Yandex.Metrica
Yetenekleri sınayanların yeteneği...
01 Aralık 2009

Bayram bitti. Gün sayısı fazla olduğundan bayram ekranı da ezberin dışına çıkamadı. Anladığım kadarıyla ekranda her gün bayram artık. Özel bir çabaya, nostaljik davranmaya gerek yok. Neyse...
Bana göre bayramın kazananı Acun Ilıcalı oldu. Yetenek Sizsiniz diyerek memlekete ironi dolu bir gönderme yapan Acun, yetenekle aramızdaki mesafeyi gösterip durdu...
Yetenek biz miyiz ya da yeteneksiz miyiz kararsız kaldım sahiden. Bir de “Türkiye’nin aradığı yeteneği bulan” jürinin yeteneklerine bakmak gerekir diyorum...
Acun mesela. Bir sunucu olarak Türkiye’nin aradığı yetenekten çok, iyi bir trend avcısı olarak geldi şimdiki yerine. Ve yerinde rahat. Kolay yıkılmaz artık...
Hülya Avşar bir döneme imza atmasına rağmen oyunculuğu o çok benzediği Ornella Muti seviyesine ulaşmadı hiç. Oysa dünyanın sayılı starları arasına girebilirdi...
O ise rekabet çubuğunu hep kolay ezebileceği tiplerle arasına koymayı tercih etti. Bir Gülben Ergen örneği var önümüzde bu anlamda...
Ali Taran’a gelince. O kendi sektöründe bir yetenekti. Kendisini efsaneleştiren şey de ortalıkta dolaşmayışıydı. Şimdi popüler bir yarışmanın kendini devleştiren yeteneklerine bir şeyler katmasını bekliyor. Öyle zor ki...
Sıradan insanın yeteneklerine gelince. Kendini sıradanlaştıran birinin içinden yetenek cini çıkmasını beklemek bile yeterince sıradan değil mi?
Diyeceğim o ki, yetenek başka bir şey. Herkes kendi kaderinin yeteneği. İzlediklerimize bakınca yeteneksizmişiz demekten başka bir şey gelmiyor içimden!

Aradakini seçerken dikkat gerek!
Bir programı izlenir kılan içeriğindeki gücü elbette. Bir de izlemeyip, bakmakla yetinilen işler var. Yemekteyiz’in (Show TV) geldiği durumu ikinci şık özetliyor...
Yayına ilk girdiği zamandan itibaren sofrasına benim de bir tabak koyduğum yarışma, geçen haftanın fenomeni Nedim’e bakmanın dışında üstünde durduğum bir format değil uzun zamandır...
Bulduğu manyetik tiplerle iş yapıyor bu türden yapımlar. Nedim öyleydi. Ama bu haftanın sivrileni uzun bir zaman daha unutturacak bana programı...
Bir abi var. Tam olarak abi diyemiyorum ona. Ablamsı bir abi. Sorsan kendine sanatçı ruhlu. Ben her anlamıyla iki ara bir derede kalmış adam diyorum ona. Köylü değil, kentli hiç değil. Ruhu yok yani...
Şimdi, başından beri yarışacak adam seçerken kullanılan “bir de efemine koyalım ki reyting alsın” hali, hakikaten kontrolün dışına çıkmış.
Türkiye iki ara bir derede bırakılanların ülkesi ama bunu tokat haline getirmek şart mı?..
Kuşum Aydın sempatikliğinin ötesine geçmedikçe, arada kalmışlardan yiyecek ekmek çıkmaz. İstediğiniz kadar sofra kurun; çıkmaz!

Kötülerin dünyası
Mehmet Türk güzel söylüyor; dünya kötülerin dünyası. Kulak verin siz de; “Yaprak Dökümü’nde (Kanal D) Cem kendisine o kadar kötülük yapan Necla’ya, Leyla delirmesine ve çok acı çekmesine neden olan Oğuz’a, Şevket ise kötülükler kraliçesi Ferhunde’nin kalbine istemeden de olsa (!) yeşil ışık yakıyor... Yani dizi uzadıkça belli ki herkes birbirinin ayağına dolaşacak. Anlayacağımız tilki dönüp dolaşıp kürkçü dükkanına geri dönünce de insan şunu anlıyor; dünya kötülerin dünyası...”
Adı üstünde Mehmet, Yaprak Dökümü. Bu anlattığın iklimde yaprakların dökülmekten başka şansı var mı kardeşim?..

EZEL’DE NELER OLACAK?
Ezel ve Monte Cristo Kontu arasındaki paralellik çok tartışılıyor. İlk bu köşede yazılmıştı. Şımarıklığını yapalım. Neyse...
İlk bu köşede yazılacak başka bir şey daha var. Ezel’i bulmak için Dumas’ın romanının içine girmeye gerek yok aslında...
Henüz iki yıl önce Star’da beş bölüm yayınlanmanın ötesine geçemeyen Arjantin yapımı Monte Kristo (Pablo Ecchari oynamıştı) ile aynı hızda gidiyor yapım...
Bilmiyorum Star dizinin devamını yayınlar mı? Ama günlük periyoda yayına koyarsa, birkaç gün sonra Ezel’i yakalar.
Bir zaman sonra da dizide neler olacağını konuşmaktan kurtuluruz. Yaşasın modası geçmiş pembe diziler ve yaşasın kötülük!

Zeki’nin ilginç reklam atağı
Matrax’ın tipleri var radyoda. Zeki Kayahan Coşkun şimdi ekrana taşıdığı programda bu fanatiklerin ekmeğini ustalıkla yiyor...
Bir de gerilla reklamcılık denilen yeni bir trend var. Zeki belli ki onun da kokusunu uzun zaman önce alanlardan. Geçen gece mesela, Okan Bayülgen’in Disko Kralı’na (Kanal D) öyle bir sesli “spam” (reklam içerikli maillere verilen isim) yolladı ki, müthiş bir reklam çalışması oldu...
Adanalı Ayten ablamız, bu kez isim değiştirerek Okan’a bağlandı telefonla. Kadının telefondaki performansına ulaşabilecek kimse yok bu ülkede.
Kendi deyimiyle düzenli deprüsyun (depresyon) tedavisi gören ablamız varlığıyla Disko Kralı’nı şenlendirdi hakikaten...
Aynı saatlerde SKY Türk’te yayın yapan Zeki’nin Matrax’ından yol alıp Disko Kralı’na giriş yapan Ayten Hanım sıkı bir reklam oldu Matrax için. Matrax fikirdi; kutlarım!