Tirajın büyüsü niteliğe yüz vermez!
29 Haziran 2012

Tek tını Arap!

"Futbolun dibe vurduğu Rizespor maçının dönüşü. THY'nin tarifeli uçağı, içinde benim de bulunduğum grup uçağa biniyor. Beşiktaş kafilesi ise alanda bekleyen bir başka uçağa yöneliyor. Genç muhabir arkadaşlarımın aralarındaki konuşmada ses tonları giderek abartılı hal almaya başlıyor. Algılanan tek tını ise 'Arap!' Sürekli bağırarak konuşuyorlar, kısa ve kısır her cümlenin başına da mutlaka bir 'Arap' tanımlaması yapıştırıyorlar. Ama esas facia uçağın içinde başlıyor... 

'Uçakta edepsizlik'

Kısmen boş olan uçaktaki sahipsiz koltuklara yayılan genç meslektaşlarım iskambil oynamaya başlıyorlar ki, bunu ben de yapardım geçmişte. Üstüne üstlük benim '3-5-8'deki değişmez ekürilerim, Şenol Fidan ile Halim Okta idi. Derken, uçağın içi giderek yozlaşan, edepsizliğe varan ses tonları ile çınlamaya başlıyor.

Bir sonraki aşamada ise iskambil oynayan ve de bu oyunu izleyen genç spor yazarı grubundan küfürler yükselmeye başlıyor. Eee işte orada durun! Hadi ben havada yerin dibine geçtim, uçaktaki diğer yolcuların ve görevlilerin ne günahı var...

"Daha rezil oluruz"

Biliyorum bu ne ilk, ne de son olacak ne var ki, bu kez dozunu kaçırdılar. Sadece Beşiktaş'ı izleyen genç muhabirlerin yaptığı şey de değil bu üstelik, üç takımda da aynı sorunun yaşandığını biliyorum... Spor servislerini yönetenleri uyaracağım sadece. Çoğu arkadaşım olan spor servisi yöneticileri; sakın ola ki, tribünde kendini kaybetmiş, ağzından salya akan fanatikler için yanlış terimler kullanmayın zira bizim durumumuz, onlardan daha vahim, rezil oluruz..."

Çığlığa itibar eden olmadı!

8 Aralık 2006'da Radikal'deki köşesinde spor medyasının hiç de alışmadığı bir yazı kaleme alıyordu Asena Özkan... Teknik-taktik dehaları sistem üzerine kalem oynatmayla meşgul oladursun, kıymet-i harbiyesi bilinmeyeceğini bile bile medya eleştirisi kaleme almaktan geri durmuyordu. Belki de çok ama çok geç kalınmış bir yazıydı...

Yalnızca bir işaret fişeği olması derdiyle yazılmıştı ya da. Kimsenin durup vakti yoktu, incelikleri anlamaya... Derdimiz kimin şampiyon olduğu, en iyi transferi hangi takımın yaptığı ya da darbe zaferlerinden ibaret olduğu için bu sessiz çığlığa itibar eden pek olmadı haliyle...

Kimin derdi nitelik!

Gazetelerdeki ahbap-çavuş ilişkileri bir yana dursun nitelikli personel istihdam etme alanında hiçbir çaba gösterilmediğini söylemek pek de acımasız bir durum tespiti olmayacaktır. Bu tespitten yola çıkarak genel bir medya eleştirisi de pek kolay yapılabilir.
Fakat bu yazının konusu genel medya eleştirisi olmadığı için, sorunun kaliteli içerikten öte tiraja endeksli yayın politikaları olduğunu söylemekle yetinebiliriz.

Doğru ama çok acı...

Spor medyasında neden kaliteli işlere imza atılmadığı sorusunun yanıtı ise gayet net aslında... Gazetelerin en önemli yapıtaşı muhabirlere bile bütçe ayır(a)mayan gazeteler, nitelik yerine ucuz iş gücünü tercih eden yönetim anlayışı, tiraj derdine düşüp ahlaki hiçbir nosyona yüz vermeyenler, meslekiçi eğitim programıyla dalga geçenler, aldıkları maaşa bakıp, "Fazlasını bile yapıyoruz" diyenler, muhabirlerinin kendilerini geliştirmeleri için en ufak bir çaba göstermeyip kendileri de gün geçtikçe geri gidenler... 

Patronlar hiç değişmedi

Elbette bu koroya destek veren ve ayakta kalmaları için en önemli unsur olan müşteriler... Belki bu şarkının bitmesini sağlayamayız ama en azından başka şarkıların da var olduğunu gösterip, yeni melodiler peşinde koşanlara cesaret aşılayabiliriz. Yoksa 2008'den bu yana medyada pek olumlu değişiklikler meydana geldiğini söylemek hayalcilikten öteye geçmez...

Aradan dört sene geçti. Takımların isimleri değişmedi, hâlâ deplasmana uçakla gidiyorlar... Muhabirler de takımları takip etmeye devam ediyorlar. Müdürler de masalarında... Patronlar mı? Onlar bu zamana kadar hiç değişmedi zaten!