Yeşilçam'ın Oscar'dan nesi eksik?
03 Nisan 2011

Festival başladı, İstanbul sinemayla yatıp kalkıyor. Ben Adana’larda kafa dağıtmaya gittiğim için açılış gecesini kaçırdım. Zaten daha Yeşilçam ödül töreninin bile dedikodusunu yapamamıştım, bari keyifli bir pazar yazısı olsun diye önce onu yazayım, festivali de takip ettikçe yazarım artık! Bu tür geceleri anlamlı yapan elbette sanatçıların katılımı. Yeşilçam Ödül Töreni’ne de eskisi yenisi, çoğu gelmişti, ona bak, buna bak derken su gibi aktı gitti zaman. Katılımı sağlamanın kolayı var;

[[HAFTAYA]]

Kimine ödül verir, kimine de ödül verdirirsin, gelirler! Koskoca ünlüler köşe minderi olmak için gelmiyor işte. Sahneye çıkanlara bakmak keyif vericiydi, çünkü şıktılar, şık olmasalar bile özenmişlerdi. Özenmemiş olanlar da pazar koşusu kıyafetiyle değildiler! Demek ki herkes ciddiye almış. Ödüllerin çoğu, “Bunlar da kim yahu, bu film de neymiş?” dedirtmedi. Beş kişilik entel jürilerin, yönetmenin eşini-akrabasını oynattığı, bir türlü akmayan ağır dramlara ödül vermelerinden o kadar sıkıldım ki, bu kez ‘Çoğunluk’ ve ‘Cosmos’a bile “Sesimi çıkartmayayım, ne de olsa sinemacılar seçmiş” diyordum ama... Bir arkadaşım uyardı; “Sen herkesi kendin mi sanıyorsun? Millet görmeden sallamıştır.” ‘Çoğunluk’u görmedim ama ‘Cosmos’a ne diyeyim! Bir itirazım da ‘Çoğunluk’un hem “En İyi İlk”, hem “En İyi Film” ödülü almasına... İkisinin ayrı filmlere verilmesi gerekiyor. Yoksa iki ayrı ödül olmazdı değil mi? Cem Yılmaz’ın ‘Av Mevsimi’yle nihayet ödül almasına gerçekten sevindim, SİYAD’çılar “yardımcı erkek”e göstermişlerdi aynı rolü! Şu “yardımcı” lafını da kaldırsak artık, karakter kardeşim, karakter! Onun dışında ödüllere itirazım yok, güle güle kullansınlar. Tabii geceye damgasını vuran, önde oturan iki bakanın, emniyet müdürünün, valinin gözünün içine baka baka, ‘Çoğunluk’ ekibinin basılmadan imha edilen kitap protestosu ve bütün salonun buna dakikalarca alkışla destek vermesiydi! Bir de “Emek Sineması açılsın” derken “Beyoğlu Sineması da kapatılmasın” demeyi akıl etselerdi, alınlarından öpecektim! Nedense Beyoğlu Sineması’nı unutuyorlar. Orada tek başına bir kadın, Pervin Tan, sinemasını açık tutabilmek için devlerle savaşıyor!

Kırmızı halı

Törenin en çok dedikodusu yapılan konusu, kıyafetlerdi. Benim favorim Demet Akbağ’dı, her zamanki gibi çok şıktı! Nebahat Çehre’nin orijinal kıyafeti eleştiri de aldı ama ben çok beğendim. Keşke Cem Yılmaz da orada olabilseydi, keşke şu ‘Çoğunluk’un yönetmeni Seren’i de bir kez görebilseydik!.. Yeşilçam Ödül Töreni yapmayı, Beyoğlu’nu sinemanın kalbi olarak yaşatmaya kararlı olan Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan akıl etti. TÜRSAK’la el ele verdiler, Turkcell’i yanlarına aldılar, ortaya güzel bir iş çıktı. Hepsinin eline sağlık. Seneye daha güzel olacağına eminim!

Erkan Petekkaya’ya kefil olabilirim!

Geçtiğimiz günlerde Devlet Bakanlığı koordinasyonunda yapılan Uluslararası Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Buluşması’ndaki panellerden birinde konuşmacıydım. Diğer konuşmacılar ise sanat dünyasının ünlüleri; Sertap Erener’den Gülben Ergen’e, Günseli Kato’ya bir demet yasemen! Bir de erkek vardı aramızda, erkek gibi, Erkan Petekkaya. Kendisiyle ilk kez tanışıyorum; çok kibar, beyefendi, mütevazı, herkesin gönlünü yaptı, herkesle fotoğraf çektirdi, kimseyi kırmadı. Kısa ve öz bir konuşmayla da kadına yönelik şiddete karşı bir şeyler söyledi. Şu aralar Ali Kaptan ya, yazacak sansasyonel bir şeyler bulamamışlar herhalde böyle bir toplantıdan, “Erkan Petekkaya alkollüydü” diye yazmışlar! Toplantı öncesi yanımda oturuyordu. Toplantıda beraberdik. Alkollü olsa anlamam mı? “Kuru iftira” derim başka bir şey demem. Ne ayıp insanlara böyle kara çalmak! Özenmiş, tertemiz giyinmiş gelmişti, ciddiye almış, görevini yapmıştı. Sanki balon üflettiler, sanki uzaktan alkol derecesi ölçebiliyorlar. Parfümü mü fazla kaçırmıştı acaba!