Yeni Yazısı > Benim adım Tosun! Sizinki ne? - 07.06.2014

Benim adım Tosun! Sizinki ne?
07 Haziran 2014

Genelde tüm dünyada vazgeçilmez gelenektir; babaların, teyzelerin, dedelerin adını yeni doğan çocuklara vermek. Ama kabul edin, o eski isimlerin tarihi geçti. Çocuklarımıza isim verirken ilerideki hayatlarını düşünmeliyiz. Kilo alıp obezliğin sınırına gelmiş birinde Fidan pek hoş olmayacaktır, değil mi? Ya da dünya korkağı bir yaşlı amcada Yiğit adı sırıtmaz mı? Tamam, sevdiklerimizi hatırlamak ve onlar tarafından hatırlanmak güzel ama biraz modern olmalıyız artık.

Bir arkadaşım var, soyadı Havuç. Çocuğun geçirdiği zorlukları düşünün siz. Soyadını değiştirmek istedi ama hiç kolay bir şey olmadığını gördü, sonunda vazgeçti.

Daha ortalıkta ne isimler var. Birbirinden trajikomik.

Aşağıdaki örnekler Nüfus Müdürlüğü'nden alınmıştır:

İsabet
Yeter
İmdat
Okşa
Kaymak
Keleş
Şeyime
Satılmış
Döndü
Yosma

Listeyi uzatmak mümkün. Soyadları daha garip ama burada yazmayacağım tabii ki.

Biraz düşünmemiz gerekmiyor mu çocuklarımıza isim koyarken? Bu çocuk ilkokula gidecek, büyüyecek. Zaman gelip de size küsmesini istemezsiniz herhalde adından dolayı.

Modern isim olsun derken, saçmasapan isimlerden de uzak kalmak gerek tabii. Günümüzde her normal adın önüne ya da arkasına bir 'Su' eklemek moda oldu mesela: Gamzesu, Sueda, Ayşesu, Melahatsu... Nedense...

Yaşla yaşamak...

Farkında mısınız, hepimiz belli bir yaşa geldikten sonra yaşlanmıyor, hep o yaşta kalıyoruz. Mesela ben 40'ta kaldım. 10 senedir 40'ımdan bir gün bile geçirmedim. Ne garip değil mi?

Acayip takıntılı bir nesiliz. 40'a, 50'ye gelinceye kadar umrumuzda olmuyor, ama yaş ilerledikçe bu sefer gençleşmek için elimizden geleni yapıyoruz. Gerdiriyoruz, çektiriyoruz, esnetiyoruz, diktiriyoruz...



Neden? Sonuçta hepimiz göçüp gideceğiz. Mezar başımızda “Yahu o kadar da gerdirmişti. Bak, bir işe yaramadı” mı diyecekler?

Zaten sonuçta gerilen sadece cildimiz ve sinirlerimiz. Apırsak da köpürsek de saçlar beyazlayacak, cilt sarkacak, oramız-buramız tutmaz olacak. Sonraki adres; bir avuç toprağın altı.

Bu kadar masrafa, zaman kaybına değer mi? Bunlarla uğraşacağımıza daha faydalı şeyler yapsak daha hayırlı olmaz mı? Mesela şu yaşlı gezegende geçireceğimiz zamanı keyifli hale getirmek için yollar arasak?.. Hobilerimize zaman ayırsak?.. Ya da üç günlük dünyayı sevgi, saygı, anlayış, güvenle geçirmek için kendimize telkinde bulunsak?..

Bahçeşehir, üvey evlat!

Daha önce de yazmıştım belki çözüm bulunur ümidiyle ama nerdeeee?!!! Geçen gün bizzat tanık oldum.

Memlekete bir faydam olsun diye arabayla değil, otobüsle işe gitmeye karar verdim. Sen misin bu kararı veren!!!

Yıllar önce Bahçeşehir mutena, kendi halinde bir semt iken konulan otobüs seferleri, bugün 'mega'laşma yolunda hızla ilerleyen Bahçeşehir'de aynen devam ediyor. Bu iyi mi? Hayır, değil.

Bahçeşehir nüfusu eskisinin bilmem kaç katı oldu. Siteler, apartmanlar gırla... Ama otobüslerin sefer sayı ve saatleri yerinde sayıyor.

Bre vicdansızlar! Elinizi şöyle bir vicdanınıza koyun: Otobüsler zaten hınca hınç, üstüne üstlük arızalı veya aksak tarifeli seferler yüzünden balık istifi...

Ah, bir de nedendir bilinmez, Bahçeşehir'de artık belediye otobüsü kalmadı, hepsi halk otobüsü. Durum böyle olunca ne bir şikayet mercii var, ne de saatlere uyan şoförler... Millet işe, okula gidecek ne gam! Şoför arkadaşlar zaten devamlı cep telefonu ile bilmediğim bir dille konuşuyorlar, dert dinleyecek vakitleri yok.

Bizimkent, sizin kent, onların kenti...

Şimdi diyecekler ki "Sefer saatleri sıklaştı, otobüsler arttı." Belki, ama eskiden 5 dakikada Bahçeşehir'e girip çıkan otobüsler artık 30 dakikada zor çıkıyor. Niye? Oraya uğra, buraya uğra, Bizimkent, sizin kent, onun kenti diye dolaşıyor da ondan...

Bir de isimleri var, şaka gibi: 'Ekspres'. Fiyatı ekspres, çünkü çift biletli. Ama servisi “yerse pres”...



Bir de Başakşehir'e bakın: Daha dünkü köy anormal bir şekilde modernleşti, metro geldi, o geldi, bu geldi, yetmeyince Bahçeşehir’i de içine aldı.
Bilin bakalım neden?

Artık şu vatandaşı dinlemenin zamanı gelmedi mi beyler?

İçimde bi his var: Ben bu konuda daha çoooook yazarım.