Aile sigortasını CHP'den önce başlatanlar ne yaptı?
22 Şubat 2011

Kim ne derse desin, AKP’nin seçim başarılarında, ‘sosyal yardımlar’ konusunda izlediği stratejinin büyük rolü vardır. 9 milyona ulaşan Yeşil Kart bir yana bırakıldığında, ‘aile yardımı’, ‘sağlık yardımı’, ‘gıda yardımı’ ve ‘yakacak yardımı’ adı altında yılda 11 milyar TL’nin üzerinde kaynak aktarılıyor. Şimdiye kadar hiçbir hükümet, bu kadar düzenli ve sürdürülebilir bir ‘sosyal yardım’ stratejisini uygulayamadı. Şimdi CHP çıktı ve ‘aile sigortası’ uygulayacağını, bunun için de 7.5 milyar TL ayrılacağını açıkladı. 600 TL’den 1250 TL’ye kadar çıkacak bu yardım, övgüler kadar anında eleştiriler de aldı. Doğaldır... Bu kadar büyük bir kitleyi, milyarlarca liralık bütçeyi kapsayan projenin eleştirilmemesi sürpriz olurdu.

[[HAFTAYA]]

Yoksulluk en büyük sorun

Türkiye, 2002’den bu yana hızlı büyüyor. Milli gelir ve kişi başına gelir rakamları ile çok sayıda göstergede önemli artışlar var. Ancak, kişi başına gelirin, dünya ortalamasının üstünde artması, ‘gelir dağılımı’ sorununu ortadan kaldırmıyor. Brezilya’nın bir önceki başkanı Lula Da Silva, ‘yoksullara yönelik’ stratejisini devreye alırken, bu konuya dikkat çekmişti:

“Biz 1950-80 arasındaki 14 yıllık dönemde, yılda ortalama yüzde 7 büyüdük, Çin’i bile geçtik. Fakat, gelir dağılımını düzeltemedik.”

Bu nedenle Da Silva, Bolsa Familia (aile ödeneği) adlı bir program başlattı, yoksullara yönelik konut projelerine öncelik verdi. Bolsa Familia, CHP’nin açıkladığı ‘aile sigortası’ gibi, çok sayıda Güney Amerika ve Afrika ülkesine ilham kaynağı oldu.

Önemli bölümü başarılı olmak üzere çok sayıda program hayata geçirildi. Brezilya’nın 2003’te başlattığı Bolsa Familia, bu alandaki en büyük program olarak biliniyor. Tam 11.2 milyon aileyi kapsayan program her aile için ayda 26 dolar, her okula giden çocuk için de artı 8.5 dolar ödemeyi öngörüyor. Bolsa Familia, ülke nüfusunun dörtte birine, yaklaşık 46 milyona ulaşıyor ve 4.5 milyar dolarlık yıllık harcamayı buluyor. Bu, gayrisafi milli hasılanın binde 4’ü anlamına da geliyor.

Brezilya başarılı oldu mu?

1990’lı yılların sonlarında Brezilya, dünyanın ‘gelir dağılımı en kötü’ 5 ülkesinden biriydi. Dengesizliği gösteren Gini Katsayısı 2001’de 0.60 idi. 2009’da 0.55’e, tarihindeki en düşük rakama geriledi. Satın alma gücü paritesine göre kişi başına 1 doların altında gelire sahiplerin oranı 1990’daki yüzde 8.8 düzeyinden, 2005’te yüzde 4.2’ye geriledi. Brezilya, hâlâ yoksulluk sorunuyla karşı karşıya olsa bile, bu alanda ciddi bir mesafe almayı başardı. Meksika’nın ‘Fırsatlar’ (Oportunidades) adlı programı da benzer hedefler içeriyor. 2002’de başlatılan program, kırsal alandaki 5 milyon aileye ayda 150 dolar ödemeyi öngörüyor. Bu sayede ülkedeki 1 doların altındaki nüfus 1995’teki yüzde 19.7 düzeyinden yüzde 4.7’ye çekilebildi. Benzer programlar Mozambik’te, Panama’da, Ekvator’da da uygulandı. Örneğin, Ekvator’da 1 doların altındaki kişi oranı 1997’deki yüzde 3.2 düzeyinden, 2008’de yüzde 2.4’e; 2 doların altındaki nüfus ise yüzde 16’dan yüzde 12.8’e düştü. Türkiye’de de benzer bir program, hangi parti olursa olsun, kapsamlı bir şekilde uygulanabilirse, başarıya ulaşabilir. Önemli olan, kaynağın doğru bir şekilde oluşturulması ve ödemelerin adil şekilde gerçekleştirilebilmesidir.

Gıdadaki artışı teknoloji dengeleyebilir mi?

Geçen hafta Sanko’nun patronu Abdülkadir Konukoğlu ile sohbet ederken, söz pamuk fiyatlarına gelmişti. Konukoğlu, pamuktan şikayet etmiş ve eklemişti: “Pamuk fiyatı son 1 yılda 140 dolardan 430 dolara çıktı.” Aradaki büyük fark, Konukoğlu için ürettiği ipliğe zam anlamına geliyor. Oradan da kumaşa, konfeksiyona, perakendeciye ve en sonunda tüketiciye yansıyacak.

Pamuktaki benzer tablo tarım ürünlerinde de kendini gösteriyor. Türkiye İstatistik Enstitüsü’nün (TÜİK) verilerini, bir önceki yıl ile karşılaştırdığınızda, aynı tablo yine karşınıza çıkıyor. Bunu görmek için, Ocak 2010 ile Ocak 2011 döneminde, TÜİK’in hesapladığı 426 üründeki değişimi hesapladım. ‘En çok artanlar’ listesinin başında tarım ürünleri var. İlk sırada sarımsak, lahana, kırmızı lahana ve salça dikkatimi çekiyor. Biraz aşağıya inince şu ürünleri görüyorum: Kuru kayısı, domates, mücevher, karnabahar, pırasa, nevresim, sosis, salam, konserveler...

Bir de olumlu taraf var

Fiyat artışları listesini terse çevirdiğinizde ise karşınıza teknolojinin sürprizi çıkıyor. Rekabet ve yenilikler nedeniyle bazı ürünlerin fiyatlarında yüzde 60’a varan düşüşler gerçekleşmiş. Fiyatı en çok düşen ürünler arasında benim dikkatimi şunlar çekiyor:

Cep telefonu görüşmesi, telefon kartı, TV, numaralı gözlük, aspiratör, elektrikli aletler, TV yayın masrafı... Bu ürünlerde fiyat düşüşü yüzde 10 ve üstünde bir grafik izliyor. Biraz daha aşağıya inince, yüzde 5’lik düşüş diliminde ise ‘kamera, termosifon, klima, CD, fotoğraf makinesi’ gibi ürünler var.

ABD’yi de etkiliyor

Dünyanın gıda ve tarıma dayalı enflasyon riskiyle karşı karşıya kaldığı ortamda, teknolojiden kaynaklanan bir ‘olumlu’ etki de gözleniyor. Türkiye rakamlarını paylaştım. ABD’de son 1 yılda ortaya çıkan tablo, fiyat düşüşlerinin benzer bir eğilim izlediğini gösteriyor. ‘Fiyatları en çok düşen’ ilk 15 ürünün neredeyse tamamını, ‘teknoloji’ etkisi yüksek olanlar oluşturuyor.

Teknoloji sektörü dışındakileri ise teknoloji ve yenilikçilik etkisi yüksek alanlar oluşturuyor. Teknolojinin bu etkisi, fiyatlar üzerindeki baskıyı, bir ölçüde engelliyor.

Örneğin, TÜİK’in hesabında 426 ürün yer alıyor. Bunlardan 130’unu gıda, 35’ini ise teknolojiye dayalı ürünler oluşturuyor. Bundan 10 yıl önce bu kadar teknoloji ürünü yoktu ve fiyat iniş/çıkışları endeks üzerinde sınırlı etki yapıyordu. Ama artık öyle değil. Teknoloji daha etkili ve giderek de etkisi artacak. Rekabet ve yeni buluşlarla da fiyat düşüşleri devam edecek.