Yeni Yazısı > Ayrışma mı balon mu? - 08.10.2010

Ayrışma mı balon mu?
08 Ekim 2010

Dolar kurunun sonbaharda bu seviyelere geleceğini, bu satırlarda paylaşmıştım.

Altın konusuna da dikkat çekmiş, geleneksel olarak Eylül ve Ekim aylarında trendin yukarı olabileceğini yazmıştım.

Ancak, borsanın bu düzeylere gelebileceğini, faizin yüzde 8’lerin altına inebileceğini çok beklemiyordum. İzlediğim ve konuştuğum kadarıyla kimse de beklemiyordu. Ama oldu. İMKB 100 Endeksi, çok zor gibi görünen 66.000 düzeyini de aştı, 67.000’leri zorluyor. Kâr satışları bekleniyor, ancak bir türlü gelmiyor.

[[HAFTAYA]]

Kriz öncesini geçti

İşin doğrusu borsayı bu kez yabancılar sırtlamış götürüyor. Referandum, not artırımı ve ekonomideki düzelme gibi her türlü beklenti satın alınıyor.

Geldiğimiz noktada şöyle bir geriye bakınca, İMKB’nin, kriz döneminde kaybettiklerini fazlasıyla geri aldığını görüyoruz. Sayfadaki tablo, durumu açıkça ortaya koyuyor.

Tablodaki 23 borsadan, 2007 yılının Ekim ayında gördükleri ‘zirvelerine’ ulaşanların sayısı oldukça az. 23 ülkeden sadece Türkiye ve Meksika ‘artıya’ geçebilmişler. İMKB’nin artı düzeyi ise oldukça dikkati çeker seviyede.

Borsaların bu kadar hızlı ve kâr satışı olmadan yükselmesi, her zaman endişe yaratmıştır. Ancak, İMKB, seans içi satışlarla yükselişine devam ediyor.

Bunun arkasında birkaç faktör var:

1. Türkiye hızlı toparlanıyor. Krizi telafi edip, artıya geçmeye başladı.

2. Bankacılık çok güçlü ve iyi kâr elde ediyor. 2010 yılının böyle tamamlanması bekleniyor.

3. Moody’s notumuzu pozitife çevirdi. Bu, not artırım haberi olarak değerlendirildi.

4. Yabancılar sadece Eylül’de 1 milyar doların üstünde net alım yaptılar. Bu ve öncesinde yapılan alımları öyle birkaç günde satmak mümkün değil.

Bence bunlar ve diğer faktörler, borsayı destekliyor, ‘balon’ görüntüsüne rağmen ‘Türkiye’yi’ ayrıştırıyor. Ama dikkatli olmak gerekir mi? Bence hem de çok!

Enerjinin ‘yeni yol haritası’

Bir zamanlar Türkiye’de herkes tekstile yatırım yapıyordu. Son birkaç yıldır alışveriş merkezleri (AVM) ile enerji işi öne çıkıyor. Yerli ya da yabancı, enerjiye ilgisi olmayan neredeyse yok gibi... Bunu biraz abartılı bulanlar vardı. ‘Enerjide yatırım fazlalığı mı’ oluşuyor sorusunu ortaya atanlar duyuyordum. Geçen hafta Enerji Bakanı Taner Yıldız’ı dinleyince, bu görüşte olanları daha ihtiyatla yaklaşmaya karar verdim. Çünkü, Bakan Yıldız, ‘Türkiye’deki her grubun enerjide bir yatırımı olmalı’ diyordu.

Bakan’ın dinlerken ve sohbet ederken söylediklerini not aldım. Ortaya, enerjiye ilgi duyan yatırımcıları ilgilendiren temel konularda bir ‘Yol haritası’ çıktı:

Hiç yatırım olmayanlar giriyor

- Bakanlık’ta sosyologlarla çalışmaya başladım. Sosyal olguları anlayıp, politikalarımızı ona göre oluşturuyoruz.

- Türkiye, dünyanın ortalamasından daha hızlı büyüyor. Bu büyümeyi karşılayacak enerji yapılanmasında dikkatli olmalıyız.

- Enerji, Türkiye’de pazar sorunu olmayan bir sektördür. Bu nedenle enerjide yatırımı olmayan da bu alana giriyor. Yeni para sokmaya hazır gruplar olduğunu biliyorum.

- Yeni girecek gruplara önerim, yatırımlarını, tüketime yakın yerlerde yönlendirmesidir. Önceliğimiz yerli ve yenilenebilir kaynaklarda olacak. Ve ithali de yerliye dönüştürme çalışmalarını teşvik edeceğiz...

Yenilenebilir enerji yasası

 - Türkiye’de enerji tüketimi 2023 yılında 2 katına çıkacak. Bu, şu andaki 45 bin megawatt’ın 2 katına ulaşması ve yılda 5-5.5 milyar dolarlık yatırım anlamına geliyor.

- Siyaset, özelleştirme ve liberalleşme yaparken, özel sektöre çok fazla sermaye transferi yapmamalı. Aynı şekilde özel sektöre az kâr verip, onları işinden etmemeli.

- Devlet, elinde, piyasayı etkileyecek düzeyde bir portföy bulundurmalıdır.

- Güneyde, Avrupa’dan 3 kat daha iyi ışınımı olan yerler var. Güneşte lider olabiliriz. Bu konudaki hazırlıklarımız tamam. Meclis’ten bir an önce çıkmasını bekliyoruz. Biz 10 euro sent civarındaki fiyatlarla yatırım yapılabileceğini düşünüyoruz. 600 megawatt’lık ön sınırlama ile başlayacağız.