Kim, müstakbel katiline saf tutar?
22 Aralık 2009

Ankara’da, Kocatepe Camii’nde bir cenaze töreni. Musalla taşında ayyıldızlı bayrağa sarılı bir tabut. Önünde saf tutmuş komutanlar. İlk bakışta PKK terörüne kurban gitmiş bir ordu mensubunun cenaze töreni olduğu izlenimini veren bu sahnenin altında yatan dram ve gerçekler çok farklı. Ayyıldızlı bayrağın altında yatan kişi Deniz Yarbay Ali Tatar. Önünde saf tutup namazını kılan kişi Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Eşref Uğur Yiğit. Yarbay Tatar, komutanı Eşref Uğur’a suikast düzenlediği iddiasıyla tutuklanıp serbest bırakıldıktan sonra bunalıma giriyor. Tekrar yakalanıp tutuklanması isteğiyle kapısına güvenlik güçleri dayanınca beylik tabancasını şakağına dayayıp çekiyor, ölmeden önce karısına veda edecek bir kaç saniyesi oluyor! Bir süredir en yüksek komutanlarının, Genelkurmay Başkanı’nın ağzından orduya yönelik komplolar kurulduğu ve psikolojik harp yapıldığı iddialarını dinliyoruz. Ergenekon adı verilen ucu bucağı kalmamış tuhaf davalar zincirinde yargılanan emekli ve muvazzaf askerlerin yanısıra bir de Deniz Kuvvetleri Komutanı’na suikast düzenlediği iddiasıyla genç teğmenlerden yarbaya bir dizi deniz kuvvetleri mensubu da gözaltına alınıyor, bir kısmı serbest bırakılıyor, bir kısmı hâlâ tutuklu. Bu iddiaların ne kadar inandırıcı olduğu, bizzat Deniz Kuvvetleri Komutanının, kendisine suikast yapacağı iddia edilen subayının cenaze törenine katılmasından, eşine taziye bildirmesinden belli değil mi? O subaylar öyle bir eğitim alıyorlar ki komutanlarına karşı değil suikast düzenlemek, onun için canlarını verirler, veriyorlar! Başka türlü savaşılır mı? Bu nasıl bir korku filmidir, nasıl bir espiyonaj faaliyetinin içine düştük ve ordu kendisine yönelik bu iğrenç savaşa nasıl karşı koyamıyor? PKK ile TSK yer değiştirdi! Devlet, PKK liderini rahat ettirmek için çırpınırken ona karşı savaş vermiş TSK mensupları tutuklanıyor, onurları kırılıyor, intiharlar başlıyor. Açılım için bu mu gerekliydi?

Bu soruları kimse sormuyor

Herkes şaşkın birbirine soruyor: Suçu övmek suç değil miydi? Bir zamanlar Apo’ya sayın diyene soruşturma açılmıyor muydu? Şimdi ne oldu da Apo’ya itibarı iade edildi? Terörist başı dediğimiz adam, Meclis’te grup kuruyor! Cezaevinde tedavisi yapılamadığı için ölen mahkumlar varken onun odasına ithal kağıt döşeniyor, penceresine pimapen yapılıyor! Başbakan Yardımcısı Arınç’ı televizyonda izlerken acaba yanlış mı duyuyorum dedim. “Terörist dağdan inip silahını teslim edecek kadar aptal mı? Oraya bir görev için çıkmış, görevini yapmadan iner, silahını verir mi?” diye konuşuyor. Sormazlar mı adama “PKK sözcülüğüne mi soyundunuz” diye? Sormuyorlar, tam tersine “Dağdakilerin inmesi için: Dağa çıkma nedenlerinin giderilmesi ve dağdan inme şartlarının yerine getirilmesi gerek” diye röportaj verip destekliyorlar. Peki ya bu koşullar bize uymuyorsa, razı değilsek ne olacak? Ben soruyorum!

YENİLERİ GELECEK

İçişleri Bakanı Beşir Atalay Erbil ve Bağdat’a gitti. Konu elbette Mahmur kampının boşaltılması. Oradan gelecekler için harıl harıl ev yapılıyor. Evle iş biter mi? Okul da yapılacak. Orada doğup büyüyen çocuklar, Türkçe bilmiyor. Eğitim Kürtçe mi olacak? Malum, PKK’nın ilk isteği buydu. Bu insanlar ne iş yapacak? Neyle geçinecek? Korucu maaşı mı bağlanacak? PKK’lı gibi davranmalarına izin mi verilecek? İlk gelen 7 tanesine söz geçirilemedi, 5 bin tanesiyle nasıl başedilecek? Ee, bu kadar soru sorarsan rahatsız ediyor tabii. Medyanın el değiştirmesi de bunun için isteniyor. O tarafta bu sorular değil, komutanlar niye konuştu diye soruluyor. O tarafta haklarını savunmak için direnen ve kış ayazında suya dökülen Tekel işçilerinin haberleri verilmiyor da 93 yılında PKK’nın yaptığı katliamı Öcalan bilmiyordu röportajları yapılıyor! Parazit yapanlar da susarsa, açılım da olur, saçılım da.