Yeni Yazısı > Yeşilçam'a senaryo önerileri - 09.04.2011

Yeşilçam'a senaryo önerileri
09 Nisan 2011

Yeşilçam ödülleri dağıtıldı. ‘Çoğunluk’ ve ‘Gölgeler ile Suretler’in ödül almasına çok sevindim. Yakalarsanız, iki filmi de kaçırmayın. Ayrıca ‘Press’ ve’ Kaybedenler Kulübü’ vizyondaki diğer dikkat çeken yapımlar... Yeşilçam ve vizyon demişken, geçen hafta eğlence olsun diye karaladığım birkaç senaryo önerisini paylaşayım! Çok iyi gişe yapacağına (!) inandığım taslak senaryolarım şöyledir;

Yeşilçam’a senaryo önerisi (1)

Bol rekabetçi bir futbol filmi! Evet, 2000 yılında çekilen ‘Dar Alanda Kısa Paslaşmalar’ı unutmadım. Ama 11 yıl sonra sinemamızın yeni bir futbol filmine ihtiyacı var. Takım, oyuncular, özverili bir teknik direktör... Alınması zor olan bir de mucize kupa... Varoşlardan çıkan yetenekli futbolcular... Bol azim, müthiş efor, inanmış yüreklerin ulaştığı bir zafer!

Yeşilçam’a senaryo önerisi (2)

Şöyle karlı, zor hava şartlı, dağda geçen bir kaybolma ve kurtarma filmi... Aksiyon, gerilim diz boyu! Hatta kaybolanlar, Nuh’un gemisini aramaya gelen yabancı bilim adamları olabilir, kurtaran da AKUT!

Yeşilçam’a film önerisi (3)

Başrolde bir köpeğin oynadığı aile filmi lazım sinemamıza. Köpek ile çocuğun dostluğu, köpeğin aileyi şofben zehirlenmesi veya yangın gibi bir felaketten son anda kurtarması üzerine çekilecek bir film... Çekim sırasında rol alan hayvanlara iyi davranılacak, filmin sonuna mutlaka ‘Bu filmin çekimi sırasında hiçbir köpek zarar görmemiştir!’ diye yazılacak...

Yeşilçam’a film önerisi (4)

Otostopla Türkiye’yi gezmeye karar veren iki gencin maceraları... Korkmayın, kötü bir şey olmayacak! Oldukça pozitif ve umut dolu bir senaryo bu... Yolda tanıştıkları insanlar, onları taşıyan kamyon şoförleri, ilginç kamyon yazıları, yol manzaraları, yöresel yemekler ve misafirperverlik... Biraz aşk, biraz yol... Bakalım kim aşkı için Karadeniz’de kalacak, kim çıktığı yoldan geri dönmeyecek!

Yeşilçam’a film önerisi (5)

Genç doktor grubunun, kampta sel felaketi ile karşılaşması üzerine bir senaryo... Doğada, ölümle boğuşan yaralılara yaptıkları ilk müdahaleler... 2 saatlik bir macera ve kahramanlık filmi. Burada doktorların Mac Gyver gibi doğaçlama tedaviler bulması tercih sebebidir (itiraf etmeliyim ki; bu senaryoda ‘Sınırsız Doktorlar’ projesinden esinlenme var)!

Yeşilçam’a senaryo önerisi (6)

Formula pistindeki hayatlar... Kurtköy’de boş duran Formula pistinin set olarak kullanıldığı bir yerli ‘Grease’! Başrollerde ‘Yok Böyle Dans’ yarışmasının dansçı ünlüleri; Azra Akın, Eda Taşpınar ve mutlaka Burcu Esmersoy! Kırmızı arabalar, deri kıyafetler, tam bir gençlik filmi... Mesaj kaygısı falan yok! Uf uf uf; tadından yenmez! The END

Annelere ve babalara...

Sevgili anne ve babalar, Sizlerin de her gün okuduğu gibi küçük çocukların başına korkunç olaylar geliyor. Artık devir değişti. Eskiden rahatça, güvenle sokağa oynamaya saldığımız, bakkala gönderdiğimiz, okula yalnız gidip gelen çocuklarımızı artık herkesten koruyup kollamak zorundayız! Kız veya erkek çocuk demeden, ‘hepsinin başına her an bir kötülük gelebilir’ düşüncesini aklımızdan çıkarmamalıyız! Sizlerden, normalden daha fazla evhamlı, daha kollayıcı, daha gözümüzü dört açarak çocuklarımızı büyütmemizi rica ediyorum. Her ülkede olan ‘pedofili’, yani ‘çocuklara yönelik sapkınlık’ vakaları, ülkemizde de artmış durumda.

Devletin görevi, oluşmuş suçlara karşı önlem almak iken, anne ve babaların görevi de suçun oluşmasına mahal vermeyecek şekilde kendi çocuklarını koruyup kollamak. Köy yeri, şehir yeri, mahalle arası, okul yolu, çarşı, pazar demeden ‘kötülüğün’ her yerde miniklerin karşısına çıkabileceğini unutmayalım. Örneğin, mahallelerde anneler aralarında çeşitli görevler alabilirler. Her gün biri çocukları okula getirip götürebilir. Bayramda, seyranda, sokakta oynarken devamlı gözetelim çocuklarımızı. Komşuya, memlekete, akrabaya ziyarete gittiğimizde, dışarı bırakmayalım... Ya da başlarında aklı eren 15-16 yaşlarında bir abla veya ağabey olsun.

Çocukların arkadaşlarını, arkadaşlarının evlerini tanıyalım. Başka yerde gece yatısına izin verirken 2, hatta 3 kez düşünelim. Ev bilgisayarlarında ve internet kafelerde çocukları tuzağa düşüren sitelere engelleme koyalım. Bu sitelerin hem polis birimleri tarafından, hem de rast gelen internet kullanıcıları tarafından tespit edilip ‘pedofili’ eğilimli olan kişilerin izlenmesi gereklidir. Çocuklarımıza tembih üstüne tembih yapmayı unutmayalım. Her uyarımız kulaklarına küpe olur. Afrika atasözü ‘Bir çocuğu tüm köy beraber büyütür’ der. Komşumuzun, mahallemizin çocuklarını da, kendi çocuğumuz gibi koruyup kollayalım. Birinin başına bir şey geldiğinde sadece ailesi ağlamıyor çünkü, tüm memleket ağlıyoruz. Haydi anneler, babalar görev zamanı. Kötülüğün minnacık yavruları yutmasına fırsat vermeyelim!

Hikayenin gücü

‘Gerçekten daha gerçek olan tek şey, hikayedir’. Bir Musevi atasözü olan bu deyiş, bize hikâyecinin dinleyici üzerindeki etkisinin ‘gerçek’ kadar güçlü olduğunu anlatır. İyi bir kurgu ile yazılmış ve dilin muhteşem anlamlara sahip lezzetli sözcükleri ile anlatılmış bir hikâyeyi dinlemeye doyulmaz. Hikâyeleri böyle anlatan bir kadın yazar var bugünkü köşemizde; Isabel Allende. Şilili bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Allende, 1970 yılında ailesinin Amerika’ya sürgüne gönderilmesi ile yazarlık serüvenine başlar.

Genelde, ailesinden ve tanıştığı kadınlardan aldığı ilham ile yazan Allende, yazdığı kitapların gelirini kendi adına kurduğu vakfa bağışlıyor. Vakfın amacı Şili’deki kadınlara ve genç kızlara yardım etmek. Henüz Allende ile tanışmadıysanız ‘Yüreğimdeki Ülkem’, yazarı tanımak açısından okunacak ilk kitabı olabilir. Herkese keyifli okumalar dilerim.

(02.04.2011 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır.)