Yargıyı otomatiğe bağlamak için
14 Ekim 2010

Adalet Bakanı ile Adalet Bakanlığı müsteşarının katılmadığı bir toplantıda karar alınamıyorsa ve bu söz konusu iki kişi ağustos ayından bu yana toplantılara katılmayıp kurulun işleyişini engelliyorsa “Biz bu kurulda çalıştırılmıyorsak, engelleniyorsak, bu görevi boşu boşuna yapıyor görülmek istemiyoruz ve istifa ediyoruz” der. Başbakan ise “Bunlar şov yapıyor” suçlamasıyla çarpıtıyor, ayıp ediyor. Kurul 7 kişiden oluşuyor ve hakimlerin eşit oyu var. Mevcut üye yapısında istedikleri kararı aldıramayacağına inanan hükümet, Adalet Bakanı’nı ve tabii ki onunla aynı doğrultuda hareket etmek durumunda olan müsteşarını toplantıya yollamıyor. Böylece kurul toplanıp karar alamıyor.

[[HAFTAYA]]

Başbakan’ın “Adalet Bakanı ellerini mi tutuyormuş, toplansınlar” demesini nasıl açıklamalı, toplanıp çay mı içecekler? Anayasa değişikliği safsatası sırf bunun için çıkarılmadı mı? Koskoca bir ülkenin gündemini, enerjisini, parasını bunun için gaspetmediler mi? Maksat HSYK’nın yapısını değiştirebilmek değil miydi? Oraya istedikleri zihniyette, kendi dediklerini yapacak hakim ve savcıları seçtirebilmek, böylece ülkede kendilerinden olmayan son kaleyi de fethetmek değil miydi? Yasama ve Yürütme’yi denetleyebilecek tek güç olan Yargı’yı da otomatiğe bağladıktan sonra bağımsız, tarafsız medyayı da sattırıp susturdun mu, yeme de yanında yat. TeVe’lere çıkıp bağırıp çağırmaya bile gerek kalmayacak. Emir veriniz yapsınlar, emir veriniz uysunlar! Bunun adına liberal demokrasi değil, liberal faşizm mi demeli acaba?

MEĞER SİNEMA SEVİYORMUŞUZ!

Sinema dünyası Antalya’da Kusturica kriziyle çalkalanırken İstanbul’da sinemaseverler koşa koşa salonları dolduruyor! Film Ekimi büyük bir başarıyla sürüyor. ‘Nasıl olsa hafta içi gündüz seanslarında yer bulurum’ düşüncesiyle önceden ne bilet ne davetiye peşine düşmediğim filmleri izleyebilmek için salonlara gidiyor, şaşıp kalıyorum! Seanslara yarım saat kala gelmeyenlerin yerine oturabilmek için numarasız bilet kuyruğu sokaklara taşıyor. Bu kadar sinema meraklısı var da normal zamanlarda o salonlar niye boş duruyor, niye bir-iki kişiyle perde açılıyor, film gösteriliyor? Mesele seçilen filmler mi? Aman yanlış anlamayın, seçilen filmler festival festival dolaşıp ödül avcılığı yapan ama gişede duvara toslayan, anlaşılmaz büyük sanat filmleri değil. Ünlü yıldızların, aksiyon sahnelerinin, tekniğin ve paranın konuştuğu Hollywood filmleri de değil. Avrupa sineması, aşk filmleri, komedi, vb... Belki de seyirci “sinema günleri” diye motive edilip koşuyor. Ortada bir başarı var, salonlar, sanki canlı bir performans kaçırılacakmış gibi tıklım tıklım. Sinemacılar da bu ilgiyi nasıl devam ettireceklerini bulsun, salonlar hep dolsun!

TELEFON SAPIĞI BANKAM VAR!

Evet, yanlış okumadınız, telefon sapığı bir bankam var: Cep telefonum sabah dokuzu bir kaç dakika geçe çalmaya başlıyor, geceye kadar sürüyor. Numarayı artık ezbere bildiğim için anında reddediyorum. Engellemeye alıyorum, nasıl aşıyorlarsa yine arıyorlar. Cep telefonuyla ulaşılmak özel olmak demek. Acil ve önemli bir arama demek. Çocuğunuz mu, aileniz mi, kimin size o anda ihtiyacı var, iki eliniz kanda olsa açıyorsunuz. Oysa sadece reklam! Herhangi bir kurum tarafından cep telefonunuzdan ulaşılmak, üstelik de reklam yapmak için ulaşılmak gerçekten sinir bozucu. Toplantıda mısınız, sokakta mı, trafikte mi, olmayacak bir yerde, olmayacak biriyle mi? Soran eden, özür dileyen yok. Sadece bütün isimlerinizi söyleyip “Siz bu musunuz?” diye sorup motor gibi başlıyorlar: Garanti Bankası’ndan arıyorum, money kart! Dinlemek istemiyorum, taciz edilmekten nefret ediyorum. Bu resmen taciz. Hangi hakla? Böyle agresif bankacılık yapılır mı, insan müşterisini taciz eder mi? Bunun işe yaradığını sanıyorlarsa çok yanılıyorlar. Şimdiye kadar severek kullandığım bankamdan nefret etmeye başladım. Telefonda küfür etmemek için kendimi zor tutuyorum, çünkü karşımda ‘call center’da iş buldu diye sevinen bir genç insan var, onun suçu yok’ diye telkin ediyorum kendime. Ama yazıyorum işte, reklam yapmak için insanları cep telefonundan taciz etmekten vazgeçin. Ters tepiyor, nefret ediliyorsunuz!