Hangi adalet, hangi eşitlik, hangi masumiyet!
29 Temmuz 2012

"Trabzon ve Galatasaray, bel altından vurma operasyonlarını yaptılar"

"Şikeden suçsuz olduğumuz anlaşılana kadar, Fenerbahçe'nin havuzda olmamasını sağlayacağız"

"Bu süreçte en acı veren, en ağırımıza giden, dostumuz olarak yanımızda yer alan, birlikte maç izlediğimiz kişilerin bizleri dinliyor olmalarıdır. Kısaca onlara 'ahlaksız' diyorum. Bizi bir örgüte bağlayamayanlar yeni suçlama yarattılar, şike suçlaması..."

"Siyasette asla olmayacağım"

"Fenerbahçe Kuvayi Milliye'dir, bir ruhtur. Tarihimizde hep mücadele var"

"Biz şerefsiz değiliz, şike yapmadık..."


Hangi Kuvayi Milliye?

Konuşmanın içindeki bu cümleleri alt alta yazdığımız vakit en az "temiz kramponlar" kadar karışık bir hal çıkıyor ortaya... Neresinden tutmalı bilmem ama Fenerbahçelilerin Kuvayi Milliye ruhu ile bu operasyona itiraz ettiğini savunmak "akıl tutulması"yla ifade edilecek kadar kolay mıdır bilinmez. Evet operasyonun futbolda temizlik saikiyle yapıldığına inananları bir kenara bırakırsak bu operasyona itiraz edenlerin de bu karşı çıkışı Kuvayi Milliye'ye bağlama çabalarına hoş gözle bakmadıklarını söylemek için büyük öngörü sahibi olmak gerekmez!

Hangi temizlik?
Trabzonspor ve Galatasaray'ın ne yapıp yapmadığından çok, Fenerbahçe'nin ne yaptığı merak ediliyor. Bu süreçte rakiplerden ahlaki bir tavır beklemenin saçmalığı üzerine kaleme alınacak yazıyı da medyanın etiksever kanadına bırakmak gerektiğini düşünüyorum...

Kapitalist sistemde temizlik arama derdine düşenler ise bir futbol kulübü başkanı ile muktedirler arasındaki ilişkinin boyutlarına bir bakabilirler mi acaba? "Biz temiziz, tertemiziz" şarkısını söyleyenlere koşulsuz destek verenler içinde önemli bir veri olarak değerlendirmek mümkün elbette.

Hangi havuz?
"Aman havuz taşmasın" edebiyatı da endüstriyel futbol şövalyeliği olarak yorumlanabilir mi bilmem ama havuzla birlikte kulüplere aktarılan paraların nasıl kullanıldığına bir bakmak gerek zannımca. Taraftar yerine müşteri talep edenlerin kazandığı bir süreçte endüstriyel futbol bataklığında nasıl bir temizlikten söz ettiğimizi ortaya koyarak başlayabiliriz belki de tartışmaya... 3 Temmuz süreci öncesinde "Diktatör" diyerek veryansın edenlerin bu süreçte Aziz Yıldırım'a verdikleri destek de olayın analizi açısından büyük önem taşıyor...

Hangi iktidar?
Bu operasyonun memleket futbolunu lavanta kokulu zamanlara taşıma derdi olmadığı açık... Soruşturma sürecinden, mahkeme safhasına kadar tel tel dökülen bir hikaye bu. Daha önce de birçok kez ifade etmeye çalıştığımız gibi mevzu gayet sarih aslında: " Hükümet olmaktan iktidarını ilan etme yolunda hızla gidenler yeşil sahalarda hakimiyetini artırmak için operasyonun düğmesine epey evvel basmışlardı. Zamanla daha da güçlenip mağdurluktan muktedirliğe geçiş yapanlar için yeşil sahalarda da tam hakimiyet büyük önem arz ediyordu.

Hangi dizayn?
Futbol pastasından daha fazla pay almak ve iktidarlarını daha da sağlamlaştırmak için yeşil saha ve çevresinde de ne kadar güçlü olduklarını kanıtlamak ve seslendikleri kitleye "yıkılmaz armada" mesajını bir kez daha göstermek için her şart uygundu... Siyaseten geldikleri noktada "Ne kadar da güçlüyüz. İstediğimizi yaparız" söylemiyle tüm kaleleri bir bir fethederken yeşil sahaları dizaynda sürpriz bir hamle ile karşılaştılar. En az onlar kadar futbola yön vermek ve o alanda da var olmak isteyen "hareket"le yaşanan operasyonel ve taktiksel çekişmeleri hiç hesaba katmamışlardı..."

Hangi masumiyet!

Bu hikayeden sol yanı ağır basan Aziz Yıldırım çıkacağını düşünenler de yanıldı. İktidar elbette hayatın her alanında örgütlenip güçlü olmak ister. Bunda da şaşılacak hiçbir şey yok... Asıl şaşılacak olan, işkenceci polisler terfi ederken, vekilin oğlu polisleri tek tek sıraya dizip teşhis ederken, Cihan Kırmızıgül "poşu davası"nda 11 yıl 3 ay hapse çarptırılırken, pankart açan öğrencilere yıllarca ceza kesilirken, THY haklarını savurmak için eylem yapan çalışanlarını işten çıkarırken bir an olsun düşünmezken, Boğaziçi Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi'nde (BEDAŞ) işten atılan işçilerin 150. gününe giren direnişine sağır olunurken... Hangi adalet, hangi eşitlik, hangi muhalefet, hangi masumiyet!