Yeni Yazısı > Meseleyi ağırdan almazsa... - 16.09.2009

Meseleyi ağırdan almazsa...
16 Eylül 2009

En yeniden başlayalım laflamaya. Kül ve Ateş, Star’da izleyicisine merhaba dedi. İlk bölüm için tempo biraz ağırdı ama hikayesini iyi anlattı. Dizide aşk, intikam ve hırs öznesinde bir şeyler gelişecek ve Ömer karakterinin ketum hali işi her daim “efsunlu“ kılacak gibi geldi bana... Reklam arası hariç diziyi terk etmedim. Antakya’nın üstten görünüşü enfesmiş. Bir diğer enfes mesele de kameranın karakterlerin yüzlerine çok yakın çalışması. Makyajın kusursuzluğu değil bahsettiğim, tipleri hafızaya kazımak. Bu iyi... Bir de belki de ilk kez karakterlerin çocukluk, ergenlik ve giderek yetişkinlik halleri “benzerlik” anlamında iyi resmedilmiş. Serhat Tutumluer yani Ömer’i neredeyse aile albümünden izledik desek yeridir... Uzun sahnelerden kaçınır, hikayeyi başlangıçta birden çok damara dağıtmazsa bu dizi iş yapar. İlk bölüm için fena sayılmayacak reytingiyle de bunu kanıtladı zaten. Hadi bakalım!

İlk bebek ameliyatı

Yarın saat 08.30’da bir ilki daha yaşayacak TV ekranları. Batı ekranlarında rüzgar gibi esen bir formattan uyarlanan Doktorum (Kanal D) isimli programda henüz 3 aylık bir bebeğe yapılan açık kalp ameliyatı canlı olarak ekrana gelecek... Dikkatli izleyiciler, Türk ekranlarındaki ilk doğum anını da geçen perşembe aynı programda izlediğimizi hatırlayacaktır. Buna benzer bütün ilkleri perşembe ekranına taşıyacakmış Doktorum tayfası. Bu da sıradan bir sağlık programından farklı bir yere taşıyacaktır onu... Programın bana göre en çekici yeri, durağan konuklardan ziyade olayın bir şov tarafının da olduğunu anlayabilen konuklara yer veriliyor oluşu. İlle de ekrandan bir müdahale almak arzusundaysanız, bir hayli hareketli bu poliklinikten gözünüzü ayırmayın derim!

Hidayet mi dediniz?

Gecenin en eğlenceli zaman dilimi Sırbistan basketbol milli takımını potaya gömdüğümüz andı. NTV’deki karşılaşmada gözler Hidayet’in sahada döküldüğünü görüyor ama yorumcu İhsan Bayülken tam tersini söylüyordu... Ben skor tabelasına bakanlardanım. Neticede gülen taraftık. Ama anlatıcıların hakkını yeterince veremediğini düşündüğüm Ersan İlyasova 12 Dev Adam’ın yıldızıydı o gece. Skor gönlümüzü havalandırdıysa çoğunluğunu ona borçluyduk... Takım oyununun hakkını veren milli takımımız işler bu rüzgarla giderse çok muhtemel Fransa’yla final oynar diye düşünüyorum. İşte o zaman devleşmelerini ve popüler deyimiyle “elüstü üçlüklerle” rakibi potaya gömmelerini bekliyorum. Ellerine sağlık şimdiden!

Fantastik oldu

Derya Baykal, Show TV’de yayınlanan Deryalı Günler’de iyi işler yapmaya devam ediyor. Önceki gün ekranda opera şarkıcısı Hakan Aysev’i oya işlerken, bir uzman doktor konuğu da arya söylerken görünce şaşırdım... Bir sonraki adım olsa olsa, Derya Baykal’ın canlı yayında dahiliye kontrolü yapmasıydı ki, konuklar bir süre sonra döndü kendi uzmanlıklarına. Hakikaten hem deryalı hem hülyalı bir program oldu bu sefer ki. Fantezide sınır yoktu yani!

Rumeli’de kavak yeli...

Elveda Rumeli’de (atv) ters gidenin ne olduğuna dair uzun uzun düşündüm. Sonra buldum sanırım. Dizi sanki yeniden başladı. Giden, eksilen karakterlerin yerini alan yenilerine alışmak, bir anda ana okulu kıvamına giren dizide “kim, kimdir”i bulmak zaman alacak... Elbette akıbetleri netleşmeyen Aleks, Namık, Nevreste gibi tiplerin gidici mi yoksa gelici mi olduklarını bilmek de önemli. Mesela Balkan Düğünü dizisinde önemli bir rol üstleneceğini düşündüğüm Zarife’nin 1907 Makedonya’sındaki durumu ne olacak?.. Tüm bunları boşverin; genç nüfus patlamasıyla aşka yoğunlaşıp Kavak Yelleri kıvamına gelen dizi, hani biraz daha olgunlaşmış mevzulardan hoşlanan izleyici kitlesini uzaklaştıracak mı kendisinden? Sanırım özellikle son sorunun yanıtı evet. İçim öyle olmasın diyor ama öyle maalesef!

Hangisi gerçek?

Modacı Cemil İpekçi, CNN Türk ekranındaki Bu Gece’ye katılarak kendini anlattı. Daha doğrusu Saba Tümer sözü bir türlü alamadı. Tatlı bir “eşcinselliğe övgü” laflaması olarak dinledim anlattıklarını. Yaşı, belli bir çıtanın üstünde ve nispeten olgun insan tavırlarına rağmen, İpekçi’nin içinde bir fırlama çocuk barındırdığına inandım... Kendiyle çelişmesi hali de bu “lamba cini” meselesinden kaynaklıydı sanırım. Bir önceki cümlesinde “kendisiyle alay edilmesine bayıldığını” söyleyen ünlü modacı, bir sonraki lafta “kendisine muhafazakar eşcinsel yakıştırması yapan gazeteciye bozuk olduğunu” söyleyince, hangisi gerçek diye düşündüm... Sonra genel fotoğraf tamamlandığında Cemil İpekçi’nin saniyeler içinde çıkan bin çeşit fırtınayla farklı ruh halleri aldığına karar verdim. Saba o gece farkında olmadan 1001 konuk ağırlamıştı. Masal gibiydi; bir süre sonra uyudum zaten!