Yeni Yazısı > Sırada kim var? - 16.04.2011

Sırada kim var?
16 Nisan 2011

Galatasaray Lisesi’nin önünde şarkı söyleyen, slogan atan gencecik çocukları gösterip soruyor bir turist; “Bu çocuklarne istiyor?”... “Üniversiteye girmek, okumak” diye yanıtlıyorum, anlamadan bakıyor yüzüme. “Üniversiteye girmek için çok zorlu bir sınav var, o sınava hile karıştı” diyorum, çünkü pek anlaşılır gibi değil hakikaten! Liseliler YGS’deki şifre skandalını protesto için günlerdir sokakta. Yandaş medya ‘üç maymun’u oynuyor ama o çocuklar, facebook’dan, tweeter’dan haberleşiyor, aynı o uzaktan izleyip beğendiğimiz Mısırlı, Suriyeli, Libyalı gençler gibi hakkını arıyor! Okullarında buluşup gelmişler. Bazı okullarda kapılar kilitlenmiş, gelememişler.

[[HAFTAYA]]

Gerçekten öğrenci, gerçekten liseliler. Ellerinde kendi yaptıkları sevimli afişler, dillerinde şarkılar, “imamın ordusu”na, cemaate, Ali Demir’e, kendilerini kandırdıklarını düşündükleri herkese, haksızlığa uğrayanların öfkesiyle bağırıp duruyorlar. Her siyasi görüş var, kurt işareti yapan da, zafer işareti yapan da...

Sarılı kırmızılı fular takıp halay çeken de pembe kurdeleli, bukleli, muhtemelen ilk kez sokağa çıkıp eylem yapan da!.. Bizim çocuklarımız onlar; sivilceli, kavruk, çoğu kötü beslenmiş, kötü gelişmiş, kötü giyinmiş ama heyecanlı, öfkeli... Aslında tam da bugünlerde onların oturup ders çalışıyor olması gerekirdi. Sınavın sadece ilk aşaması yapıldı. Asıl ikinci aşamada kozlarını paylaşacaklardı. Ama hevesleri kaçtı, güvenleri sarsıldı. ÖSYM o kadar beceriksiz ki, krizi çözeceğine, karıştırdıkça işin içinden çıkamıyor.

Kimse istifa etmeyi akıl etmiyor, görevden alan yok. 18-19 yaşında kendilerini aldatılmış ve çaresiz hisseden öğrencilere baktıkça insanın içi acıyor! Bir ara “güvencesiz öğretmenler” de katılıyor onlara, Eğitim-Sen de. Herkesi sokağa dökmek marifetse, AKP bunu başardı. Geçenlerde hekimler sokaktaydı. Biz gazeteciler de alıştık basın özgürlüğü için sokağa dökülmeye.

“Öğrenciler zaten hep yapar” demeyin, liselileri şu dönemde eyleme mecbur bırakıp “Cemaatin ordusu, liseden elini çek” diye bağırtmak için gerçekten basiretsiz olmak gerekir. Daha da kötüsü hâlâ bir çözüm üretmemek ve bunun nasıl fokurdayan bir kazan olduğunu görmeden “Tatmin oldum” deyip kulağının üstüne yatmaktır. İleri demokrasi bu mudur? Perşembe günü gazeteciler yürüdü. Cuma günü liseliler... Sırada kim var?

Nereden nereye nelere alıştık...

Sekiz yıllık iktidarında AKP çok şeyi değiştirdi. Bütün mesele biz bu değişiklikleri istiyor muyuz, beğendik mi, bayıldık mı, “Oh oh, ne iyi oldu” mu diyoruz, yoksa “Başımıza neler geldi” mi?!! Bunun cevabını 12 Haziran’da vereceğiz. Son bir kaç güne bakalım: Bir zamanlar “Neden yeni atanan bütün bürokratların karısı tesettürlü” diye ‘lüzumsuz’ bir soru soruyorduk. Merkez Bankası’nın başına Durmuş Yılmaz atandığında, bankanın içinden yetişmiş biri olmasına karşın kapının önündeki ayakkabılara bakıp “Acaba?..” demiştik.

Şimdi yerini, yardımcısına, daha önce Ahmet Necdet Sezer veto ettiği için atanamamış Erdem Baş’a devrederken bir kale daha düştü hissiyatındayız! Çünkü Yılmaz’ın aksine Erdem Baş, Babacan’ın okul arkadaşı, yani “bizden” biri imiş! Önemli, çünkü açıklayıcı. AKP’nin ikinci 4 yılı, ilk 4 yıl yapılamayanların telafisi gibi geçti. Hele referandumla yargıya da çeki düzen verildikten sonra geriye son rötuşlar kaldı: Şemdinli ve Erzurum savcılarının yetkilerinin geri verilmesi gibi. Ki o Şemdinli savcısı, Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ı sanık yapmaya kalkmıştı. Şimdi TSK’nın generallerinin yüzde onu zaten tutuklu! Yeni bir düzenin işaretleri bunlar.

Bir zamanlar ne olduğunu bile bilmediğimiz nevruzda şimdi valilerimiz ateşin üstünden atlıyor, hicri takvime uyulmadan nedense 23 Nisan Milli Egemenlik Bayramı törenlerinin önüne getirilip sabitlenmiş Kutlu Doğum Haftası’nda devletin en büyükleri dini törenlere katılıp ilahi dinliyor. Ve artık bunlar tartışılmak bir yana, normalmiş gibi algılanıyor! Başbakan Avrupa Parlamentosu’nda Avrupalı milletvekillere seçim çalışmaları kapsamında fırça atınca milli hislerimiz kabarıyor, aşağılık duygularımız okşanıyor, hindi gibi kabarıyoruz.

Hatta ABD Büyükelçisi, tutuklu gazetecilerin hesabını sorunca “Cami duvarına işeme” diye aba altından sopa gösteriyoruz. Tam bağımsız milli egemenlik böyle bir şey mi? Hadi canım sen de! 45 milyar dolar cari açığı dış borç ile finanse eden, sıcak para ile büyüyen, vatandaşına “Fransız vatandaşlığına geçin” diye akıl veren kim? Sarkozy’yi, Türkiye’deki Fransızlara “Türk vatandaşlığına geçin” derken gözünüzün önüne getirebiliyor musunuz? Ya da TBMM’de bizim parlamenterler tarafından sorguya çekilir ve onları paylarken?.. Neyse, bu kadar!