Yeni Yazısı > YÜKSEK ÖĞRENİMLİ ÇIMACI - 19.02.2011

YÜKSEK ÖĞRENİMLİ ÇIMACI
19 Şubat 2011

İş dönüşü, kimi yorgun kimi bezgin kimi neşeli, vapurdan inenleri ilk o karşılar güleç yüzüyle; “İyi akşamlar!”... Önce, “aceleciler” fırlar vapurdan... Yaşça daha gençler ve sorumsuzluğu keyfe dönüştürenler yani. İskele meydanında eşi ve çocuklarının kendisini beklediğini bilenlerin ağır ve çalımlı yürüyüşüne ezik düşen yalnızlar bile, gişe memuru-çımacı Harun Kafadar’ın gönülden karşılamasıyla canlanırlar. Zaten sabah da herkesi işine uğurlayan odur. Az sonra, Çengelköy Çeşmesi’ne gelmeden vapurdan çıkanları selamlayan, hani şu sadece akan musluktan su içen sevimli siyah kedinin başı okşanacak, ardından yayan ya da bir vasıtayla herkes evinin ya da eksikleri tamamlamak için önce Çarşı’nın yolunu tutacaktır. Eğer gelen son vapursa, kalktıktan sonra iskelenin ışıkları birer birer söndürülür, kapılar kilitlenir, gişe memurumuz paydos eder. Bizim Boğaz köyünün değişmez ritüeli budur, yapılan sefer sayısı son yıllarda giderek azalsa da.

Minik erkek yolda

Kimler gelip geçmedi ki bu iskele görevlileri arasında; Suphi Baba, ‘Çift Çıpa’ Şaban... Sıra artık “kravatlı” genç kuşaklarda. Harun Kafadar, 1981 Üsküdar doğumlu. “Muhitin çocuğu” yani. Babası mobilya ustası. Liseyi bitirdikten sonra Muğla Üniversitesi’nde 2 yıllık bilgisayarlı muhasebe bölümünü bitirdi. Sonra 2 yıl daha Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim İşletme Bölümü’nde okudu, hem de Marmaris’te, dayısı Mustafa Bayrambaş’ın orman ürünleri fabrikasında çalıştı. Diplomayı alınca askere gitti. Yedek subaylığını Doğu’da Şırnak-Şenoba’da yaptı, 2005’de terhis oldu. Ne yapacaktı? İstanbul hasreti ağır basıyordu. Muğla’dan tasını tarağını topladı, Boğaz’a döndü. Şehir Hatları İşletmesi’nde gişe memuru olarak işe başladı. Nasip, Çengelköy İskelesi’ne atandı. Nasip, eşini de Boğaz’dan seçti: Kavacıklı Betül. 2008’de evlendiler, pek güzel anlaşıyorlar. Allah’ın izniyle 20 güne kadar da bebekleri olacak. Erkekmiş ama henüz hangi adı vereceklerini kararlaştırmamışlar. “Bir çığlıkta gelsin” ve “Allah analı babalı büyütsün”.

Kara karganın yası

Onun gibi ‘Çengelköy iskele ailesi’nden olan meslekdaşı Hamza Yaloğlu ile gün aşırı ‘vazife’yi paylaşır Harun. Çalışkan, güleç ve kibar çocuktur. İskeleyi tertemiz tutar. Halat atar, iskele sürer, vapura binmekte inmekte zorluk çeken yaşlı yolcuların yanından ayrılmaz, yardım eder... Panoda asılıdır ama vapur, motor saatlerini nedense ona sormaktan vazgeçmeyenlere ‘şifahen’ bilgi vermekten usanmaz. İskeleye bağlı deniz taksisi personeli, hatta Çeşme Meydanı’nı süpüren temizlik işçisine eliyle demlediği çaydan bir bardak ikram etmeden duramaz. İnsanlarla ilişkilerinde dört dörtlüktür kısacası. “Düzgün adamdır” dedik ya; Çengelköy’de herkes sever onu. Yaşam felsefesi belli; “Dürüst ahlaklı olacaksın, bir de yalan söylemeyeceksin”... Merhametlidir de. Geçenlerde bir balıkçının misinasına dolandıktan sonra meydandaki ulu çınar ağacının tepe dallarına tutsak olup ölen kara karganın bile yasını tutar. Çağrılan itfaiyenin merdiveni o kadar yükseğe yetişmediğinden kurtarılamayan ve işin ilginç yönü, imdadına yetişen öteki kargalar da başarısız kalınca, çaresiz “Bari artık acı çekmesin” der gibi, onu gagalayarak yaşamına son verdikleri karganın dramına herkes tanık olmuştu. “Bak, zavallı ölü hayvan hâlâ ağacın tepesinde asılı duruyor...” Ve günler huzurla akar durur, dört mevsimin farklı ışıklarıyla. ”Bir Fenerbahçemiz, bir de sevdiğimiz eşimiz var, daha ne olacak abi?” Görürsün sen, hele bir çocuğunuz doğsun, Sarı Kanarya sevdasını bir süre unutturur insana...

Bu yazı 12 Şubat 2011 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır