Adalet bir gün herkese lazım olur!
08 Eylül 2009

Yeni ‘Adli Yıl’ın açılışı ile Ergenekon adı verilen davanın birleştirilmiş ikinci kısmının ilk duruşması aynı güne rastladı. Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, açış konuşmasında adaletin gecikmesinin adaleti ortadan kaldırdığına değindi. Yargıtay’da bir milyonu aşkın dosya bekliyormuş. Düşünün, hayatınızı, özgürlüğünüzü, mal varlığınızı ilgilendiren bir kararı yıllarca bekliyorsunuz! Korkunç. İnsan o stresle, o sıkıntıyla hasta da olur, ölür de, zora, dara da düşer, bu mu adalet? Nitekim, bir gazetenin hükmü çoktan verip yargısız infaz yaptığı davada “darbeciler” yargılanıyor.

“Darbeciler” içinde orgenerallikten emekli ordu komutanları da var, köşe yazarı gazeteciler de, rektörler de, sivil toplum örgütleri başkanları da, dağlarda hayatını tehlikeye atarak savaşmış muvazzaf subaylar da. Darbe yapmak için silahlı örgüt kurmak gibi çok ağır bir suçlamayla yargılanan ve çoğu aylardır hatta bir yılı aşkın tutuklu bulunan sanıkların iki ortak özelliği var: Hepsi AKP muhalifi, ikincisi, bu süreçte sağlıklarını yitirdiler! Yaşları hayli ilerlemiş insanları darbe yapmakla suçlamak bir türlü, içeri tıkıp zor koşullarda yargılamak iki türlü işkence. Kimi beyin kanaması geçirdi, kimi kalp krizi, kimi kanser oldu! İnanmadılar, insanları “hastaneye kaçmakla” suçladılar! Tam da Yargıtay Başkanı’nın adaletin yavaş işlemesiyle ilgili vurguyu yaptığı gün ve saatte bu tarihi davada davayı uzatmaması için iddianamenin okunup okunmaması tartışması yaşanıyordu.

YARGISIZ İNFAZ

Yargıtay Başkanı’nın konuşmasında keşke tutukluluk halinin bir tür yargısız infaza dönüşmesiyle ilgili bir paragraf da olsaydı! O daha çok yargı bağımsızlığını zedeleyeceğine inandıkları yargı reformunun üzerinde durdu. Malum, hükümet, her alanda ipleri eline almak istediği için, yeterince diş geçiremediği Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun üyelerinin bir kısmını TBMM’nin, bir kısmını cumhurbaşkanı ve hükümetin seçmesini sağlayarak orada da söz sahibi olmak istiyor. Böylece yargı bağımsızlığı mevta, yargı üzerindeki denetim de tamam olur! Bunun yanında Yargıtay Başkanı’nın bir önerisi de sanki geleceğe gönderme gibiydi, “Yüce Divan görevi Yargıtay’ın olsun!” Orada kimi yargılamak istiyorlar acaba?

Öldür ama yazma!

Adaletin terazisiyle devam edelim. Erken karar verilmesi ne kadar önemliyse adil karar verilmesi de o kadar önemli. Hakimi bile isyan ettiren yasalarla ne kadar adil olunabilir? “Dağdan inmiş terörist hiç ceza almadan salıverilirken polise taş atan çocuklara onlarca yıl ceza verilmesi yanlıştır, adil değildir” diyen karara muhalefet şerhi koyan davanın hakimi! Adam parti kurmuş, iktidarı değiştirmek lazım diye konuşuyor, vay, darbe yapacak diye içeri atıp hakkında ağırlaştırılmış müebbet cezası isteniyor.

“Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları” başlıklı belge, bilgi içeren kitabından ötürü Nedim Şener, 28 yıl hapis cezası istemiyle yargılanıyor. Ya katil zanlısı Ogün Samast? 20 yıl! Nedim Şener’in suçu “haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek.” Ogün Samast’ın suçu adam öldürmek. Nedim Şener, “kitabımda yer alan bilgi ve belgeler arama motoru google’a girildiğinde sesli olarak dinlenebiliyor. Üstelik ihbarları değerlendirmeyip ölüme seyirci kalan polis ve jandarma ihmalden iki yılla yargılanıyor, ben 28 yıl” diye isyan ediyor. Bu mu adalet? Ergenekon davasında Şamil Tayyar, iddia makamının kullandığı bütün bilgileri, kayıtları herkesten önce gazetesinde yayınladı, kitap yazdı. Kimse bir şey demedi. Tuncay Özkan’ın hakkında açtığı davadan ise beraat etti! Bu mu adalet? Halen büyük bir gizlilik içinde devam eden Deniz Feneri davasıyla ilgili hiçbir bilgiye ulaşılamıyor, Ergenekon’la ilgili tüm bilgiler, iddialar ise pazara düşmüş mal gibi bağıra çağıra yayınlanıyor. Bu mu adalet?

Bir dilek dileyin!

Bu çarşamba, yani yarın, ilginç bir rastlantı, önemli bir tarih: 09-09-09. 2009 yılında Eylül’ün dokuzu! Eminim, bir çok çift, nişan, düğün tarihi olarak çoktan seçmiştir. Benim size hatırlatma nedenim ise hepimizin gerçekleştirebileceği bir şey. Dilek dilemek! Dualarınızda, dileklerinizde, çok para istemeyin, huzur ve sağlık içinde yaşamaya yetecek kadar deyin yeter. Michael Jackson, altın tabutla gömülmüş, gideceği yer kefen beziyle gömüleninkiyle aynı. Daha az parası olsaydı, daha uzun süre yaşardı, yüzüyle, gözüyle, vücuduyla o kadar oynamaz, hayatta kalırdı. Herkesin olmasını istediği bir dileği vardır, hazır mübarek ramazan, ve güzel bir gün, isteyin, dileyin, olunca da bana haber verin! Dünyayı, ayı da istemeyin tabii, olacak bir şey dileyin!