Yeni Yazısı > Sarko, Türkiye'yi durduramaz.. - 27.02.2011

Sarko, Türkiye'yi durduramaz..
27 Şubat 2011

Fransız Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin 6 saatlik Ankara ziyaretinin bir bilançosunu yaparsak son derece net bir manzara ile karşı karşıya kalıyoruz. Her şeyin başında Sarkozy, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyeliği konusundaki tutumunu artık kemikleştirmiş durumda. Hatta 2012’deki cumhurbaşkanlığı seçimleri için Fransız kamuoyuna şimdiden garantisini vermiş:
Ben burada oldukça, Türkiye’nin tam üyeliğini engelleyeceğim. Seçim sözü vermiş ve bundan dönmesi de söz konusu değil. Sarkozy Elysee Sarayı’nda oturduğu sürece Türkiye’nin tam üyeliğini engelleyecek.
Ankara’daki görüşmelerde bu durum netleşti.
Gelin Avrupa işini bir yana bırakalım ve ikili ilişkileri arttıralım. Daha fazla ticaret yapalım, size daha fazla yatırım getirelim. Örneğin, sizin nükleer santrallerinizi biz yapalım” diyor. Cumhurbaşkanı Gül’ün yaklaşımı, Ankara’nın tutumunu çok iyi özetliyor.
-Türkiye’ye kapılarını kapayan Fransa, nükleer pastadan pay alamaz. 
- Fransa tek başına Türkiye’nin AB’ye gidişini tümüyle durduramaz.
Son derece doğru iki yaklaşım.
Gerçekten de, eğer Ankara inat eder, tüm gücünü Avrupa Birliği’ne tam üyeliğe yönlendirirse Elysee’de Sarkozy olsa da olmasa da, Fransa tek başına Türkiye’nin Avrupa’ya yürüyüşünü engelleyemez. Böylesine büyük bir sorumluluğun altından kalkamaz. Belki erteleyebilir, rahatsız edebilir, sinirleri bozar ancak Türkiye’yi durduramaz.
Yeter ki, Türkiye istesin...
Oysa dünya ve bölge hızla değişiyor.

[[HAFTAYA]]

Bugün Sarko var, yarın karko gelir koşullar değişir

Bir diğer noktayı daha unutmayalım.
Uluslararası ilişkiler sürekli aynı kalmaz. Koşullar ve liderler değişir.
1990’lara kadar Sovyetler Birliği’nin dağılacağını tahmin eder miydiniz?
2004’te Türkiye’ye adaylık veren Fransız-İngiliz ve Alman başbakanları değişmemiş olsalardı, bugün müzakerelerin sonuna yaklaşıyor olacaktık.
Yarın Sarkozy gider yerine başkası gelir. Alman Başbakanı değişir. Uluslararası koşullar, rüzgarı bizlerden yana estiriverir ve Ankara’nın kapısı çalınır.
O zamanki koşullara göre de belki bizim işimize gelmeyebilir.
Bundan dolayı bu tip gelişmeleri fazla dramatize etmemek gerekir.

Büyük devletin temsilcisi ciklet çiğnemeden de mesajını verebilir...

Bu ziyarette en tartışmalı manzara, Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek’in, Fransız Cumhurbaşkanı’nı ciklet çiğneyerek uğurlamasıydı.
Unutmayalım ki, ne kadar sevmesek dahi Sarkozy bu ülkenin misafiriydi. Yine unutmayalım ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ciddi bir devlettir ve o törenlerde T.C. Devleti’ni Melih Gökçek temsil ediyordu.
Gökçek’in ağzındaki cikleti göstererek vermeye çalıştığı mesaj çok kişiyi rahatsız etti. T.C. Devleti’nin ciddiyetine yakışmadı.
Kendisini aradım ve nedenini sordum. Zira ilk defa böyle bir durumla karşı karşıya kalınmıştı. Şimdiye kadar hiçbir Türk devlet temsilcisinin, ne kadar düşmanımız olsa dahi, bir misafire böyle muamele ettiği görülmemişti. Uluslararası ilişkilerin belirli bir düzeyi, kibarlığı, kuralları vardır. “...
Sarkozy uçaktan inerken ağzında ciklet vardı. Çiğneyerek indi. Son derece çirkin bir manzaraydı. Çok ağrıma gitti. Sen yaparsan ben de yaparım mesajını verdim” dedi.
Gökçek kişisel olarak, kendi açısından haklı olabilir. Bu tip yaklaşımlar kamuoyunda sempati dahi toplayabilir. Ancak Gökçek orada devleti temsil eden en üst düzey yetkiliydi. Konumu başkaydı. Sadece başkentin belediye başkanı değildi.

Sarkozy cikletle indiyse bu onun saygısızlığıdır...

Bizler görmedik. Televizyon kameralarında da böyle bir çekim yok ancak Gökçek, gördüğünü söylüyor. Ona inanıyorum. Zaten ciklet Sarko’nun sık sık kullandığı ve eleştirildiği bir alışkanlığı. Ancak ne olursa olsun, Fransız Cumhurbaşkanı uçaktan ciklet çiğneyerek inmişse dahi, bu onun terbiyesizliği, saygısızlığıdır.
T.C. Devleti’ni temsilen onu karşılayan kişinin görevi, kendi devlet anlayışına göre, durumdan görev çıkartıp aynı saygısızlıkla yanıt vermek olmamalıydı. Sarkozy’ye yanıtı Çankaya’da Gül verirdi ve farklı üslupla verdi.
Başbakan da, görüşmenin açılışı sırasında vücut diliyle yeterince ne demek istediğini anlattı.
Ciddi devletler, savaş halinde dahi belirli düzeyi daima korurlar.
Büyük devlet böyle olunur.
Devlet adamlığı da, bu düzeyi tutturmayı gerektirir.