Marakeş'te bambaşka bir Türkiye ile karşılaştım
19 Ekim 2010

MARAKEŞ - Hafta sonunu Fas’ın Marakeş kentindeki uluslararası bir konferansta geçirdim.

Dünya varmış... Oksijen aldım ve dünya ile yeniden buluşabildim.

Bizdeki kısır iç politika kavgalarına öylesine kendimizi kaptırmış durumdayız ki, ne etrafımızda yaşananları doğru dürüst anlayabiliyor ne de kendimizi tam anlamıyla değerlendirebiliyoruz.

Konferansın adı: Dünya Yönetim Politikaları.

Fransız Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (IFRI) tarafından düzenlendi. Yüzün üstünde Avrupalı, Asyalı, Amerikalı, Latin Amerikalı, Afrikalı ve Arap uzman bir araya geldi. Dünyanın karşı karşıya geldiği “açlık-çevresağlık- ekonomi-terörizm” konularında neden kötü yönetildiğini ve ne yapılması gerektiğini tartıştı.

Özetlemek gerekirse, dünyanın nereye gittiği tartışıldı.

Kimler yoktu ki...

[[HAFTAYA]]

BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’dan Avrupa Merkez Bankası Başkanı Trichet’ye, Çin Dışişleri Bakan Yardımcısı Fu Ying’den Fransız eski Dışişleri Bakanı Vedrin ve en büyük ilgiyi toplayan Kemal Derviş’e kadar, siyasi ve ekonomik alanda tanınmış kişiler ve onların yanında sahalarının en önde gelen isimleri davet edilmişti.

Dünya çok kötü yönetiliyor...

Özet olarak şu kadarını söyleyebilirim ki, dünya hemen her alanda çok kötü yönetiliyor.

- Isınma artıyor, sel felaketleri geliyor, milyonlar göçmen oluyor ve çevre konusunda hâlâ anlaşma yok.

- 2050’de dünya nüfusu 9 milyar olacak, açlık ve hastalıklar artacak. Ortak bir politika üretilemiyor.

- Ekonomik krizlerin faturasını hâlâ fakirler ödüyor ve zenginler bu durumu görmezden geliyorlar. Ortak politikalar üretilemiyor.

- Terörü engelleyecek hiçbir şey yapılmıyor.

- Filistin, Afganistan ve Keşmir’in çözümlenmesi için hükümetlerde ciddi çaba yok. Bu sorunların bir nükleer savaşa kadar genişleyebileceğini kimse görmüyor.

 - Gıda fiyatları giderek yükseliyor zira ekilebilecek topraklar azalıyor, toprak yoruluyor ve hâlâ yeni gübre üretimine kimse yanaşmıyor.

- Uzay giderek bir çöplüğe dönüyor. Her gün sayısız uydu atılıyor ve her geçen gün büyük kazalar ve patlamalar beklenir olurken, kimse ilgilenmiyor.

Doğrusunu söylemek gerekirse, tartışılan konular beni ürküttü.

Global şekilde bakıldığında, dünyanın tam anlamıyla başı boş bir şekilde bir yerlere gittiği görülüyor. Böyle bir dünyada da, kim güçlü olursa o ayakta kalabilecek.

Ben de Türkiye’yi anlattım

Ben de Türkiye’yi anlatmak için davetliydim.

Türkiye, yükselen ülkeler bölümünde ele alındı. Dünyada değişen dengeler ve ortaya çıkan yeni güçlerin ne yapabilecekleri tartışıldı. Zira artık eski düzen bitiyor. Avrupa ve Amerika’nın “Bizi izleyin, ne yapıyorsak onu kabul edin. Patron bizleriz” yaklaşımı yavaş yavaş kayboluyor. Ancak bu değişimi ne Avrupa ne de Amerika kabullenebiliyor.

İşte bu çerçevede Türkiye ele alındı.

Geçmiş yılların Türkiye’si çok gerilerde kalmış. Dünyanın gözünde giderek değişen bir Türkiye var.

Konferansın en ilgi çeken panelini yönettim. Bizlerden beklentilerin inanılmaz derecede arttığını gördüm. Benim bölümümde Çin Dışişleri Bakan Yardımcısı Fu Ying de konuştu.

Türkiye ve Çin, günün yıldızıydı.

Türkiye konusunda neler dendiğini yarınki yazımda sizlerle paylaşacağım.

Kemal Derviş CHP’ye el vermeye hazır

Marakeş Konferansı’nın iki yıldızı vardı.

Biri, Çin Dışişleri Bakan Yardımcısı Fu Ying, diğeri de Kemal Derviş.

Birlikte üç gün geçirdik. Kemal Derviş’in uluslararası camiada öylesine iyi bir imajı var ki, bir Türk olarak gurur duymamak elde değil. Yere göğe koyamıyorlar. Avrupa Merkez Bankası Başkanı Trichet, her sözüne Kemal diye başlarken, BM Genel Sekreteri olsun, uluslararası alanda önemli yerlerdeki isimler Derviş’i paylaşamadılar.

Benim merakım ise, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptığı bir saatlik görüşmeden sonraki yaklaşımıydı.

Kemal Derviş, bizim anladığımız gibi, Ankara’ya kapanıp partinin günlük işlerinde rol almaya değil, uluslararası alanda partinin politikalarına katkıda bulunmaya, Kılıçdaroğlu’na yardımcı olmaya hazır. Konuşmalarımızda bana uzun uzun Kılıçdaroğlu’na ne kadar saygı duyduğunu, politikalarını beğendiğini ve partiye nasıl yardımcı olabileceğini anlattı. Türkiye’nin Derviş gibi uluslararası alanda pırıltılı çok sayıda ismi yok. Onu tutup içeri sokmak, günlük politikalara bulaştırmak yazık olurdu.

Hayatı boyunca sosyal demokratlığını hep ön planda tutan birinden de başka türlü bir destek beklenemez tabii. Bu şekilde partinin en zayıf olduğunu alanda, son derece değerli bir katkıda bulunabilecek.

CHP de böylece “Derviş bizimle birlikte” diyebilecek. Parti için son derece önemli moral ve bir kazanç olacak.