Kurtlar Vadisi kan gölüne dönecek!
30 Ekim 2010

Dizileri izlerken “Aman Allah’ım işte o an” dediğim şaşkınlık anları çok da olmaz. O yüzden bu köşede küçük tuhaflıklar dışında çok şey bulamayabilirsiniz...
Ama önceki gece oldu. “Bulut” lakaplı Yalçın Bulut vurulup öldürüldükten sonra, Memati kardeşimizin gözlerinden yaş sel olup aktı... Ben düzenli bir Kurtlar Vadisi (atv) izleyicisi olarak Memati’nin bu şiddette ağlamasını bir Süleyman Çakır öldüğünde görmüştüm. Belki birkaç kere daha olmuştu ama önemsiz ayrıntılarla ilgiliydi çoğu... Bu kez çok fena ağladı Memati. Çakır sonrası gerçekleştirdiği infazları düşününce önümüzdeki bölümlerde o gözyaşlarının yerini oluk dolusu kana bırakacağına eminim...
Bu arada dizide süreklilik arz etmeyen, yani her bölümde görünmeyen bir karakter olarak Bulut’un vurulması önemli miydi? Memati için evet. Bir de bizzat bu karaktere can veren Hüseyin Avni Danyal için...
Bilmeyenler için Danyal’ın atv’de başlayacak yeni dizi Kızım Nerede’de başrol oynayacağı notunu düşelim. Ve sanıyorum bu, başarılı oyuncunun ilk başrol deneyimi olacak... Bulut olarak öldü ama güneş olarak doğar temennisiyle bitirelim mevzuu...
[[HAFTAYA]]
Cendereye sıkışmış!
Aşk ve Ceza’da (atv) Burak Sergen’i Fıkra gibi sahneler... yine bir ağa rolünde gördüm. İlk temennim “hayırlı olsun”. Ama Türk Sineması ve tiyatrosunun bu önemli oyuncusunun dizilerdeki kaderi ağalık cenderesine sıkışmış ya, ona üzülüyorum...
Zerda’da da yine acımasız bir ağaydı Sergen. Ve elbette dizinin izlenilir olmasında büyük katkısı vardı. Aynı sertliğin izlerine Aşk ve Ceza’da da rastladım... Bakalım bu kez de benzer etkiyi yaratacak mı izleyici üstünde? Öyle olursa ağalıktan başka da şansı kalmayacak usta oyuncunun... ?

Fıkra gibi sahneler...
Kurtlar Vadisi’nde (atv) biri İsrailli, biri Alman, biri de Amerikalı üç karakter bir araya gelmiş oturuyorlar.
Fıkra gibi olması için bir de Türk eksiği var ortamda...
Ama gerek yok; ağabeyler aralarında Türkçe konuştukları için mesele fıkra gibi oluyor zaten.
Bunu anlamıyorum hakikaten. Mesela Deli Saraylı’da da (Show TV) İngilizler kendi aralarında kırık ve komik bir Türkçe’yle konuşuyorlar. O da tuhaf...
Madem, “gerçeğe en yakın” duran diziyi, gerçek meselelerin aksında çekiyorsunuz o zaman daya kardeşim alt yazıyı, kopma gerçek hayattan...
Bu üç arkadaşın anlaşabileceği diplomatik dil olan İngilizce’yi ver ağızlarına konuşup dursunlar. Gerçekliği komik duruma düşüreceğine, sen yap işini kalanını izleyici düşünsün!

Fatmagül’ün suçu bu!
Fatmagül’ün (Kanal D) suçu şu; dizi acayip ağır ilerliyor. Bir bölüme rahatlıkla yerleşebilecek konular en az üç bölümdür “yedire yedire” izletiliyor ekran başındakilere...
Bunun oluşturduğu en önemli sonuç, ilginin dağılması. Yani iki haftalık bir aradan sonra bile diziye kaldığınız yerden devam edebiliyorsanız, problem var demektir...
Fatmagül’ün sürekli tecavüzcüsü olarak bildiği eşi Kerim’i terslemesi, iki kelimesinden birinin “Seni öldüreceğim” filan olması hakikaten kabak tadı veriyor...
Beren Saat gibi bir oyuncuyu diyalogsuz bırakmak bana göre çok da manalı değil. Neyse, senaristlerden iyi bilecek değiliz ya... Ama şunu iyi biliriz, ağır akan diziler ikinci sezonu belki ama üçüncü sezonu asla göremezler.
Belki bu yüzden önümüzdeki bölümlerde çok sürpriz gelişmeler olacağını söyledi “bir bilen” dostumuz. Hayırlısı bakalım...

Program teklifi yok mu?
Önceki akşam Teke Tek Özel’e (Habertürk TV) konuk olan Ertuğrul Özkök, bir dönem çalışma arkadaşlarından olan Fatih Altaylı ve Murat Bardakçı ikilisine seri itiraflarda bulundu. Bilinenin dışında şeyler söylemedi aslında... Özkök, Hürriyet’in kaptanlığını bıraktıktan bu yana düzenli bir kendini ifade peşinde. Bu yüzden sanırım haftada en az iki TV programında görüyoruz kendisini...
Hazır bu ekran maratonu hızına erişmişken kendisine bir TV programı teklifi yapacak kimse yok mu, onu merak ediyorum?
Şuna eminim ki kimi severek kimi de söverek ne söyleyeceğini bekleyen bir dolu izleyicisi olacaktır o programın!