Adalet terbiye için kullanılamaz
10 Ağustos 2013

Hiçbir şeyin tesadüf olduğuna artık inanmıyorum. 6 yıl süren Ergenekon davasında karar açıklandıktan sonra arefe günü ve ardından gelen bayram tatili hiç mi düşünülmemişti? İnsanlar çoktan bayram telaşındaydı, çok ilgili olanlar dışında konuya kulak kabartan bile olmayacaktı! Zaten ilk şok atlatıldıktan sonra karardaki adaletsizliğe gösterilen tepkiye karşılık görüldü ki AKP ve Hükümet sonuçtan çok memnun.

Yani mahkemeler cemaatin elinde, başbakan bile Başbuğ’un tutukluluğuna üzülüyor inanışı vehimden ibaret. En açıklayıcı açıklama (!) Başbakanın siyasi danışmanı Yalçın Akdoğan’ınkiydi:

“Bu dava bir hesaplaşmadır, bundan sonra darbecilere caydırıcılık taşıyacak” diyor. Ergenekon Davası ilk açıldığında derin devleti soruşturmaktı amaç; arada Balyoz’u açıp darbeyi soruşturuyoruz derken Ergenekon da darbeye bağlandı. Ama ortada darbe yok? Üniversite rektörleri, gazeteciler, yazarlar, bilim adamları darbe yapamayacağı için davaya askerleri eklediler. Yalçın Akdoğan, bu davanın tıpkı Balyoz gibi, askeri hizaya soktuğunu vurguluyor. Asıl bu cezalar onandıktan sonra, tüm subayların rütbeleri sökülecek, madalyaları geri alınacak, emekliliklerini kazanmamışlarsa maaşları kesilecek, yani maddi manevi itirbarsızlaştırılacaklar.

[[HAFTAYA]]

Başbuğ konuşuyor


En ağır cezayı alan en yüksek rütbeli subay olarak Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un sesi, kaybedecek bir şeyi kalmadığından mı nedir, yüksek çıkmaya başladı. Başbakana bağlı çalıştım, eğer TSK terör örgütüyse bu iş ona kadar gider demeye getirdi. Oysa amaç, “Genelkurmay başkanından teğmenine, en ağır cezaları verdirir, burunlarını sürtersek; bundan sonra kimse ağzını açamaz. Artık güçlü olan biziz, hukuk da biziz, mahkeme de” algısı en üst komuta kademesinden en alt jandarma çavuşuna etkisini yapar!

Elbette, demokrasi içinde kurumlar kendilerine biçilen rolü oynamalıdır, itirazım buna değil. Keşke yargı gerçekten bağımsız, özel yetkili mahkemeler gerçekten hukuka saygılı ve adil olsa. Böyle olmadığını herkes bildiği için mi Kılıçdaroğlu’na “O mahkemelerin önüne sen de çıkarsın” tehditleri savruluyor? Onun için mi o mahkemeler kaldırılıyor? Demokrasiyi oturtmanın, askeri vesayetin ve darbelerin önüne geçmenin yolu, usule uyulmamış davalar, sahte deliller, yalancı tanıklar, afaki suçlar ve abartılı cezalarla olmamalı. Adalet herkesin hakkı. Ve bir terbiye yolu değil. Ve keşke, asıl sorulması gereken suçların hesabı sorulsa, böyle uydurma darbe hikayeleri değil.

Kutlanacak bayramlar için

Bayramın ilk günü bayramınızı kutlamadım. Hiç de bayram havasında değildim de ondan. Ülkemde adaletsizlik üreten ve siyasi hesaplaşma yeri olmuş mahkeme kararlarıyla insanların, özgürlükleri kısıtlanır, yenilerinin açılacağı sinyalleri verilir, hepsinden kötüsü, kamuoyu biz ve onlar diye ikiye bölünmüşken neyin bayramını kutlayacaktım? Facebook’ta görüşlerimi paylaştığım dostlarımın uyarıları bu kadar karamsar olmaya hakkımızın olmadığıydı.

Tam tersine biz güç ve umut aşılamalıydık okurlarımıza. Bayramlar vesiledir, elbette aileyle bir araya geldik ilk gün, yenildi içildi, sevgi saygı paylaşıldı. Gerçi ailede oruç tutan da pek az, aklıma Bektaşi fıkrası geldi: Bu Ramazan’ı madem bu kadar seviyorsunuz, neden bitti diye üç gün bayram yapıyorsunuz?” diye sormuş! Neyse, Bayramınız şeker gibi tatlı, sevdiklerinizle ve sağlıklı geçsin. En büyük bayram bu!

Bayram İstanbul’da adalarda güzel!

Bayramın ilk günü akşam saatlerinde adalara gitmeye karar verdik. Bostancı’dan bindiğimiz vapur Büyükada’ya uğrayıp günübirlikçileri geri götürmek için durdu. Vapura koşarak binme yarışına giren o muhteşem kalabalığın intikali tam on beş dakika sürdü! O kalabalık ki gündüz de altına sığındıkları ormanda yangın da çıkarmıştı, günahları boyunlarına.

Helikopterle müdahale edildiğini ve neyse ki kısa sürede söndürüldüğünü Kartal’dan izledik. Biz doğayı mangal yapmak için seviyoruz diyordu bir çevreci; mangal yakmadan piknik yapılamıyor mu? Satmayın o mangalları orman girişinde kardeşim! Bir de şişe kırıp atmayın ağaç altına, güneşin yansımasıyla ateşe dönüşüyor cam. En sakini orası olur diye biz Burgaz’ı tercih ettik.

Meğer bütün gazeteciler de öyle düşünmüş. Oral ve İpek Çalışlar, Etyen Mahçupyan, Ali Bayramoğlu, Ufuk Uras, Cengiz Çandar çizgisinde bir grup, öldürülen Hrant Dink’in eşi Rakel Dink’le yemek yiyordu bir masada. Bir başka akşam da “biz” ağırlasak Rakel’i, eşinin cenaze töreninde okuduğu o anlamlı mektubunun etkisi hâlâ yüreğimde. Bir başka masada Milliyet’in başına getirilen Fikret Bila’yı gördüm. Büyükada’yı siyah çarşaflı ve pardesülü turistler işgal etmişti, Burgaz’da enteller yoğunluktaydı mı diyelim? Üstelik de bir güzel rakılıyorlardı ki! Kusura bakmayın Sn. Arınç, deniz kenarında rakı pek iyi gidiyor. Vardar Ovası’ndaki gibi.