Yeni Yazısı > Otomobilde 1 milyonun önemi - 11.02.2011

Otomobilde 1 milyonun önemi
11 Şubat 2011

Bir süredir yerli otomobil markası yaratılmasını konuşuyoruz. Geçtiğimiz hafta da yazmıştım; Rusya’dan Lada’nın, İran’dan Samand’ın, Malezya’dan Proton’un satıldığı, hatta bir dönem büyük ilgi gördüğü Türkiye’de, yerli otomobilin de şansı var. Bunu son dönemde konuştuğumuz sektörden işadamı ve CEO’lardan da duydum. Zaten Türkiye’de üretim yapan, yüzde 60-80 arasında yerli parçayı kullanıp, dünya çapında otomobili piyasaya sunan şirketler var. Öğrendiğim kadarıyla Türkiye’de her türlü otomobil aksanını üretmek mümkün. Buna motorlar ve elektronik aksam da dahil.

[[HAFTAYA]]

Ancak, elektronik parçalar, özellikle de ‘elektronik çip’ gibi ürünlerde, ölçek ekonomisi öne çıkıyor. Böyle bir ürünü 1 milyon gibi rakamlarda üretemediğinizde, maliyet sorunu yaşanıyor ve doğal olarak ithalat tercih ediliyor.

Hızlı büyüme için önce ölçek

Yani Türk otomobil pazarının büyümesi, hacmini artırması ve ölçek ekonomisini yakalaması gerekiyor. Bunun için de 1 milyon adet iç pazar satış rakamına ulaşılması gereğine dikkat çekiliyor. Bir işadamı bunun gerekçesini şöyle ortaya koyuyor: 1. Otomobilde 1 milyon adetlik iç pazar satış hacmine ulaşan ülkeler sanayide daha hızlı yol alıyorlar. Hacim yükseldikçe, üreticiler, üretim koşullarını gözden geçirip yatırıma yöneliyorlar. 2. İçerideki satışların 1 milyon adedin üzerine çıkması ve orada kalması durumunda, ‘yerli marka’ yaratmak daha da anlamlı hale geliyor. Global oyuncular dışında yerli markaya sahip Çin, Hindistan, Brezilya gibi ülkeler de bunun göstergesi olarak kabul ediliyor.

Nasıl mümkün olabilir?

Ancak, konuştuğum sektör temsilcileri, ‘yerli marka otomobil’ için devlet desteğinin şart olduğunun da altını çiziyorlar. Yurtdışından bu kadar otomobil gelirken, yerli markanın ayakta başka türlü kalamayacağına dikkat çekiyorlar. Bir işadamının şu sözlerini önemli buluyorum: “Yerli marka otomobil yaratmak ve pazarlama yatırımı yapmak kolay. Bunun için bütün babaların bir araya da gelmesi gerekmiyor. Hükümetin bu konuya yönelik bir strateji geliştirmesi ve özel sektörün yanında olması hepsinden daha önemli.”

Paranın zor zamanları

Son dönemde para piyasalarında önemli gelişmeler oluyor. Düşen faizler nedeniyle tasarrufunu değerlendirmekte zorluk çeken, eski ‘güzel’ oranları bulamayan yatırımcının kafası da iyice karışıyor. Önce son 1 ayda olan gelişmelere bakalım:

1. Türk Lirası, dolara karşı değer kaybetti.

2. Merkez Bankası faizleri düşürdü, karşılık oranlarını artırdı.

3. Buna bağlı olarak borsa düştü, Hazine kağıtlarında yükselişler oldu. Oranlar yüzde 9’a yaklaştı.

4. Kimine göre 10 milyar dolara yakın sıcak para çıkışı yaşandı.

5. Çin iki defa olmak üzere çok sayıda gelişmekte olan ülkenin merkez bankası, faiz artırımına gitti.

6. Gelişmiş ülke borsaları gücünü korurken, başta Türkiye olmak üzere Brezilya, Çin gibi gelişmekte olan ülke borsaları düşüyor.

Bundan sonra ne olacak?

1. Gelişmekte olan ülkelerde faiz artırımları, sınırlı da olsa devam edebilir. Bu, piyasaları olumsuz etkiler.

2. Türkiye’de dolar bir miktar yukarı gidebilir, ancak 1.60’ın üzerinde kalması zor görünüyor.

3. Faizlerde yükseliş sınırlı olabilir. 9’un üstü zor gibi... Borsa ise not artırım beklentisinin devamı nedeniyle düşse bile gücünü koruyacak gibi görünüyor. 60 binin altını pek öngören yok. Sarksa da ’günlük olabilir’ görüşü ağır basıyor.

4. Böyle bir ortamda tasarruf sahibinin işi de kolay değil. Yine de bazı seçenekler öne çıkıyor. Örneğin, kısa vadede 1 haftalık mevduat daha anlamlı. Likit fonlar, düşük faiz ve banka komisyonu nedeniyle sıfıra yakın kazandırıyor.

5. Enflasyonun düşeceği ve seçime yönelik beklentiler nedeniyle, devlet kağıtları ile borsayı da izlemekte yarar var. Yüzde 9’lara yaklaşan oranlar fırsat olabilir. Borsada ise düşüşler, seçime yönelik beklentiler nedeniyle anlamlı getiri sağlayabilir.