Yandex.Metrica
Öcalan yol ayrımında: Ya bölünme ya uzlaşma
16 Aralık 2009

PKK kendine göre bir ince ayar yaptı. Açılımı erteleyeceğini bilerek 7 askerimizi öldürdü ve istediğini elde etti. Hem açılımı yavaşlattı, hem de DTP’nin kapanmasını, kamuoyu vicdanında kolaylaştırdı.

Göreceksiniz, bundan sonra, kendine göre yeni bir düzen kuracak. Öcalan’a biat edecek ve PKK’nın direktiflerini hiçbir şekilde aksatmayacak bir parti oluşturacak.

Özetlemek gerekirse, yeni parti sine-i PKK’ya dönecek. Bu söz aslında strateji uzmanı Sedat Laçiner’e ait. Partinin kapatılma gecesinde Kanal D Ana Haber’de yaptığı yorumda söylemişti.

Şöyle kısaca geriye dönüp bakar, Kürt kökenli partilerin nereden nereye geldiklerini incelersek, bundan sonra nereye gidileceğini daha iyi görebiliriz. İlk kapatılan partiler arasında, özellikle HADEP Türkiye’nin partisi olmak üzere ortaya çıkmıştı. Öcalan o dönemde Türkiye partisi kurulmasından yanaydı. Devlet de çok destek verdi. Ancak bu durum çok uzun sürmedi. PKK tekrar sokak gösterilerine ve suikastlara dönünce HADEP de kepenk indirdi.

Peki bundan sonra ne olacak?

Öcalan nasıl bir parti kurduracak?

Yepyeni bir sürece giriyoruz.

1’inci seçenek sine-i millet: Türkiye partisi kurup, uzlaşıya varmak...

Geldiğimiz noktada Abdullah Öcalan patronluğunu ilan etmiş oldu.

Bundan sonra izleyebileceği ilk seçenek, tutuklandığı dönemde söylediği gibi hareket etmek ve uzlaşı yönünde adım atmaktır. Yani, kurulacak olan partinin Türkiye partisi olmasını sağlamaktır. Bu, yeni partinin PKK aleyhtarı olması anlamına gelmez. Ancak, örgüt ile arasına belirli bir mesafe koyar. Türkiye’nin sorunlarıyla da ilgilenen bir parti konumuna oturur.

Tabii böyle bir yaklaşım için, Öcalan’ın da beklentileri olacaktır.

Kendisinin herhangi bir mahkum olmadığının kabul edilmesini, Nelson Mandela gibi muamele görmesini isteyecektir. Öcalan, henüz serbest kalma noktasına gelinmediğini biliyor. Buna karşılık, İmralı’daki koşullarının rahatlatılmasını bekleyecektir.

Devlet bunu kabul edebilir mi, bilemem.

Devlet ya bu pazarlığa girecek veya PKK’nın toplumsal desteğini kesebilmek için, Kürt sorununu hafifletici adımlar atacaktır.

Ekonomik önlemlerle işsizliği hafifletmek, ana dil konusunda son derece geniş kararlar almak, seçim barajını indirmek ve parti kapanmasını engelleyerek Kürt kökenlilerin seslerini duyurmalarına imkan sağlayacak, siyasetin önünü açacaktır.

PKK’nın tasfiyesinin de, adı ne konulursa konulsun, bir nevi aftan geçtiğini içine sindirip, cesurca hareket edecektir.

Başka türlü uzlaşıya varılabilmesi güçtür.

2’nci seçenek sine-i PKK: A şamalı uzaklaşma

İkinci seçenek ise, kan ve barut kokusu dolu, kimselerin istemediği bir senaryoyu kapsıyor.Öcalan’ın etkili olacağı ikinci seçenek, bu ülkenin Kürt ve Türk kökenli vatandaşlarının önce birbirlerinden uzaklaşmalarını, sonra da bölünmelerini getirecektir. Bu sürecin kanlı mı, yoksa kansız mı olacağı da, hem PKK hem de devletin tutumuna bağlı olacaktır.

Öcalan, direktiflerinden dışarı çıkmayacak, kendine ve PKK’ya biat edecek bir parti kurar ve PKK’ya tüm gücüyle silaha sarılması direktifini verir. Sokak gösterileri, mitingler ve saldırılar başlar. Devlet bu gelişmeye tüm gücüyle yanıt verir. 1994-97 dönemine dönülür. Kan gövdeyi götürür ve bu durum giderek artan biçimde, Türk-Kürt sürtüşmesini hızlandırır. İç savaş tehlikesi artar.

Türkiye yanar.

Yangın söndüğünde ise, Yugoslavya’laşmaya kayan bir ülke ile karşılaşırız. Bu senaryonun bilinmeyen yanı, uluslararası konjonktür ve ABD’nin bu gidişe karşı tutumunun ne olacağıdır. PKK açısından da en zayıf halka budur. Eğer ABD, kesin şekilde PKK’nın bitmesi gerektiğine karar verirse, örgüt kolayca çökertilir. Ayrılış engellenilir, ancak federatif bir yapıdan da kurtulunamaz.

Anlayacağınız, hem Kürtlere hem de Türk devletine çok iş düşüyor.