Askeri vesayetten polis vesayetine?
01 Haziran 2014

İstanbul’da Gezi Direnişi’nin yıldönümü nedeniyle bir “Olağanüstü Hal”, eski deyimiyle Sıkıyönetim uygulandı. Eskiden asker yapardı, şimdi polis yapıyor! Vapur ve metro seferleri durduruldu. “Kutsal Gezi Parkı” halka kapatıldı, etrafına da polis etten duvar ördü.

[[HAFTAYA]]

İstiklal Caddesi’nde sıkıştırılan 30-40 kadar genç, kelepçelenerek gözaltına alındı. Gazla müdahale sertleşerek sürdü. Neymiş? Gezi Direnişi’nin hatırlanacak bir tarafı yokmuş! Sana ne, benim için var? Yasal hak olan bir “basın açıklaması” yapılmasına bile izin verilmiyor. Ama bu demek değildir ki Türkiye’de demokrasi yok? Bakın aynı gün ülkede neler oldu: Ayasofya’nın önünde bir grup sabah namazı kılarak buranın camiye dönüştürülmesi isteğiyle eylem yaptı. Sultanahmet’de kendilerine “naber?” diyen bile olmadı. Güneydoğu’da PKK, günlerdir kapattığı yolu açmak isteyen askerlerle giriştiği arbedede jandarmaları yaraladı. Kadıköy’de yüzlerce kişi Bağdat Caddesi’nde yürüdü. Başbakan Erdoğan, Sultangazi’de açılış yaptı, her zaman yaptığı gibi tehditler savurdu. “Biz Taksim’e gidiyor muyuz? Gidin Maltepe’ye, Kazlıçeşme’ye” dedi. Usta, Atatürk’ün heykelinin bile olduğu yere gelmediği için Taksim’e de gelmez. Olayların kanlı mı kansız mı biteceğini bilemiyorum, ama benim yazımı verme sürem bitti! İktidar, 1 Mayıs’dan sonra 31 Mayıs’ta da, Taksim’e geçit vermedi! Kutluyor, demokratik başarılarının devamını diliyoruz, nasıl başarıysa.

Kaçarken bir tek kelimeleri götürdü!

Altı yıldır, büyük bir keyif ve özveriyle jüri üyeliğini sürdürdüğümüz NDS Edebiyat Ödülü’nü bu yıl Afgan kökenli Fransız yazar Atik Rahimi, “Kahrolsun Dostoyevski” adlı romanıyla aldı. Yazar, ödülünü alırken yaptığı konuşmada o gece için yazdığı kısa bir öyküyü okuyup hepimizi duygulandırdı. Afganistan bir gece, 9. gece, bir grup kaçak, insan tacirinin peşinde hududu geçmek için koşarlarken, geriye dönüp ülkelerine son kez bakmak için bir an durur ve ağlarlar.

İkinci ödülü çabuk geldi

İçlerinden birinin elinde eşya yoktur. Ve o vazgeçer gitmekten. “Yanıma sadece sözcükleri almıştım, ağlarken gözyaşlarımla beraber düşüp gittiler, artık onları bu topraktan geri almak mümkün değil.” der. Atik, kendisiyle aynı adı taşıyan adamı orada bırakıp hududu geçer. Önünde bembeyaz bir sayfa vardır, yeniden yazılacak bembeyaz sayfalar. Fransa’da siyasi mülteci olarak yeni bir yaşama başlayan Atik’in Sabır Taşı adlı romanı Goncourt ödülünü aldı. “İkinci ödül için çok beklemen lazım” demişler ama NDS ödülü geldi ardından. Ebru Erbaş’ın mükemmel çevirisiyle Türkçe’ye kazandırdığı eseri çok sevmiştik, ama Atik Rahimi’yi tanıyınca kendisini de çok sevdik. “Kahrolsun Dostoyevski”ye verilen ödülü anlattığı konuşmasında Jüri Başkanı Tomris Alpay, gerekçemizi “Atik Rahimi’nin, savaşta ölümün normal karşılanmasını, cinayeti önemsizleştirirken ihaneti öne çıkarmasını ve kanun ve kanunsuzluk, intikam ve fedakârlık üzerine derin derin düşündürmesini sevdik. Kısaca yazar ‘Kahrolsun Savaş’ diyor” diye özetledi. Kahrolsun Dostoyevski’yi cesaretle okuyun.