Bugün 23 Nisan, neşe dolu mu 'ÇOCUK'?
30 Nisan 2011

Her 23 Nisan’da tekrarlanan ‘devlet büyüklerin koltuğuna oturma seremonisi’nin bu sene daha bir önemi var. Hatta bu sene ‘çocuk oturtulacak koltuklara’ bir tane daha eklenmeli; ÖSYM Başkanlığı Koltuğu! Mümkünse ağabey veya ablası YGS sınavına girmiş bir minnacığın ağzından, büyüyünce o koltukta neler yapacağını duymak hepimize iyi gelecektir.

Eminim’ kalksın’ isteyecektir bu anlamsız ve güvenilirliği yok olmuş sınavlar... Eminim diyecektir ki; “Herkes okuma hakkına sahiptir, sınav da neymiş!” Ve de ekleyecektir; “Hele de şu SBS yok mu, şu SBS! Ne hakla soktunuz bizi 3 sene art arda sınava!” Belki de diyecektir ki; “Test çözmekten oynayamıyoruz doya doya...” Ne çember, ne misket, ne folklor, ne basketbol, ne de futbol! Varsa yoksa; ‘öğretmen öğretir A, B, C’... Diyecektir ki; “Ablam mod, medyan nedir, bilmiyormuş; ağlayıp duruyor evde...”

Ve çocukluğun tüm dürüstlüğü ile söz verecektir; “Ben büyüyünce ÖSYM Başkanı olursam; mod, medyan ve algoritma kullanmayacağım!” Elif Şafak geçen hafta pazar günkü köşesinde ‘Vazgeçebilmeye Methiye’ isimli müthiş bir yazı yazdı. Gerektiğinde aşklardan, işlerden, mesleklerden vazgeçebilmeye övgüler diziyor. Haklı! Bu ‘Çocuk Bayramı’nda vazgeçilmesi önemli bir şey daha var bence; Göstermelik seremoniler. Devlet koltukları değildir çocukların yeri... Protesto yürüyüşleri de değildir. Dershaneler, sınavlar, kontenjan listelerinin önü hele, hiç değildir! Ne acıdır ki, hep ‘oralarda’ bu çocuklar. Stadyumlar, spor alanları, kırlar, sinemalar, tiyatrolardır bayramı ‘BAYRAM’ yapan... Çocuğu ‘ÇOCUK’ , genci ‘GENÇ’, insanı ‘İNSAN’ kılan...

‘Dünyayı siyasetle değiştiremeyeceğimi anladım’

Bu söz araştırmacı yazar Yasemin Yusufoff’a ait. Hafta içinde ‘cinsel istismara karşı resimli hikaye kitapları’ hazırlamakta olduğu haberlerini okuyunca hemen aradım.

Sohbetimiz sırasında hem ‘Hadi Tut Elimi Derneği’ ile birlikte düzenledikleri bu projeden bahsetti hem de kendisinden.

Genç bir anne olan Yasemin Yusufoff, New York Üniversitesi Siyaset Bölümü mezunu. “Dünyayı siyasetle değiştiremeyeceğimi anladım. Herşey insanları, özellikle de ebeveynleri eğitmekle başlar diye düşündüm” diyen Yusufoff, Japonya’nın en iyi üniversitelerinden biri olan ICU’dan burs alarak ‘eğitim’ konusunda mastır yapıyor.

Yasemin Yusufoff, suç işleme oranı ile çocuklukta yaşanan travmalar arasında doğru orantılı bağ olduğunun altını çiziyor. Bu çalışmaları sırasında Çocuk Esirgeme Kurumu ile ‘problemli ailelerinden alınan çocuklarla, yetim ve öksüz çocukların bakımı ve evlat edinilmesi konularında’ araştırmalar yapıyor. Çocuklarda cinsel istismarı önleme ve buna maruz kalanların rehabilitasyonu konusunda da ‘Hadi Tut Elimi’ gibi derneklere destek veriyor.

‘Hadi Tut Elimi’ derneği ile birlikte yaptıkları bu son çalışma ‘cinsel istismara karşı resimli hikaye kitapları hazırlayarak, bu kitapları belediyeler kanalı ile ailelere bedava ulaştırmak.’ Yusufoff, 3-6 yaş grubundaki çocuklara yönelik kitapta, bir çocuğun kendisine dokunmak isteyen bir yakını veya tanıdığına izin vermediğini, hemen olayı anne-babasına anlattığını, ebeveynlerin de olayı anlattığı için çocuğu takdir ettiklerini anlatan öykülerin yer alacağını söyledi.

Ailelere de cinsel istismarı fark etmelerine yardımcı kitaplar hazırlamayı planlayan Yusufoff, bu kitabın da ‘’Cinsel istismar konusunda neye dikkat edilmeli’’, ‘’Çocuklar nasıl eğitilmeli’’, ‘’Araştırmalar bu konuda ne diyor’’, ‘’İstatistikler neyi gösteriyor’’ gibi genel bilgilendirmeleri içereceğini anlattı.

Sevgili Çepeçevre okurları,

Bugün 23 Nisan. Bayramların kararmaması için çocuklarımızı, koruyup kollamalıyız.

Ülkemizde ‘siyasi farkındalık’ üst seviyede iken, aynı önemi ve özeni; her yörede, her ilde, her köşede tüm ‘çocuklara karşı yönelik suçlar’ için de göstermeliyiz.

Dostoyevski’nin ‘Budala’da, Livaneli’nin ‘Ada’ şarkısında geçen Sait Faik Abasıyanık nakaratında verdikleri mesaja katılıyorum; ‘Dünyayı Güzellik Kurtaracak’... En güzel olan ise; Çocuk’tur.

Yeni Zelanda koyunu sonra çıkar oyunu!

En yüksek bütçeli filmlerden biri olan ‘Yüzüklerin Efendisi’ üçlemesindeki ‘Hobbitler’i herkes anımsayacaktır.

Hani, boyutları küçük, cesaretleri büyük Orta-Dünya halkı. Tolkien’in kitabı da zaten ‘Her kovukta bir Hobbit yaşamaktaydı’ diye başlar.

Hobbitler, pek çok fantastik ve masal türü kitaba konu olmuşsa da National Geographic Dergisi’nde yayımlanan bir makaleye göre; yüz binlerce yıl önceki yaşamı ve fosilleri inceleyen paleontologlar, bir zamanlar Asya kıtasında boyu ve kafatası büyüklüğü, 3 yaşındaki çocuklar kadar olan insan atalarının yaşadığını ıspatlamışlardır.

Şüphesiz ki fantastik edebiyatın ustası sayılan Tolkien’in eseri ‘Yüzüklerin Efendisi’ni beyazperdeye aktarmak altından kalkılması zor bir görevdi.

Serinin 3 filmi eşzamanlı olarak Yeni Zelanda’da tam 8 yılda çekildi ve prodüksiyon maliyeti 285 milyon dolar olarak açıklandı! Ama asıl başarı gişede geldi: Üçleme yapımcılarına tam olarak 2 milyar 915 milyon dolar kazandırdı!

‘Harry Potter’, ‘James Bond’, ‘Yıldız Savaşları’ ve ‘Shrek’ filmlerinin ardından ‘Tüm zamanların en çok gişe yapan’ 5’inci film serisi oldu. 30 Oscar adaylığı sonucunda 17 tane de Oscar ödülü alarak hem de!

İşte şimdilerde, bu efsane filmin seti olarak kullanılan ‘Hobbit Kasabası’nın yeni sakinleri var! Yeni Zelanda koyunları, filmin çekimi için oluşturulmuş mini kovuk-evlerde keyif çatıyorlar!

Hem de mükemmel bir doğa manzarasının içinde! Gerçek organik et ve süt ürettiklerinden de hiç kuşkum yok! Yine de ‘ithal et’e hiç rağbet etmemiş bir tüketici olarak ‘herkesin koyunu kendine kıymetli’ diyorum.