Sıkıldıklarım; 1'inci bölüm
13 Nisan 2011

Çok sıkıldım. Saba Tümer’in kahkahasına yeni bir boyut getiren Hülya Avşar’ın tuhaf kahkahasından... Batuhan Piatti’nin disiplin başlığı altında Master Chef yarışmacılarını çileden çıkarma gayretinden... Aynı Batuhan’ın üzerinden Medya Arkası’nda vurdukça ses gelmesini bekleyen Okan Bayülgen’in yüksek perdeli eleştirilerinden...

[[HAFTAYA]]

Ezel’in hayatını karartanları her defasında affedip her defasında da haklarında intikam yemini etmesinden... Polat’ın ölmemesi, Memati’nin öldürmesinden. Ali Kaptan’ın artık kendinin bile inanmadığı kükremesinden ve Unutulmaz’da metrekareye düşen üç bidon gözyaşından... Sevdiğim ve “evet yeni yerinde tutacak” dediğim dizilerin ertesi hafta yeni bir güne taşınmasından vallahi çok sıkıldım...

Koyu dönerse taşlar düzelir

Hadi doğruyu dillendirelim. Ulvi ve Kütük neredeyse Geniş Aile’nin (Star TV) tamamını kurtarır hale geldiler son bölümlerde... Cevahir’den umudu keseli çok oldu. Mürsel eski tadında değil. Sevim hamile ama şişmesi gerekirken giderek eriyor. Büyüklerin oradaki yeri de belli zaten... Durum böyle olunca küçük rollerdeki büyük oyunculuklar sırtlanıyor diziyi. Neden dersiniz?

Çünkü esas oğlanlardan biri, Koyu Bilal görünmüyor ortalıkta... Bu işler birkaç ayaklı sehpa gibidir. Bir ayak kırılırsa daha da iflah olmaz o sehpa. Bilal olmayınca dizinin durumu da bundan farklı değil... Neyse, uzatmadan verelim iyi haberi. Koyu Bilal önümüzdeki bölümde dizide olacak yeniden. Ve domino taşları yine dikilecek ayağa. Herkes yerli yerine oturacak yeniden. Ve iyi olacak hakikaten!

Tansiyon nereden ölçülür?

Bilmiyorum dikkatinizi çekti mi? Lale Devri’nin (Fox TV) tekrar bölümünde bir ayrıntı takıldı gözüme... Genelde bilek damarı altta olduğu için alttan ölçülen tansiyon, bileğin tam da üstünden ölçülüyordu bir sahnede... Sanırım Doktorum (Kanal D) sadece bir TV programı olarak değil, TV danışmanı olarak da hizmet vermeli sektöre. Baksanıza yakında kalbi de göbekten attırırlar bunlar!

Dilerim o kupa havalanır!

Öyle Bir Geçer Zaman ki (Kanal D) dizisinde küçük Osman giderek hayrete düşürüyor beni. Oyunculuğu için daha önce notumu düşmüştüm. Bir o, bir de Geniş Aile’nin Somer Tuna isimli veledini tek geçerim... Ama zekası da fena çıktı Osman’ın.

Aynı dizideki karakteri gibi renkli bir duruşu var gerçek hayatta. Hatta öyle ki, geçen hafta aldığı ilk ödülünün törenine giderken dizideki annesi Ayça Bingöl’e “Ben kupa almaya gidiyorum” demiş... Dilerim Osman büyüdüğünde şu şöhret suyunda boğulmaz da dizideki gibi afili laflar edebilen bir adam olur. O kupalar işte o zaman yükselir göğe doğru...

Çete kentinde kalsın!

İzmirli okurlardan, daha doğrusu TV izleyicilerinden haklı bir talep var. Son günlerde müptelası oldukları İzmir Çetesi isimli dizinin şehri terk etmemesini istiyorlar... Haklılar aslında. Kavak Yelleri gitti önce. Ardından Bitmeyen Şarkı terk etti güzel İzmir’i. Nuri, İzmir gibi görünse de stüdyonun içinde çekilen bir dizi... O zaman elde kalıyor bir İzmir Çetesi.

O da maliyet kurbanı olup da topyekûn İstanbul’a taşınmaya karar verirse İzmir yine yetim kalacak vallahi... O yüzden çetenin İzmir sokaklarını arşınlama hikayesi devam etmeli. Kent oyunculara, oyuncular kente çok yakışıyor çünkü...

Tam da yırttım derken!

Survivor Ünlüler Gönüllüler (Show TV) ekibinin ilk eleneni oryantal Didem oldu. Oysaki önceki gün internete düşen erotik dansıyla başka bir hattan yükseleceğini düşünmüştüm... Adadaki hayatı biraz daha uzun sürseydi muhtemelen magazin dünyası çok uzun süre peşine kamera takacağı bir fenomene daha kavuşacaktı. Kader buymuş diyelim... Fiziğiyle konuşturmaya başlamışken kendini, yine fiziğinin kurbanı oldu. Yazık!

BAŞKA NEREDE OLACAKTI Kİ?

Ben mi çok takıntılıyım bilemiyorum? Ama Hülya Avşar bir meşrubat reklamında Kenan İmirzalıoğlu’nu konservatuvar önünde görüp de sorabileceği şu en son soruyu neden sorar acaba; “Aaa, Kenan senin burada ne işin var?” İlk bakışta zannedersiniz ki Kenan Samatya Lisesi önünde kız kesiyor. Yahu Hülyacığım orası konservatuvar ve bir oyuncunun olması gereken ilk yer... Peki sen niye sorman gereken son soruyu soruyorsun? Ya da sana o soruyu sorduran kardeşimin hiç mi alakası yok dünya halleriyle?