Yandex.Metrica

Yeni Yazısı > Son Sürat İstanbul - 17.04.2011

Son Sürat İstanbul
17 Nisan 2011

İstanbul’da yaşamanın en zor yanı nedir? Evet, hep bir ağızdan yanıtlıyoruz: Trafik! Neden, niçin, nasılın yanıtlarını İstanbul bundan önce ‘neydi, ne oldu, ne olacak’ görüntülerine dalıp giderek almak istiyorsanız ‘Son Sürat İstanbul’ ulaşım konusunda İstanbul’u anlatan ama bunu çok da şiirsel bir dille yapan bir belgesel. Ekibin neredeyse tamamı kadınlardan oluşuyor. Hem de ne kadınlar!

[[HAFTAYA]]

Hepsi sinemanın da ulaşımın da uzmanı. Sürdürülebilir Ulaşım Merkezi EMBARQ’ın sponsorluğunda çekilen film, İstanbul’u, tarihi ve şehircilik açısından da o kadar güzel anlatıyor ki, “2010 Ajansı maddi olarak desteklediği bütün o ne işe yaradığı kendinden menkul filmlerin yanında asıl buna destek vermeliydi” diyorum. Yapımcılar istemiş de nitekim. Ama herhalde cemaatten ve yakın çevreden olmadıkları için beş kuruş alamamışlar! Olsun, neredeyse bedavaya çalıştırmışlar herkesi, gelen yabancı uzmanları evlerinde filan misafir edip az paraya çok büyük iş yapmışlar. İstanbul’un trafik sorununun kökünde yatan, bütün ulaşımı yayaya ve toplu ulaşıma değil de arabalara göre düzenleme saçmalığından köprülerin kenti nasıl yuttuğuna ve yeni kentler yarattığına değin, çok çarpıcı ve önemli açıklamaları kanıtlarıyla anlatmayı başarmışlar. EMBARQ Sürdürülebilir Ulaşım Merkezi, ABD’de kurulmuş ve Türkiye, Meksika, Brezilya, Hindistan, Peru’da hizmet veren, kar amacı gütmeyen bir araştırma-uygulama enstitüsü olarak metrobüsler için de danışmanlık yapmış bir sivil toplum kuruluşu. Kentin nasıl yaşanılır hale getirilebileceğini, günde 6 saatini yolda geçiren Sultanbeyli iki genç kızın, yıllardır trafikte direksiyon sallayan taksi şöförünün, uzman bilim adamlarının ağzından öyle güzel anlatıyor ki film, bütün İstanbullulardan filmin senaristi, yönetmeni ve yapımcısı Aslıhan Ünaldı’ya kocaman bir teşekkürü hak ettiriyor. Ve tabii projenin sahibi Sibel Bülay’a. Nasıl mı seyredersiniz? Bilmiyorum. Talep edelim, kanallar yayınlasın!

Kol sentırınız batsın e mi!

Evde bir alet bozuldu ya da bir konuda bilgi alacaksınız... Felaket başlıyor. Kol sentır felaketi! Tamam canım, biliyorum nasıl yazıldığını ama böyle okunuyor, noolmuş, yoksa siz İngiliz misiniz? Çağrı merkezi işte. Arıyorsunuz kol sentırı. ‘Şunu tuşla, bunu tuşla’ muhabbetinden sonra “Bütün müşteri temsilcilerimiz diğer müşterilerimize hizmet veriyor, siz isterseniz online hizmetle kendi başınızın çaresine bakın!” Hayır, bakmayacağım. Çünkü evde elektrik kesik, servis boşu boşuna gelmesin diyeceğim! Açarsa tabii. Tam dördüncü kez dinliyorum bu mesajı. O arada telefon faturası atıyor tabii. Hani meşguller madem, açmasınlar fatura kabarmasın değil mi? Hayır. Hem cevap veriyor, hem vermiyor, mübarek Telekomla ortak çalışıyor! Sonunda sinirleriniz daha fazla dayanamıyor. Hele arada bir de müzik dinliyorsanız: Hayallerine dokun! Ben bir dokunabilsem nasıl dokunacağım size ama dokunamıyorum, ulaşamıyorum! Allah kimseyi kol sentır’a da bunların vereceği hizmete de mecbur etmesin.

Kız kıza pilav pişirdik

Zuhal Şeker çağırdı mı, eğlenceli bir iş vardır! Zuhal, Yıldız Holding Kurumsal İlişkiler Direktörü ve müthiş bir organizatör. Yaptığı projeleri bize öyle keyifli yaşatıyor ki herkes koşa koşa gidiyor. “Birlikte pilav pişireceğiz, yapmak istediğin tarifi yolla” dedi. Benden başka kimse gitmez diye düşünürken medyanın bütün “kız”ları oradaydı! Hep beraber yemek pişirmenin keyfi de var, zorluğu da. Mutfak bu iş için düzenlenmiş, ustalar da bütün malzemeyi hazırlamış ama yine de ben baklalı ve dereotlu çilavım için huysuzluk yapıyorum. Çünkü benimkinin pişirme şekli farklı; buharda pişiyor. Altını kısık bırakmışım, unuttum sanıp kapatmışlar, bak şimdi! Demet Akbağ ve kardeşi Sedef, saçı çok iyi jölelenmiş ustanın eşliğinde perdeli pilav pişiriyor. Öyle uzun hikayesi var ki perdeli pilavın, sütun yetmez. Uzun lafın kısası ‘Bizim Mutfak’ ürünleriyle pişirdiğimiz tam 12 çeşit pilavın birer çatal da olsa tadına bakıyoruz! Peklik çekeceğimi düşünüyorum ama bir şeycik olmuyor. Sadece akşam yemeği yememe gerek kalmıyor. Pilavın bu kadar da tok tuttuğunu bilmezdim. Risotto misotto derken kendi değerlerimizi unutup gidiyoruz, bizim domatesli ya da patlıcanlı pilavdan iyi risotto mu olur? Ha bir gün size benim çilavın da tarifini veririm isterseniz. Bu arada öğrendim ki pirinç taze ise, yani yeni mahsülse, bire bir su yetiyormuş. Bire iki ölçü, eski pirince gerekiyor