Türkiye'nin gündemle imtihanı
22 Haziran 2014

Babaları Murat Özenalp'in 2 Mayıs 2014'te cenaze töreninde oğlu Batu ile kızı Duru'nun bu fotoğrafı Türkiye'nin hafızasına kazındı.

DURU'NUN BABASINI geri getirecek kadar büyük müsünüz?

SEVİNÇTEKİ TRAJEDİ

Perşembe günü Silivri, Hasdal, Mamak cezaevlerinin önünden gelen fotoğrafları seçerken, üstelik gasteyi baskıya yetiştirme gibi bi stresin içinde hızla debelenirken gördüğüm her kare, hızımı kesti. Her fotoğraf bi diğerinin aynısıydı. Seslerini duymaya gerek yoktu. Gözler, eller, kollar kısaca tüm bedenleri çığlık çığlığa aynı hisle bağırıyordu. Cezaevi kapısından çıkan esaret karşısındaki coşkuyu ben yüzlerce kilometre öteden, üstelik mavi bir cam ekranın önünden iliklerime kadar hissedebiliyordum. Birinci dereceden ait olmadığım kederin bi parçasını böyle yüklenmek bile gözlerimi dolduruyordu. Ellerinden alınanın sanki şu ana kadar kıymetini bilememişler de, bi daha kaybetmemek istercesine sarıp sarmalıyorlardı her çıkanı. Fotoğraf bir anın dondurulmasıdır oysa. Ama burada sanki her kare geçmişiyle objektifin karşısına geçiyordu. Tablodaki çıldırtıcı mutluluk bir anda trajediye dönüşüyordu fotoğraflarda.

HER MUTLULUKTA YÜREK SIZISI

Yıllar olmuştu özgürce sarılmayalı oğullarına kızlarına eşlerine... Birinin oğlu iki sene önce ilk kez aşık olmuş, ama babası demir parmaklıkların arkasında. Anlatamamış en iyi arkadaşı babasına, aşık olmaktan utanmış. Diğerinin kızı, arkadaşlarıyla bi gece gezmesine gidip çok eğlendiği bi akşam yatağa uzanmış, mutlu olduğu için suçluluk duygusundan kıvranmış.

Ertesi gün en yakın arkadaşından çıkarmış acısını, iki hafta konuşmamışlar. En güzel zamanlarda, hep bi yürek yarası sızısı taşımışlar. Küçük oğlu doğduğunda cezaevine girmiş bi diğeri, ne emeklemesini görmüş, ne ilk adımlarına tanık olmuş.Büyümesini kaçırmış. Bebeğin ateşi çıktığında eli ayağına dolaşan eşinin yanında olamamış. Oysa bilen bilir, zahmetli olduğu kadar kıymetlidir tüm bu anlar. Bi diğeri; onu yoksulluklar içinde büyüten anacığını son bi kez görememiş, elini öpememiş.

Yaşlılığa evlat üzüntüsü de eklenince bu dünyadan daha erken göçüp giden annesinin tabutunu taşımaya izinli gelmiş. Bi daha asla geri gelmeyeceğini bildiği zamanların yürek yarasıyla dönmüş cezaevine.

Gidilemeyen düğünler, kutlanamayan doğum günleri, anlatılamayan sıkıntılar, yan yana omuzlanamayan acılar... Geri gelmeyecek onlarca an... Nasıl ödenir bunların bedeli, bi gerçek karşılığı var mıdır hayatta?

NASIL TESELLİ EDECEKSİNİZ?

Kaybedilen, paylaşılamayan, kaçırılan anların telafisi yok, belki tek tesellileri şimdi bu Pazar sabahı aynı sofrada güle oynaya kahvaltı yapacak olmaları. Ya peki tutuklu asker babasının “Tayinim çıksın, eve geldiğimde sizi nerelere götüreceğim kahvaltıya” diye söz verdiği 8 yaşındaki Duru? Cezaevi bahçesinde birlikte yakan top oynarken gözleri önünde babası ölen Duru? Yerde baygın yatan babasına “Söz bi daha yakan top oynamayacağım” diye söz veren Duru? Duru nasıl teselli edecek kendisini? Ya da biz nasıl teselli edeceğiz Duru’yu? Ne diyeceksiniz Duru’ya? Baban bizim 12 yıllık büyük iktidarımızda saflığımızın kurbanı mı oldu diyeceksiniz? 12 yıl boyunca yediğiniz içtiğiniz ayrı gitmeyen, miras paylaşımında birbirinizi arkadan bıçakladığınız ‘kötü akrabalarınıza’ mı keseceksiniz faturayı? Kaybedilen insanları, yılları geri getirecek kadar büyük müsünüz peki? Peki faturayı kestiniz diyelim, yüzlerce insanın hayatına kumpaslarla vurduğunuz balyozların vebalini nasıl pay edeceksiniz aranızda? Elbette, evladı öldürülen anneyi yuhalatanların vicdanının kara bi delik gibi bu soruları yutacağını biliyorum.

ZAMAN EN BAĞIMSIZ MAHKEME

İnsan kalabilmek inadı ve inancıdır bu soruları bana sorduran. Ve zaten biliyorum ki Duru’nun saflığı, kirinizdir sizin! Tarihin en bağımsız, satın alınamaz mahkemesidir zaman, bu delille suçluyu asla cezasız bırakmaz... İyi pazarlar...