Siyasi riskte artış yok, yaşananlar 'ergenlik' sorunu
29 Aralık 2009

Türkiye’de uzun süredir siyasi risk yatırımcıların, iş dünyasının gündeminde değildi. Doğrudan ya da sermaye piyasası aracılığıyla yatırım yapanlar başka risklere bakıyorlardı. Şimdi siyasi risk sanki yeniden gündeme geldi gibi... Aslına bakarsanız ‘siyasi risk’ hesabı yapanlar haksız da değiller. Ortalık bir ölçüde toz duman... Erken seçim olabileceği yolundaki söylemler artıyor. Açılım sonrası ortaya çıkan gerilim ve sokak olayları rahatsızlık yaratıyor. Hükümet-asker çekişmesi, iyice öne çıkıyor.

Böyle bir ortamda iş dünyasından rahatsızlık işaretleri yükseliyor. Bazıları çok fazla dillendirmese bile, genel bir endişe olduğunu, birinci ağızlardan duyuyorum. Geçenlerde görüştüğüm Doğuş Holding Başkanı Ferit Şahenk’e bu konudaki görüşlerini de sordum. ‘Genelde iyimser’ bulduğum Şahenk, ortalıktaki endişelere pek katılmıyor. Yine olumlu bakışını sürdürüyor, bu tip gelişmelerin, ‘ergenlik dönemini yaşayan’ Türkiye için normal olduğunun altını çiziyor.

Ergenlik dönemini yaşıyoruz

Ferit Şahenk, her ne kadar çok olumlu konuşsa bile, sözlerinin arasında, dikkatle okunması gereken ‘uyarılar’ olduğunu da görüyorum. ‘Panik olmayalım ama her şey de süt liman’ değil havasında bir değerlendirme yapıyor.

2010 yılına girerken, önemli bir işadamının gözünden Türkiye’nin gündemini değerlendirmesi açısından önemli buluyorum:

1. Türkiye, çok önemli bir değişimin içinden geçiyor. Demokrasi ve komşularla ilişkilerde önemli bir açılım döneminin içindeyiz.

2. Türkiye ne kadar köklü bir geçmişe sahip olsa da genç bir demokrasi... Şimdi ergenlik dönemini yaşıyor. Türkiye gibi ülkelerde bu tür ortamları yaşamak bence normaldir.

3. Bu tür gelişmeler, Türkiye’nin nereden nereye geldiğinin de en büyük göstergesidir. Türk halkı, demokratik ilkeler ve kurallar içinde karar verecek, gerekirse hata yapacak.

‘Siyasi bir tatsızlık var’

4. Hata yaparsak hep beraber öğreneceğiz. Bu konular gündeme gelecek, konuşulacak, halkla paylaşılacak... Halk, kendi geleceğini kendisi yönlendirecek. Ben yaşananları böyle görüyorum.

5. Siyasi risk yok ama siyasi tablo rahatsız edicidir. Böyle konuları da ben isterim ki, siyasi liderlerimiz bir araya gelip konuşsunlar, belli bir noktaya gelsinler. Meclis’teki kavgalar, halka umut verici değildir.

6. Yaşam bir psikolojik gerçektir. Onun için koltukta oturan herkes, söylediklerine çok dikkat etmelidir. Benim için siyasi bir risk yoktur. Ama siyasi tabloda bir tatsızlık vardır. Halkı rahatsız eden bir tablodur.

Ekonomi ne zaman düzelir?

Büyük kriz başladığında, ‘Ne zaman bitecek’ diye soranlara, ‘Amerika’ya bakmak lazım. Orada başladı, bitiş sinyali de oradan gelir’ diye yanıt vermiştim.

Bu yılın ortalarında görüştüğüm Fiba Holding Başkanı Hüsnü Özyeğin’den de aynı görüşü duymuştum. Özyeğin, bir önemli göstergeye dikkat çekmişti: ABD işsizlik verileri... Özellikle iş başvurularında düzelme başlamadan, iyileşmeden söz edilemeyeceğinin altını çizmişti.

Moodys’in ekonomistlerinden Mark Zandi’nin değerlendirmesini okuyunca Özyeğin ile görüşmemi hatırladım. “Benim için en gerçekçi barometre işsizlik başvurularıdır” diyen Zandi, “Bu nedenle işsizlik bürosuna giden insan sayısına önem veririm” diye devam ediyor.

Bence Zandi ve onun gibi düşünenler haklı... Dünya ekonomisinin yönünü anlamak için 2010’da ABD işsizlik başvurularını mutlaka yakından izleyin...

 

 

Olacakları anlamak için

Haftalık işsizlik başvurularında 600 bin ve üstü rakamlar, kriz ya da durgunluk işareti... 2009 yılının ilk 6 ayında 600 bin civarında rakamlar gördük.

Temmuz ayından bu yana ise başvurular 450 bin düzeyine geriledi. Bu da büyümenin değil, sadece ‘iyileşme sürecinin’ başladığı anlamına geliyor.

Zandi’ye göre, ne zamanki işsizlik başvurusu haftalık 400 bine geriler, o zaman ekonominin yeterince iş yaratma sürecine girdiğini söylemek mümkün olur.

350 bin düzeyine inen haftalık işsizlik rakamı ise iyileşmenin yerini, ‘büyümenin’ aldığı anlamına gelir. 300 bin rakamını yakalamak ise ‘patlama’ döneminin başladığının işareti olarak kabul edilir. ABD’de büyüme başlarsa, bu bize de yansır. 4 milyona yaklaşın işsizlik sorununa bir ölçüde katkıda bulunur.

İlk kuşak işadamlarının farkı

Grubunu belli bir büyüklüğe ulaştırmış, kendisi de iş dünyasında ‘saygınlığa’ ermiş işadamlarının sorunlara bakışı farklılaşır... Bir anlamda ‘akil’ adam rolünü üstlenen bu tip işadamları, kısa dönem sorunlar yerine, daha köklü ve uzun vadeli sorunlara odaklanırlar. Vehbi Koç, Sakıp Sabancı ve Nejat Eczacıbaşı, bu tip işadamlarının öncüsü idiler... Çok fazla kısa vadeye odaklanmak ve günlük iş sıkıntılarını dile getirmek yerine, ülkenin kalıcı sorunlarına odaklandılar. Eğitim, kültür, sağlık ve sanat gibi alanlara öncülük ettiler.

Ekonomist’in 20’nci yılı nedeniyle yayınladığı Almanak Özel Sayısı’nda Borusan Holding’in başkanı Asım Kocabıyık’ın görüşlerini okuyunca, bu kuşaktaki işadamlarının hakkını bir daha teslim etmek istedim.

40 yıldır değişmeyen gerçek

Kocabıyık, çok sayıda önemli işadamı ve yöneticinin, gelecek beklentilerini yazdığı Ekonomist’in son sayısında, ülkenin önemli bir sorununa dikkat çekiyor. 1967 yılında, Tokyo’da katıldığı bir toplantıdaki anısını hatırlatan Kocabıyık, şöyle devam ediyor:

“Rotary kulübünü ziyaret ettim. Başkan beni yanına oturttu, konuşmacının sözlerini tercüme etti. Konu mesleki eğitimdi. Konuşmacının tezi, Japonya’da orta öğretimin yüzde 65’inin mesleki eğitimden geçmesi idi. O gün Japonya’da bu oran, bu hedeften uzaktaydı. Ben Japonya’daki bu durumu takip ettim ve 15 yılda yüzde 65’i bulduklarını öğrendim.

Türkiye’de o tarihlerde mesleki eğitim yüzde 30 civarında idi. Bugün de hâlâ bu oran, yüzde 28 ile yüzde 34 arasında. Türkiye’nin de ihtiyacı yüzde 65 civarındadır. Bugünkü şartlarda böyle bir orana ulaşmak mümkün değil.”