Ezel, içinde Ezel yokken bile izletti!
27 Nisan 2011

Ezel’de (atv) eğer başrol takıntılı filansak ilk kez Ezel, Kenan ve Dayı üçlemesinin olmadığı yani esas adamların tatile çıkarıldığı bir bölüm izledik... Başrol takıntımız filan da yoksa zaten dizide rollerin çok adaletli dağıtıldığını bir kez daha anladık. Tefo giderayak çıkardığı oyunculukla, mesela gelecek hafta aramızda olmayacaksa, dizinin en çok özlenen karakteri olacağının sinyalini çaktı...

[[HAFTAYA]]

Öldüyse hakikaten üzülürüm. Ali öldürdüyse üzüntüm ikiye katlanır, ölmediler de yine ters köşeye filan yatırılmışsak nasıl bir ruh haline gireceğimi kestiremiyorum... Ama netlikle söyleyebileceğim bir şey var; Ezel, içinde Ezel yokken bile izletti kendini. Son beş bölüme bu lezzetle giren çok da örnek hatırlamıyorum. Ya siz?

Yaşayan İnsan Hazinesi olmak...

UNESCO’nun (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu) dünya çapında Yaşayan İnsan Hazinesi ilan ettiği Neşet Ertaş ustamıza önceki gün İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından fahri doktora unvanı verildi... Aynı gece lakabını verdiği “Garip” belgeselinin yapımcısı Can Dündar’ın NTV’deki ana haberine konuktu...

Çoktandır tevazu denilen erdemi ekranlardan izleyemeyen bir kardeşiniz olarak ustanın her lafında gözlerim ayrı yaşardı, itiraf ediyorum... Çok uzun yıllar önce İstanbul’a parası olmadığı için sazıyla ve ayakta yolculuk yaparak gelmiş bir ustanın aynı şehir tarafından şimdi ayakta alkışlanması muhteşem elbette...

Ama Yaşayan İnsan Hazinesi olmak sadece ozanlıkla ya da ne bileyim abdallıkla ilintili değil; sesin tınısındaki o tevazu sazın tınısında devleşiyor, bu sihirli gücün sahibi ise kendini kaybetmiyorsa (şimdiki sözde şöhretler üzerinden konuşuyorum) başka hikmetleri de aramak şarttır meselede. İyi ki ayaktasın Neşet baba!

Peki fark nerede?

Son Kale (Kanaltürk) olaylı bitti yerine gelen Çok Farklı sıradan bir başlangıç yaptı. Yazılarından anladığım kadarıyla Reha Muhtar uzun bir süredir sükunetin peşindeydi zaten. Sanırım bulmuş da oldu... Önceki akşam Kaya Çilingiroğlu’nun konuk olduğu ilk bölümüyle kısmen renkli bir içerikle ekrana gelen Çok Farklı, aynı saatlerde yarıştığı diğer spor programlarından hiç de farklı olmayacaktır bu sakinliğiyle... Dost acı söyler. Reha Muhtar sakinliğini yazılarında yaşamak, içindeki haberci ya da yorumcuyu da ekranlarda yaşatmak zorunda. Ancak böyle çok farklı olabilir çünkü...

SIKINTI NEYSE SÜRÜYOR HÂLÂ!

A Haber bendeki televizyonda yarım ekran görünüyor. Her kanal tam ekran A Haber ve önceki günden itibaren de atv yarım ekran. Teknik olarak bir sıkıntı olduğu kesin. Her doğumun bavulunda küçük çaplı sıkıntılarla geldiğini bilirim az çok. Dilerim bu seferki uzamaz da bir avazda kurtuluruz hep birlikte...

Elli program dediğin...

“Soner Olgun İyi Bayramlar” Cine5 ekranındaki 50’nci programını kutladı önceki gün. Kutlama filan dediysek, Soner ağabeyin tevazusu dolayısıyla ağır başlı bir “sevindirik olma” haliydi o kadar... Öyle ki ekip kutlama pastasını bile programdan sonra kesti. Ellinci programının anonsunu yaparken “Bizimkisi daha ne ki; Mesut 7500 canlı yayın yapmış hanımlar beyler” deyişi gururu okşadı ama yaptığı işi hafife almasa iyi olur bence... Yıllardır elden ele gezmesine rağmen ayakta durabilen, direnen bir kanalda 50 hafta kendini izletmek, değerini kaybetmemek, her defada bir tuğla daha yükseltmek binayı; az bir şey değil. O yüzden iyi bayramlar Soner usta...

Bir de dip not; kanala gittiğimde Kadınları Anlama Kılavuzu’nun küçük setini de gördüm. Dizi bu yıl Antalya Televizyon Ödülleri’nde yarışıyor. Ama çoktan finalini yapmış bile... Kadını, kadınlığı lafı gevelemeden anlattığı için hakikaten baktıkça sevdiğim bir diziydi. Seti öyle boş görünce bazı işlerin hak etmediği sonlarla aramızdan ayrılmasına hayıflanıyorum. Saçma sapan senaryolarına rağmen ekranda bilmem kaç yüz bölümdür işgal kuvvetleri gibi dikilen dizileri düşündükçe hele...

SHOW HABER’İN DURUŞU!

Show Haber önceki gün Kahramanmaraş’taki toplu intihar olayını verdiği haberinde ekranın sağ üst köşesine akıllı işaretlerden “+18” olanını koydu... Böyle bir öz denetimi “şov yapmak” olarak niteleyen bir arkadaşla tartıştık biz de dün. Haberci sorumluluğu haberi servis ettiğin kitleyi tanımanı da gerektirir... Ali Kırca ve arkadaşları o saatte ekran başında olan çocukları da düşünmüş, kendince önlemlerini de almışlardır. Öz denetime sansür ya da şov demek de bu ülkede bazı habercilerin kamu üzerinde yarattığı tahrifata çanak tutmaktan başka bir şey değildir... Show Haber’e sıkı bir alkış gidiyor benden.

Toplu intihar ekranı...

“Cumartesi gecesi” diyor okurumuz Engin ağabey, “Fox TV’deki Lale Devri’nin özeti 75 dakika sürdü”. Dertli belli ki... Ben de aynı kronometrenin bütün sevdiğimiz diziler için geçerli olduğunu hatırlatıyorum kendisine. Hatta 90 dakika yeni bölüme 90 dakika özet çakan ekranlar bile var... Reklam sistemindeki bu karmaşa sürdükçe olan önce dizi çalışanlarına, sonra izleyiciye, son noktada da ekranlara olacak. Hep birlikte intihar ediyoruz işte...