Ergenekon, Dink cinayeti ve adalet
06 Ağustos 2013

Odatv operasyonu kapsamında gözaltına alındıktan sonra 5 Mart 2011 günü Savcı Zekeriya Öz’e yaklaşık 4.5 saat ifade vermiştim. İfadede beni “Ergenekon örgütüne üye olmakla” suçlayan Savcı Öz ile aramızda şöyle bir diyalog geçti;

-Siz beni Ergenekon’a üye olmakla suçluyorsunuz. Ben ise Dink cinayetinin Ergenekon ile birleştirilmesi gerektiğini kitaplarımda, haberlerimde ve yazılarımda dile getirdim. Ama siz Dink cinayetiyle Ergenekon’u nedense birleştirmediniz.

Savcı Öz: Delil yoktu…

-Ben yazdığım kitapta delilleri koydum. Ama siz hiç birleştirmeye çalışmadınız, polisin şemasına rağmen.

Savcı Öz: Ama ben Dink ailesinin avukatlarına dosyadan (Ergenekon) bir sürü belge verdim.

- Sizin işiniz belge vermek değil davaları birleştirmekti.

Derin devlet ayakta

Dün Silivri’deki Ergenekon davasının karar duruşmasını izlerken bu konuşma geldi aklıma. Eğer Türkiye’de gerçekten bir ‘derin devlet’ ya da Ergenekon davası görülecekse 19 Ocak 2007’de öldürülen Hrant Dink davasının da orada görülmesi gerekirdi.

Ama, ne benden bir terörist yaratmaya çalışan birilerinin kahraman savcısı Zekeriya Öz ne de mahkemeler bu dosyaları birleştirdi. Eğer birleştirilseydi; Türkiye bugün hâlâ dipdiri olan gerçek derin devleti daha net görebilecekti!

Savcı bile söylemişken...

2008’de Zekeriya Öz yazdığı birinci iddianamede Ergenekon’un işlediği iddia edilen suçları şöyle sıralamıştı: -

Cumhuriyet Gazetesi’ne el bombası atılması
- Danıştay saldırısı,
- Rahip Santoro cinayeti,
- Hrant Dink cinayeti,
- Malatya Zirve Yayınevi katliamı,
- Eski YÖK Başkanı Erdoğan Teziç'e suikast girişimi

. Bu dosyalardan yalnızca Danıştay saldırısı Ergenekon ile birleştirildi.

Müebbetten tahliyeye

Bu saldırının en önemli faili Osman Yıldırım’dı. Osman Yıldırım, Cumhuriyet’e bomba atılmasında patlayıcıları temin eden kişiydi. Danıştay saldırısında azmettiriciydi ve nitekim Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi müebbet hapis ile cezalandırmıştı. Yıldırım daha önce yolu dört kez cezaevinden geçen biriydi. 30 Aralık 2006 tarihinde kasten adam öldürmeye teşebbüs ve ruhsatsız silah taşımak suçundan 9 yıl hapis cezası almıştı.

Ablasını öldürmek suçundan 20 yıl hapis cezası verilmiş, nüfus kağıdında yaptığı sahtecilikten ötürü mahkumiyet almıştı. 14 Temmuz 1998 tarihinde öz yeğenine fuhuş yaptırmak suçundan 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Yıldırım ifadeleriyle Ergenekon davasının Danıştay saldırısıyla birleşmesinde önemli bir rol oynadı.

Müebbet hapis cezası alan Yıldırım tuhaf bir şekilde Ergenekon davasının hem sanığı, hem tanığı hem de gizli tanığı oldu. Gerçeğin ortaya çıkması için “Eee ne var bunda?” diyebilirsiniz. Ancak dünkü duruşmada Osman Yıldırım’ın yalnızca 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılması akla şu soruyu getirdi; Osman Yıldırım’a müebbet veren Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi mi hatalı karar verdi yoksa 8 yıl 9 ay ceza verip tahliye eden Ergenekon mahkemesi mi?

Bu davada beklenti neydi? Derin devletin ortaya çıkarılması, suçlu ile suçsuzun ayrılması. Peki, Danıştay saldırısının en önemli failinin serbest bırakıldığı Dink ve Santaro cinayetlerinin birleştirilmediği davada derin devlet açığa çıkmış mıdır? Hayır bence daha da güçlenmiştir.