Yeni Yazısı > Kıskançlık tehlikesi - 14.06.2014

Kıskançlık tehlikesi
14 Haziran 2014

Günümüz dünyasında acımasız bir rekabet var. Buna bir de teknolojinin sağladığı sonsuz erişim olanakları eklendiğinde ikili ilişkiler ister istemez ‘şüphe’nin etkisi altında kalıyor. ‘Şüphe’nin olduğu yerde de kıskançlık ortaya çıkıyor. Ve kıskançlık olumlu bir duyguya çevrilmezse ilişkinin sonunu hazırlıyor.

Kıskançlığın neden kaynaklandığı konusunda henüz kesin bir yargıya ulaşılamadı. Ama 3 tür kıskançlık olduğu kesin.

1- İlkel kıskançlık (dürtü)

İnsanın doğasından kaynaklanan kıskançlık türüdür. İlk insanın ortaya çıkışından beri vardır ve aslında en tehlikesiz olanıdır. Bu en basit kıskançlık türü her insanda vardır. Bu dürtünün kaynağı da şu teoriyle açıklanır: “Döllenme kadın vücudunun içinde gerçekleştiği için anne çocuğun kendisinden olduğundan emindir. Baba ise bundan asla yüzde 100 emin olamaz. Kadının onu cinsel anlamda aldatması, erkeğin ilerde çocuğun sorumluluğunu üstlenirken soyunu devam ettirememesi anlamına gelir. Kadının böyle bir sorunu yoktur ama eşinin olanaklarına ve desteğine ihtiyaç duyar. Bu nedenle eşin başka bir kadına aşık olup zamanını ve olanaklarını ona yönlendirmesi kadın için bir tehlikedir.” Yani hem kadında hem erkekte kıskançlık dürtüsünün sebebi soyun devamıyla ilgilidir.

2- Patolojik kıskançlık (hastalıklı)

Genellikle özgüven eksikliğinden kaynaklanan, kaybetme korkusunun aşırı noktaya ulaştığı ve bunun sonucunda da takip etme, baskı altında tutma, öfke, şüphecilik gibi durumların ortaya çıktığı kıskançlık durumu. Bu tür kıskançlık yaşayanların geçmişinde mutlaka olumsuz bir örnek vardır. Anne ya da babasının ihanetini veya yakın arkadaşının aldatmasını daha önce yaşamıştır. Özgüven zayıfladığı zaman kişi kendini yetersiz, değersiz hisseder. Sahip olduğu sevgiyi hak etmediğini ve kaybedeceğini düşünür. Bu endişe de kıskançlık duygusuna ve onunla baş etmek için gösterilen sağlıksız davranışlara sebep olur. Aşırı kıskanç kişi, eşini, sevgilisini devamlı kontrol eder, takip eder, yaşantısını sınırlar ve üzerinde baskı oluşturarak onu kaybetmeyeceğini düşünür. Oysa sadakat tehditle değil, sevgiyle sağlanır. Kıskançlık sonucu sergilenen takip etme, baskı altında tutma, öfke, şüphecilik gibi tutumlar karşı tarafı daha da uzaklaştırır. Aynı zamanda aşırı kıskançlık, çaresizlik göstergesidir. Çaresizlik duygusunun boyutu büyüdükçe kıskançlık artar ve çoğu kez şiddet olayları da ardından gelir.

3- Öğretilmiş kıskançlık

Kişinin içinde bulunduğu sosyal ve kültürel grubun normları gereği kendisi istemese de uygulamak zorunda kaldığı kıskançlık türü. Kişi, yaşadığı toplumun yarattığı ilişki kurallarına göre kıskanmayı öğrenir. Çocuklukta, anne-babadan öğrenilen bu durum, ilk gençlikte arkadaş grubunun davranışlarıyla şekillenir. Örneğin delikanlı, kız arkadaşının mini etek ve askılı bluz giymesine karışmamaktadır ama arkadaşları kendi sevgililerini kısıtlamaktadır. Bir süre sonra arkadaşlarınca dışlanacağını düşünen delikanlı da aynı davranışı sergilemeye başlar. Bu da bir çeşit ‘mahalle baskısı’dır. 15-25 yaş arası grupta çok sık görülür.

AŞKIN GÖSTERGESİ Mİ?

Genellikle kıskançlık aşkın göstergesi olarak algılanır. Ne kadar çok kıskanıyorsa o kadar çok seviyor gibi... Oysa kıskançlığın aşkla ilgisi yoktur. Yani ‘seven insan kıskanır’ klişesine sığınmamak gerekiyor. İlişkilerin başında yaşanan ve içinde kıskançlığı da barındıran tedirginlik, yerini bir süre sonra sevgi, güven ve sadakate bırakır. İnsanın sahip olduğu bu değerli şeyi kaybetmekten endişe duyması beklenen bir durumdur. Bu sebeple, birbirini gerçekten seven iki insanın arasında bir miktar kıskançlık olması doğaldır, fakat sahiplenme duygusunun aşkla ilgisi yoktur. Çünkü aşkta sahip olmak değil, ait olma duygusu öne çıkar. Birine sahip olmanız mümkün değildir, ancak kendinizi ona ait hissedebilirsiniz. Burada yapılan en büyük hata, kıskanılan kişinin kendini teslim etmesi ve bunu bir sevgi gösterisi olarak gördüğü için sesini çıkarmamasıdır. Kıskanan kişi ise ilişkiyi tehdit ederek, zor kullanarak ya da küserek sağlayabileceğine inanır. İlişkinin bir rakip tarafından tehdit edildiğini hissettiği zaman da bu rekabette kaybedeceğini, sevilmediğini, sayılmadığını düşünür.

ADIN-ERKEK FARKI

Kadınlar ve erkekler arasında kıskaçlık derecesi bakımından fark aramak anlamlı olmasa da tepkiler farklılaşmaktadır. Kadınların, görece daha yapıcı davranıp alttan alarak kendi hak ve isteklerinden vazgeçtikleri, erkeklerin ise tehdit ve kaba kuvvetle kıskançlıklarıyla baş etmeye çalıştıkları görülmektedir. Sadakat kıskançlığı etkileyen en önemli faktörlerden biridir. Eşlerin birbirini cinsel veya duygusal anlamda aldatması çoğu ilişkiyi derinden etkiler. Yapılan araştırmalar, kadınların duygusal bir aldatma karşısında daha çok etkilendiğini, erkeklerin ise cinsel ihanette daha fazla kıskançlık yaşadığını göstermekte.

KISKANÇLIK TEHLiKESi NASIL ÖNLENEBİLİR?

Kıskançlığa öfke, değersizlik, çaresizlik, yetersizlik, yalnızlık gibi duygular eşlik eder. Birçok kişi geçmiş yaşantılarının yaralarını içinde taşır ve süren ilişkisinde bu yaraları iyileştirmeye çalışır. Önemli olan, bu yaraları tanımak ve bugünkü ilişkiye taşımamaktır. Karşılıklı güven için iletişimin açık olması önemlidir. İmalı sözlerden, üstü kapalı eleştirilerden ve küskünlüklerden kaçınmak gerekir. Bu noktada, kıskançlığa ılımlı yaklaşmalı ve konuşmaya çalışmalı. Kişinin kıskançlık duygularının altında yatan duygu ve düşüncelere ulaşmak gerekir. Bu duygu ve düşüncelerin farkına varmak, onları ayrı ayrı ele almaya ve mantıklı olup olmadıklarına daha tarafsız bakmaya fırsat tanıyacaktır