Gerçek mücadeleci girişimciler
01 Nisan 2011

Hafta başında önce bir jüri toplantısında, sonra da ödül töreninde bulundum. Şimdiye kadar onlarca jüriye katıldım. Ancak, jüri üyelerini bu kadar etkileyen bir toplantıda bulunmamıştım. Citibank tarafından düzenlenen Mikro Girişimci Ödülleri’nden, 500 TL’lik kredilerle, sadece ailelerinin değil, etrafındaki insanların da hayatlarını değiştiren girişimci kadınlardan söz ediyorum.

[[HAFTAYA]]

Şimdiye kadar önde gelen işadamlarının, girişimcilerin ve KOBİ’lerin öykülerini paylaştım. Jüri sırasında önemli bir Türkiye gerçeğini, ciddi boyutlara ulaşan yoksulluğu ve onunla mücadele etmek için 500 TL’lik kredi kullananların öykülerini atladığımızı fark ettim.

500 TL ile kurulan hayat

Elbistanlı Gül Tekdemir bunlardan biri... Babası cezaevinde, 7 kardeşi var. 500 TL kredi alarak kreş kurmuş. 10 öğrencisi olmuş, taksitleri ödeyince, ikinci krediyi alıp, bebek bölümünü de açmış. Ardından, servis yapmak için minibüs kredisi daha almış. Bunu yeni bina izlemiş. Şimdi 7 kardeşine, annesi ve babasına da o bakıyor ve hedefinde ‘işini büyük bir kulübe’ dönüştürmek var.

Süheyla’nın büyük hedefi

Şanlıurfalı Süheyla Uğurlu’nun öyküsünü de unutmamayım. 31 yaşında ve lise mezunu... Görme özürlü bir babanın kızı, 3 kardeşi var. 500 TL kredi ile onun da hayatı değişmeye başlamış. Eskiden giyim ürünleri alıp satıyormuş, şimdi kendi ürettiklerini pazarlıyor. Haftanın 4 günü üretimle, 3 günü de pazarlamayla geçiriyor. Suriye ve Libya’da iş fırsatları aramış. Hedefinde ihracatçı olmak var.

Para kazanınca, eşi döndü

Elbistanlı Nurgül Cerit’i hayranlıkla dinledim. 38 yaşında ve ortaokul mezunu... 500 TL ile başlayan, büyüdükçe artan miktarda mikro kredi kullanarak manav dükkanı açmış. Kendi deyimiyle, ‘Manav dükkanı açınca eşi de kötü huylarını terk etmiş.’ Çocuklarını okutmaya başlamış. Bir yandan da salça ve konserve yapım işine girmiş. Ve sıkı tutun ayda 1500 TL gelir elde etmeye başlamış.

Kahvehane sahibi kadın

O kadar örnek girişimci kadın öyküsü var ki? Burada anlatmaya yerim yok. Size hangisinden söz edeyim? Ergani’de Galatasaray Kıraathanesi’ni açıp, oğlunu terörden kurtaran Emine Yaşar, Diyarbakır’da topraktan tandır yapıp 8 çocuğuna bakan Aklime Kaderli, Eskişehir’den baklava ve börekte Güllüoğlu’na rakip olmaya hazırlanan Asiye Özkan, Rize’den el dokumalarıyla hayatını kazanan Emine Hut... Hepsi de 500 ya da 1000 TL krediyle parmak ısırtan mücadeleler veriyorlar. Kazandıkları aylık 300 TL’yle sadece kendilerinin değil, işsiz eşlerinin ve okumak isteyen çocuklarının hayatlarını da dönüştürüyorlar.

İlk 10 ekonomi hedefi yeterli değil!

Türkiye, 1990-2002 arasındaki dönemde kişi başına milli gelirde 2 bin-3 bin dolar arasında gitti geldi. Böylece, o 10 yılı tam anlamıyla harcadık. Türkiye, o yıllardaki kişi başına milli gelir düzeyiyle, Dünya Bankası’nın (DB) sınıflandırmasına göre ‘Orta sınıf ülkelere’ girmiyor, ‘Ortanın altı’ grubun üstüne yakın yerde bulunuyordu. Ekonominin büyümeye başladığı dönemlerde, ‘sınıf atlıyoruz’ diye umutlanır, sonra umudumuz yeni krizlerle boşa çıkardı. 2002 sonrasında başlayan istikrarlı ve büyüyen ekonomi Türkiye’yi 10 bin dolarların üstüne, 1 trilyon TL’lik GSMH büyüklüğüne taşıdı. 2023 için ‘ilk 10 ekonomi’ hedefini gündeme taşıyan bir yapıyı ortaya çıkardı.

Dün açıklanan yüzde 9.2’lik büyüme oranı bu temponun sürdüğünü gösteriyor. TUİK’in verilerine göre ülkenin GSMH’sı 735 milyar dolara, kişi başına milli geliri de 10 bin 79 dolara ulaştı. Türkiye bu performansıyla, IMF’nin rakamlarına göre, 182 ülke arasında 57’inci sırada yer aldı. DB’nin verilerine göre, 1992’de 53, 1993’de ise 45’inci sırada yer alıyordu. 1993 yılında kişi başına milli geliri 2970 dolardı. O tarihte Çek Cumhuriyeti’nde bu rakam 2 bin 710 dolar idi, şimdi 18 bin doları geçmiş.

Buna karşılık Türkiye’nin de iyi performans gösterip geride bıraktığı ülkeler var. Orta Sınıf’ı geçtiği, hatta Orta Sınıf Üstüne’ yaklaştığı da söylenebilir. Ama ‘İlk 10 ülke’ hedefine doğru giderken, yoksulluğu yok eden ve sosyal düzeyi yukarı çeken stratejilere de yönelmeliyiz. Sadece büyüklüğe değil, refah artışına da odaklanmalıyız. Yoksa ilk 10’a girerken, kişi başına milli gelirde yine 50’inci sıralarda kalabiliriz.