Yeni Yazısı > 'Güven' ve 'siz' - 14.06.2014

'Güven' ve 'siz'
14 Haziran 2014

Ezelden beridir bir güvensizliğimiz var milletçe. Kendimize mi karşıdakine mi güvenmiyoruz, bilemiyorum...

Gençliğimde araba kullanırken, eğer çok yağmur varsa duraklara yanaşır gideceğim yere kadar götürmeyi teklif ederdim bekleyenlere...

"Aaaaa, sapık!"

"Ayol git işine!"

gibi tepkiler aldığımı tahmin edersiniz. Yahu insanlık bile yapmaya izin yok. Durakta kalmışsınız, sucuk gibi olmuşsunuz, soğuktan titriyorsunuz ama acayip bir iffet ki sormayın gitsin.

Tabii durakta o kadar insanın önünde yaşlı teyzeleri,  genç hanımları ve hatta amcaları arabama alıp kötü yola düşüreceğim ya!

Ben de bu sevdadan vazgeçtim, demek bize iyilik yaramıyor.

Bu güvensizlik hayatın her deminde ve zemininde karşımızda.

Bankada, işyerinde, her yerde:

"Hangi adreste oturuyorsun?"

"Falanca filanca adreste ikamet ediyorum."

"Kanıtla... İkamet tezkeresi getir."

Bankaya güvenlik memuru alınıyor, soru şu:

"Hiç suç işledin mi?"

"Hayır."

"Kanıtla... Sabıka kaydı getir."

Tabii aslında işe başvuran 15 defa hırsızlıktan içeri girmiş, hatta gasp yapmış da olabilir ama işte, 'ya tutarsa' diye başvuruyor!

Dedim ya; bir güvensizliktir gidiyor.

Zaman, kazık zamanı

Hatırlarım; eskiden insanların değeri vardı. Yaşamın, saygının da değeri vardı. Şimdi her şey maddeye, paraya dayandı. Paran varsa en güçlü, en haklı sensin. Dolayısıyla herkes artık para için yaşıyor.

Eskiden pazar yerlerinde sabahları fiyatlar normaldi, öğlen ve öğleden sonraları düşerdi. Malum, mal kalmasın diye. Artık akşam daha pahalı.
Yalnız bizim ülkemizde değil, her yerde böyle. Çarlık zamanında Rusya’da sabah 1 kopek olan ekmek, öğlen yarım kopek'e iner, akşama doğru çeyreğe düşermiş. Yine de istersen gene 1 kopek karşılığında tazesini alabilirmişsin. Her keseye göre bir şeyler bulmak mümkünmüş. Artık oralarda da aynı: 7/24 fiks menü!!!

Şimdi pastaneye gidin, 3 gün önceki kek hala vitrinde... Fiyatı da tazesiyle aynı.

Halbuki, 'tazesi bu kadar, bir gün önceki şu kadar' diye yazıp koysanız camekana, müşteri ona göre alır. Ama olmaz tabii!.. Herkes taze istiyor. Amcalar da ne yapsın? Eskiyi yeni diye kakalayacak ki daha çok para kazansın. Biz de kek mi alıyoruz kekleniyor muyuz, belli olmasın.

Vitrin kazığı

Yıllar önce, ismi lazım değil, Türkiye'nin en büyük marketler zincirlerinden birine alışverişe gittim. Akşama misafir var, ayıptır söylemesi pastırma alayım dedim. Misafir ya, en kalitelisinden seçeceğim. Reyondaki arkadaş dilimlenmiş, kaliteli ve pahalısından bir pastırma gösterdi... Tabağa tepeleme doldurmuşlar ve çok güzel görünüyor; ne yağ, ne sinir var. "Tamam, ver bakalım" dedim, üstten bir avuç aldı, plastik tabağa koyup folyoladı.

Eve geldim, paketleri açtım, bir de ne göreyim! Üstteki o güzelim pastırmanın altında kalmış dilimler felaket! Sadece yağ!!! İyi parçaları, alttakileri kapatacak şekilde yaymışlar, üstten bakınca altı görünmüyor.

O hışımla tekrar o kadar yolu geri gidip reyondaki çalışana veryansın ettim. Müdürü istedim, koşa koşa geldi. Etrafta bir sürü müşteri bana bakıyor... Müdür bey, "Aman efenim, yenisini verelim, falan da filan da... caz yapıyor. "Kardeşim, ben size kalitelisini ve pahalısını istediğimi söyledim, daha ne diye kazık atmaya çalışıyorsunuz? İsteseydim ucuzunu alırdım" diye sayıp döktüm.

Aldığım her şeyi iade ettim, bir daha da kapısından girmedim o “büyük” marketler zincirinin.

Peki, değdi mi? Siz karar verin.