Yeni Yazısı > Çalışanı ortak etme zamanı - 19.10.2010

Çalışanı ortak etme zamanı
19 Ekim 2010

Büyük bir yabancı şirkete giren arkadaşımdan dinlemiştim. Birkaç ayda gösterdiği performans nedeniyle, kendisine ‘hisse senedi’ verilmişti. Belli bir takvim içinde kendisine verilecek hisse senetlerini, 3 yılın sonunda satabilecek duruma gelecekti.

İnanılmaz etkilenmiş ve motive olmuştu. Girmeden önce “Bir yıl çalışır, sonra bakarım” diyordu. Ancak, artık işine sımsıkı sarıldığını sık sık duyuyorum. Pegasus’un başkanı Ali Sabancı’dan, ‘kâr ortaklığı’ stratejisini dinleyince, bu arkadaşımın anlattıkları aklıma geldi.

Türkiye’de ‘hisse senedi’ verme ve kâr paylaşımı pek yaygın değil. Çalışanlara, ‘şirketi kendisinin gibi hissettirmek’ düşüncesini verecek uygulamalara başvurulmuyor.

[[HAFTAYA]]

Pegasus’un örnek stratejisi

Oysa Ali Sabancı’nın Pegasus’ta yaptıkları ve aldığı sonuçlara kulak vermek lazım.

Önce 3 yıl üstü çalışanları ‘kâr payı dağıtımı’ kapsamına almışlar. Sonradan bunu 1 yıla çıkarmışlar. 2009’da 917 aile kâr payı almış. Bunun sonucunda, ‘Herkes kendini Pegasus’un sahibi gibi’ hissetmeye başlamış. Ali Sabancı’nın anlattığı şu anekdot ise her şeyi açıkça ortaya koyuyor: “Rakip bir şirketin uçuşunun 3 saat rötar yaptığını duyan kaptan pilot, kendi uçağındaki boş yerleri kontrol ediyor. 14 koltuğun boş olduğunu görünce, doğrudan rötar yapan uçağın yolcularıyla temasa geçip, onları kendi uçağına getiriyor. Ve dolu olarak kalkıyorlar.”

Ali Sabancı, “Bunu başka türlü yapamazdınız” diyerek, uyguladıkları ‘kâr payı’ stratejisinin altını çiziyor. Bence de haklı. Türkiye’deki şirketler artık biraz bu konuya odaklanmalı, yüzde 0.5 gibi düşük oranlı hisselerini çalışanlara dağıtma ya da kâr payı verme yöntemlerini denemeli...

Yeşil kartlıyı anlayan seçim kazanabilir

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sürpriz bir şekilde görüştüğü Kemal Derviş’ten şu öneriyi almıştı: “Yoksulluk, gelir dağılımı ve işsizliği çözebilen seçimi kazanır.”

Gerçekten de önümüzdeki dönemde bu 3 başlık önemli olacak... Türkiye’nin seçime gittiği 8 aylık sürede, bu konularda ‘inandırıcı’ mesajlar veren partiler bir adım öne geçebilecek... Bunun seçimlerde işe yaradığını da son yıllarda ‘sosyal sadaka’ diye nitelendirilen, devletin yardımlarından da görüyoruz. Devlet, kömür yardımından eğitim yardımına, yeşil karttan yaşlılık yardımına kadar çok sayıda başlıkta 12 milyona yakın kişiye düzenli katkıda bulunuyor.

Bunlar arasında en etkili olanı ise son birkaç ayda ‘göz tedavisi, özel hastanede bakım’ gibi yeniliklerle güçlendirilen yeşil kartlılar oluşturuyor. Kabul etmek gerekir ki hükümet, yeşil kart işini iyi yönetiyor ve 9 milyon kişi, en azından o kadar ailenin hayatını etkiliyor. Türkiye’deki hane sayısını 18 milyon olarak alırsak, önemli bir kesim sağlığını ‘yoksulluk’ ödemeleriyle idame ettiriyor.

Bu, hükümet için önemlidir... Çünkü, yeşil kartından memnun olan, onun elinden alınmasından korkan vatandaşı, hükümete oy vermeye itiyor. Muhalefet için önemlidir... Çünkü, ülkede böylesine önemli bir yoksulluk, sosyal güvencesiz insan yaşıyor. Onlara umut verebilenlerin şansı, yeni seçimlerde daha da artacaktır. O nedenle yeşil kart olayını, yeşil kart sahiplerini ve onların beklentilerini iyi anlamak gerekir diye düşünüyorum.

‘1 öde, 2 al’ için kampanya önerisi

Perakendeciliğin, özellikle de giyim perakendeciliğinin en klasik pazarlama taktiklerinden birini ‘1 öde, 2 al’ stratejisi oluşturur. Gerçekten de işe yarayan bir yaklaşımdır. Biz de alışverişlerde bundan etkilenir, 1 alacaksak, 2 almayı tercih ederiz. Amerika, Güney Kaliforniya merkezli TOMS Shoes adlı perakendeci, tarzı olan kıyafetler ve kanvas ayakkabılar pazarlıyor. Satışlarını internet sitesinden ve dünyanın dört bir yanına yayılmış mağazalarından gerçekleştiriyor.

Arjantin’den esinlendi

Blake Mycoskie adlı girişimci tarafından, 2006 yılında, bir Arjantin seyahati sonrasında, o ülkede gördüğü yoksulluktan etkilenerek kurulmuş. Seyahati sonrasında Arjantin’in geleneksel ayakkabısı ‘Alpargata’yı dönüştürüp, yeni bir ayakkabı tarzı yarattı. Ancak, aklının bir köşesine de Arjantin’in yoksul çocuklarını, onlara nasıl yardımcı olabileceğini yazdı.

Mycoskie, işini kurduğu 2006 yılında 10 bin adet ayakkabı sattı. Aynı yıl Arjantin’e dönüp, esinlenip işini kurduğu ülkenin çocuklarına katkıda bulundu. Sonraki yıllarda satışları hızla yükseldi, mağazaları dünya çapına yayılmaya başladı. Kıyafetlerinin ve ayakkabılarının tutkunları ortaya çıktı.

Böyle kampanya işe yarar

Girişimci Mycoskie, 2010 yılı içinde, Arjantin seyahati dönüşü aklının bir köşesine yazdığı stratejiyi devreye aldı. Bu doğrultuda yeni kampanyasını başlattı. Kampanya görünüşte perakendecilerin uyguladığı klasik ‘1 alana 1 bedava’ şeklindeydi. Ancak, bu kez 1 bedavanın adresi farklıydı. TOMS Shoes, her sattığı 1 ayakkabı için, dünyanın herhangi bir yerindeki ihtiyaç sahibine 1 ayakkabı bağışlayacaktı. Bunu da tıpkı geleneksel kampanyalar gibi mağazalarında duyuracaktı.

Mycoskie’nin stratejisi işe yaradı. Dünyanın dört bir yanındaki yoksul çocuklara ulaştırılan ayakkabı sayısı 1 milyon çifti geçti. Böyle giderse sayısı hızla artacak.

Bu kampanyayı çok beğendiğim için paylaşıyorum. Düşünsenize, aldığınız bir ayakkabıyı giderken, dünyanın bir köşesindeki yoksul çocuğun, o ayakkabı nedeniyle mutlu olduğu aklınıza gelecek.