Tribünü kutsayarak hayal kurmayın!
15 Ağustos 2013

Son dönemde Gezi Protestoları'nın ardından tribünlerden yükselen sloganlar iktidarı rahatsız etti.

Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç, "Stadyumları şiddetin, siyasi gösterilerin merkezi haline getirenler hukuki bedelini öder. Futbol taraftarı arasına siyasi nifak sokanlar bedelini öder. Kanunda bedeli neyse. Stadyumlar siyaset yeri değil" diyerek iktidarın taraftarlara ve statlara bakışını özetliyordu.

Milliyetçiliğin av sahası

İngiltere'de Demir Leydi Thatcher'ın iki büyük facianın ardından almaya çalıştığı önlemlere benzer uygulamaların peşine düşen iktidar, aldığı karar ve tutumla futbola ve tribüne ne kadar yabancı olduğunu gizleyemiyordu.

Bu memlekette 90'lı yıllarda tribünler sevgili Kıvanç Koçak'ın tanımıyla milliyetçiliğin av sahasına gelmişti. Uzun yıllar boyunca mafyatik yapılanmalarla birlikte bu anlayışın tribünler üzerinden birçok genci örgütlemeye çalıştığını ne çabuk unuttuk.

Şimdi neden rahatsızlar?

Şimdi siyasetten rahatsız olanlar tribünde "Adam gibi adam Recep Tayyip Erdoğan" pankartı açıldığında acaba neler hissediyorlardı? Genç Fenerbahçeliler ve benzeri gruplar Başbakan'ı ziyaret ederken, seçim vakti her gittikleri memleketin takımının atkılarını boyunlarına takarken acaba hangi saikle hareket ediyorlardı?

Bu hikaye tutmaz

Hoşlarına gitmeyen sesleri tamamen bastırma gayretine girişenlerin fark etmediği nokta ise gayet açık.

Bu kadar üzerine giderlerse patlamanın derecesi çok daha büyük olur. Tribün öyle kutsanıp politik hat kazanmak için gayret edilecek bir alan değildir. Sokakta ne varsa tribünde de o vardır. Tribünden politik bir argüman çıkarmaya çalışıp ıslık ve protesto yarıştıranlar da boşuna hayal kurmasın.

Hayatın her anı politiktir ve tribünde hayatın bir alanı olduğuna göre zaten politiktir. Bunun dışında esen rüzgârla birlikte tribünlerde yaşananlardan payını alır ama bunun ötesinde bir hikaye yazmak için büyük bir hayal gücü gerekir.