Yandex.Metrica
Açılımı hep birlikte katlettik...
15 Aralık 2009

Son noktayı, önce PKK ardından da Anayasa Mahkemesi koydu. PKK, açılımdan korktu. Kontrolü kaybetti ve daha önce yaptığı gibi, silahı tercih etti.

Anayasa Mahkemesi, elindeki yasaları değerlendirmekle yetindi. Yani, salt hukukun içinde kaldı. Yeni bir içtihat yaratmadı.

Böylece açılımın şimdilik sonuna gelindi. İktidar partisi ne kadar aksini söylerse söylesin, açılım bundan böyle, bir süre için lafta kalacaktır. İleride yeniden başlayacaktır mutlaka, ancak şimdilik süreç durmuştur.

Beğenelim, beğenmeyelim... Yeterli veya yetersiz bulalım, Tayyip Erdoğan’ın başlattığı açılım hareketi, Türk siyasetinin batağına saplanmıştır.

Siyasetçimiz, askerimiz, yargımız, bilim adamımız, gazetecimiz, Kürt’ü ve Türk’üyle, bu ülke uzlaşıya hazır olmadığını ortaya koymuştur.

Barış yapmak, karşınızdakine de payını vermek ve uzlaşıya varmak bir olgunluk ister.

Türkiye’nin geneli bu olgunluğa henüz ulaşmadığını, 25 yıldır dökülen kanın, 35 bin insanımızı kaybetmenin de, farklı düşünebilmemize yetmediğini gösterdik. Barış ve uzlaşı daha zor olduğundan dolayı, kavgayı, kan dökmeyi tercih ettik.

Hazır değilmişiz...

Bundan böyle, yine kan dökülecek, yine cenazeler kalkacak, yine analar ağlayacak. Belki ileride açılım tekrar başlayacak, ancak o güne kadar çok acı çekilecek.

Geldiğimiz bu noktanın tek sorumlusu da yok. Kürt’ü, Türk’ü... Siyasetçisi, gazetecisi, bilim adamı, askeri, polisiyle...

Hep birlikte barış olasılığını katlettik.

Kendimizi rahata, huzura layık görmedik.

AKP cesurdu, ancak iyi götüremedi

Ak Parti’nin, “Demokratik Açılım” diye adlandırdığı bu girişim çok cesur bir adımdı. Şimdiye kadar hiçbir iktidarın göze alamadığını yaptı. Eğer bu girişime kalkışılmamış olsaydı, kimseden eleştiri duymazdı. Yine insanlarımız ölür, yine analar ağlar, ancak alışılmış kavga sürüp giderdi. Ak Parti zor olana girişti, ancak muhalefetten ve PKK’dan gelen tepkiler karşısında kontrolü kaybetti. Sağlam bir proje oluşturamadı. Gözü kara gidemedi ve önceliği PKK’yı dağdan indirmeye verdi. PKK’nın varlığını gereksizleştirecek ve Kürt sorununun temeline inecek adımlar atmadı veya atamadı. Kürt milliyetçilerini siyasete çekmedi veya çekemedi. Ne yüzde 10 barajını indirdi, ne de parti kapatmayı engelleyecek Anayasa değişikliğini ciddiye aldı. Dağınık bir yöntem uyguladı. Ne DTP’yi, ne de PKK’nın ne istediklerini tam anladı veya anlamak istemedi. Doğru bir işin batağa saplanmasını engelleyemedi.

Muhalefet, tarihi bir suç işledi...

Açılımın böylesine bir noktaya gelmesinde en önemli bir diğer neden de, muhalefetin kısır ve küçük düşünmesiydi. Sırf AKP’nin prim yapmamasına odaklanan muhalefet partileri, bu ülkenin geleceğini ve önünü açabilecek bir projeyi oy kaygısıyla, bilerek engellediler. MHP’nin yaklaşımı, yine de bir oranda anlaşılabilir. Tüm politikasını Türk milliyetçiliğine dayandıran ve oyunu PKK terörünün daha da fazla ölüm saçmasına endeksleyen bir görünüm veren bu partinin açılıma yaklaşımı şaşkınlık yaratmadı. Ancak son derece katı tutumuyla MHP gerilimi arttırdı. Ülkenin geleceğini aydınlatmak yerine karartmayı tercih etti. CHP ise, tam hayal kırıklığına uğrattı. Kürt sorununu herkesten önce gören, çözüm için raporlar yapan, vizyon sahibi (Erdal İnönü gibi) liderleriyle Sosyal Demokratlardan böylesine sert ve yıkıcı bir engelleme kampanyası beklenmiyordu. Deniz Baykal, açılımı engelleyen en önemli politik liderdi. İktidar partisiyle diyalog dahi kurmak istemedi. Seçim hesaplarıyla hareket etti ve bu noktaya gelinmesinde önemli rol oynadı.

PKK, açılımdan korktu ve kaçtı

Açılımın hiç değilse bir süre için durmasında bence en ağırlıklı sorumluluk, liderleri Abdullah Öcalan ile birlikte PKK’nın omuzlarındadır. Terör örgütü korktu. Gelişmeleri istediği gibi yönlendiremedi. Öcalan’ın devre dışı kalma olasılığından rahatsız oldu. Kandil’deki konumunun da tehlikeye girdiğini görünce, işi silaha ve sokağa döktü. PKK, kısa vadede, yönetim kadroları için garantili bir çıkış sağlayabilmeyi, Öcalan’ın serbest kalmasını, ardından da alt yönetim kadrolarının siyasete girmesini hedeflemişti. Bunlardan hiçbirinin hemen gerçekleşemeyeceğini görünce, tekrar teröre geri döndü. Süreci durdurmayı kendi açılarından -zaman kazanabilmek için- daha yararlı buldular. Bu ortamda, PKK içi ne kadar karmaşık görüldüyse, Öcalan’ın liderliği aynı oranda sağlamlaştı.

DTP’yi, hem PKK hem devlet harcadı

Bu kavga içinde, bir miktar kendi hatalarından ancak büyük bölümü devlet ile PKK arasına sıkışmalarından dolayı, en büyük kayba DTP uğradı. Bugüne kadar yaşananlara bakıp, DTP’lileri eleştirmek çok kolay, onların hangi koşullarda çalıştıklarını incelersek, nasıl zor durumda kaldıklarını daha iyi anlayabiliriz. DTP, ne Öcalan’a yaranabildi, ne PKK’ya, ne de devlete. Her yönden sıkıştırıldı. Her yönden itilip kakıldılar. Bir gün bu dönemin tarihi yazıldığında, DTP’nin farklı değerlendirileceğinden emin olabilirsiniz. En sonunda, Öcalan’ın bir demeciyle tümünden silinip gittiler. Hiçbir politikalarını kendi başlarına üretemedikleri gibi, seslerini dahi duyuramadılar. Keşke, çok güç olmasına rağmen PKK ile aralarına bir çizgi çizebilselerdi. İşte bu çerçeve içinde, açılımın duvara çarpmasında ne yazık ki, DTP’nin de rolü oldu.