sadık bir hayranı olan bendeniz, filmi çok beğendi. ‘Yüzüklerin Efendisi’ üçlemesini izleyip sevmiş olan her yaş grubundan herkese de öneririm. ‘Yüzüklerin Efendisi’ni daha önce defalarca izlediyseniz bile Hobbit sonrası yeniden izleme isteği doğuyor. İyi seyirler.

Ateşli silâhlar öldürür

Malumun ilamı gibi bir başlıktan yola çıkarak, bu hafta vuku bulan iki felakete dikkat çekmek istiyorum. Amerika ve Çin’de aynı gün küçük çocuklara yönelik saldırılar meydana geldi. Amerika’da 20 çocuk hayatını kaybetti. Çin’deki saldırıda ise 2 si ağır 22 çocuk yaralandı fakat çok şükür ölen yok! “Amerika’daki, okula dalıp ilkokul bebelerini öldüren 20 yaşında asosyal bir gençtir” dersek, sorunu eksik tanımlamış oluruz. Çünkü Çin’de de benzer bir durum yaşandı ama saldırganın elinde ateşli silâh olmadığı için, can kaybı olmadı.

Amerika saldırısı masum çocuk ölümlerinin ağırlığı yüzünden medyada geniş yer buldu. Çin ise, elim bir olay olarak kayıtlara geçti fakat ‘herkesi ağlatan çocuk ölümleri’ yaşanmadığı için, vicdanlardaki etkisi Amerika’da yaşanan vahşet kadar büyük olmadı! Benzer bir olay, 2010’da yine Çin’de meydana gelmiş; işsiz kalan 47 yaşındaki bir kişi yine ilkokul çağında 28 çocuğu bıçaklamıştı! Norveç’te yaşanan korkunç olayda, caninin, otomatik silahlarla 77 kişiyi öldürmesinin üzerinden 1.5 yıl geçti.

Karşımızdaki tablo, her coğrafyada ruh sağlığını yitirmiş kişilerin katliam yapabildiği, fakat ellerine geçirdikleri silâhın ölüm ile kalım arasındaki farkın tek belirleyicisi olduğudur. İşte sırf bu nedenle bile ‘bireysel silâhlanma’ ciddi bir sorun olarak hükümetlerin gündeminde olmalı ve tüm sivil toplum kuruluşları tarafından silâh lobisine karşı çok ciddi karşı kampanyalar yürütülmelidir.

Kırmızının uğuru

“Batıl inançları, uğur denemeleri olan bir insan mısın?” diye sorsanız “Herkes kadar” olur yanıtım. Yılbaşı akşamı bereket için kapıda nar kırmak, yıla iyi dileklerle başlamak ve kırmızı rengin uğuruna inanmak gibi karınca kararınca ritüeller zincirim var benim de. Bu nedenle de sizler için de ufak tefek ‘kırmızı’ hediye önerileri hazırladım:

- Anne: Kırmızı ruj

- Baba: Kırmızı atkı

- Kız kardeş: Kırmızı eldiven

- Erkek kardeş: Kırmızı terlik

- Büyükbaba: Kırmızı mendil

- Büyükanne: Kırmızı şal

- Kuzin: Kırmızı cüzdan

- Kuzen: Kırmızı anahtarlık

- Yeğen: Kırmızı çorap

- Amca, dayı, enişte: Kırmızı kravat Kırmızının uğuru, yeni yılın neşesi olsun.

(22.12.2012 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır.)