'Yeni yıl yeni umutlar'

Menderes için Yassıada'nın en zor günleri yalnızlığı en çok hissettiği bayramlar, yılbaşıları gibi özel günlerdi. O günler hasret daha da büyüyor, çocuklarının, eşinin özlemiyle yanan Menderes için dayanılamayacak hale geliyordu. Umudun ekildiği yeni yılın ilk ayı gelen idam kararı ise Menderes için büyük hayalkırıklığı oldu

'Yeni yıl yeni umutlar'

Ocak ayı sıkıntıların katlanarak arttığı bir ay olmuştu. Adnan Menderes’in avukatları Talat Asal ve Burhan Apaydın da tutuklanmışlardı. Eşinin yüzünü göreli daha birkaç hafta olmuştu ki Berin Hanım’ın sevinci hem avukatların tutuklanması hem de verilen bir kararla kısa sürmüştü. İhtilal Dairesi, Mendereslerin imkanlarının kısıtlanmasına karar vermişti. Ayda 2 bin lira ile geçinmek Berin Hanım’ı zaten zorluyordu. Bir de avukatlara para ödenmesi gerekiyordu. Aydın’daki çiftliğin pamuklarına da el konulmuştu. Tüm gelir kaynakları bloke edilmiş, emekli maaşı bile Ziraat Bankası’nda birikiyordu. “Bir defa olsun elini alnımda hissetsem” diyen Menderes ile aynı yalnızlığı paylaşan Berin Hanım da içinde bulunduğu çaresizlik içinde “Benim kadar yapayalnız kimse yok” diyordu mektuplarında. Berin Hanım o sıralar yeni avukatlar bulmak için çırpınıyordu. Ancak kimse Avukat Burhan Apaydın’a yöneltilen ‘Bir vatan haininin savunmasını nasıl üstleniyorsun?’ gibi tepkilerle karşılaşmak istemiyordu. Zaten o tarihte İstanbul Barosu da “Avukatlarımız vatan hainlerini, düşükleri savunmayacaktır” diye karar almıştı.

En sonunda Burhan Apaydın’ın kendisi gibi avukat olan kardeşi Orhan Apaydın ile Ertuğrul Akça, Menderes’in yeni avukatları olmayı kabul ettiler. Ancak bu avukatlar Menderes’i görmeye bile zor gidiyorlar, bu durum da Berin Hanım’ı çok kızdırıyordu. Tüm bu sorunlarla eşinin nasıl uğraştığını bilen Adnan Menderes, yılbaşı gecesi her şeyin iyiye gitmesini diledi içinden. Adada görevli Yüzbaşı Kazım Çakır, 1961 yılının ilk gününde Menderes’e umut olmak istiyordu:

* 1 Ocak 1961 Pazar

“Bir kağıda ‘Bugün ailenize yazdığınız metin çok manidar. 1961 yılının uğur, şans, saadet getirmesini dilerim. İsteklerinizi muhakkak bir kağıda yazın, mutlaka yerine getirmeye çalışırız’ yazarak Menderes’e verdim. O da kağıda ‘Sağ olun size de sıhhatli, uğurlu yeni yıllar diliyorum. Benim tek gücüm teşekkür etmek. Müsaadenizle ve mümkünse adada bulunan arkadaşlarınızın yeni yıllarının uğurlu, sıhhatli aynı ruh içinde geçmesini dilerim. Fırsat buldukça söylerim’ diye yazdı.”

‘OTOBÜS BİLETİ PAHALI GELİYOR’

Berin Hanım, Menderes’i her fırsatta ziyaret etmek istese de parasızlık yüzünden İstanbul’a gelmeye zorlanıyordu. Zaten gazeteciler de onu rahat bırakmıyorlardı. İstanbul’a geldiği haberi hemen yayılıyor, onu bunaltıyorlardı. Ocak ayında eşiyle ikinci defa görüşebilmek için çırpındı Berin Hanım. Ancak bu uğraşlar yetersiz kaldı hep. Aydın da babası Yassıada’dan kurtulmadan gezmemeye yeminliydi. Ne çok sevdiği maçlara ne de sinemaya gidiyordu. Çiftlikteki mahsulün yetersiz olması, oradan gelecek paraya da el konulması çektikleri para sıkıntısını daha da artırıyordu.

Berin Hanım hem oğlunun durumu hem Yassıada’daki eşine duyduğu özlem ile boğuşuyordu. Avukat Burhan Apaydın’ın annesi, Berin Hanım’dan kendisini daha sık ziyaret etmesini istemiş, Berin Hanım da “Otobüs bileti pahalı geliyor” demişti. Telefon faturasını bile ödeyemiyor, bu dönemde o çok ihtiyaç duyduğu telefonları bile edemiyordu.

İLK İDAM TALEBİ

Ocak ayı bir idam talebi ile bitiyordu. Adnan Menderes ve üç DP’li Çanakkale milletvekilinin sanık olduğu ‘Çanakkale ve Geyikli Davası’na konu olan olay şöyle gelişmişti: 1960 öncesi, Geyikli olaylarını takip etmek üzere Çanakkale’ye giden CHP milletvekillerinin Menderes’in emriyle limana yanaşmaları yasaklanmıştı. Menderes, olayların karşılıklı tahrik sonucu meydana geldiğini söylemiş, diğer sanıklar da olaylarla bir ilgileri olmadıklarını belirtmişlerdi.

Savcı Ömer Altay Egesel ise CHP’li vekillerin seyahat hürriyetlerinin engellendiğini ve bu davanın Anayasa’yı ihlal suçu olduğunu belirterek, Menderes ile milletvekillerinin idamlarını istedi.

Menderes ise sanki bu kararın verileceğini önceden biliyormuş gibi Burhan Apaydın’a ilk karşılaşmalarında “Ben idamdan korkmuyorum. Beni tarihe ‘hırsız başbakan’ diye geçirmelerinden korkuyorum” demişti. Berin Hanım ise idam kelimesini duyunca derinden sarsıldı. Şimdi içini rahatlatan tek şey Talat Asal’ın hapisten çıkmış olmasıydı. Asal’ın eşini iyi savunacağını, gelecek haberlerin de iyi olacağına inanıyordu.

LÜTFİ KIRDAR’IN SON SÖZLERİ

Bu arada 17 Şubat 1961 günü mahkeme salonu bir ölüm olayına sahne oldu.Menderes döneminin sağlık bakanlarından ve İstanbul valilerinden Doktor Lütfi Kırdar, 27-28-29 Nisan 1960 tarihinde İstanbul ve Ankara üniversitelerinde yaşanan olaylarla ilgili olarak yargılanıyordu.

2 Şubat 1961’de görülmeye başlanan bu dava, DP’nin CHP’yi kontrol altında tutmak amacıyla kurduğu tahkikat komisyonunun üniversite öğrencileri tarafından protesto edilmesiyle başlayan ve ölümle sonuçlanan olayları konu alıyordu. 28 Nisan 1960 sabahı İstanbul Üniversitesi’nde düzenlenen protesto mitinginde, DP savunucusu Bumin Yamanoğlu, Zeki Şahin gibi bazı polis müdürlerinin öğrencilere ateş açması sonucu Turan Emeksiz adlı öğrenci yaşamını yitirmişti. 29 Nisan günü de Ankara Üniversitesi’nde başlayan mitingde, öğrencilerin üzerine yine ateş açılmıştı.

MAĞARADA SAÇLARI KAZITILMIŞ BİR ADAM

Bu davada, Bumin Yamanoğlu, Yassıada yönetimi için diğer sanıklardan daha farklıydı. Adada görevli çavuş Mehmet Kabak, Yamanoğlu ile ilgili bir anısını anlattı:

“Adanın arka tarafında önü demir parmaklıklarla kapalı mağara gibi bir yer vardı. Önünden geçerken iniltiler duyduk. Gidip baktığımızda alnı güneşten parlayan, saçları usturaya vurulmuş birini gördük. İyice yaklaştığımızda bu kişinin Bumin Yamanoğlu olduğunu anladık. Oradan geçmek ve geçerken de tükürmek serbestti. Her gün kafası kazıtılıyordu ve sıcağın altında orada tutuluyordu. Üniversite olaylarında gençlere ateş ettiği için ada yönetimi ondan nefret ediyordu.”

Menderes ve Bayar ile emniyet müdürlerinin yanı sıra olaylardan sorumlu tutulanlardan biri de dönemin İstanbul Valisi Lütfi Kırdar’dı. Kırdar, darbeden önce Menderes’e sunduğu istifasını eğer açıklamış olsaydı Yassıada onun için yalnızca arkadaşlarının yargılandığı bir ada olarak kalacaktı. Kırdar’ın verdiği ifade aynı zamanda son sözleri de olacaktı:

“Kazayı kaderle huzurunuza gelmiş bulunuyorum. Olaylar sırasında tedavi maksadıyla Avrupa’ya gitmiş bulunmaktaydım. Yurda döndüğüm vakit üniversite olaylarını öğrendim. Üzüntüden ikinci kez kalp krizi geçirdim. Yaşım 71’i geçmişti. Siyasetten çekilmeye karar verdim. İstifa mektubumu 24 Mayıs günü başvekalete sundum. Adnan Menderes bana iltifat etti. Yanından ayrılırken yerime bir başka arkadaş buluncaya kadar istifamı açıklamamamı söyledi. Yerime bir başka arkadaş getirilmesini beklerken 27 Mayıs İnkılabı oldu ve beni buraya yolladılar. Halbuki ben istifa etmiştim. Kararnamedeki olaylarla maddi ve manevi bir alakam yoktur. Buraya getirilişimi kaza ve kader cilvesi olarak görüyorum. Bütün bunları şunun için söylüyorum; huzurunuza ikinci bir defa ya gelirim ya gelmem. Zira hastayım ve doktorların tedavisiyle ayakta durabiliyorum.”

Bu sözlerin ardından fenalaşan Kırdar, mahkeme başkanı Salim Başol’a “Müsaade buyurursanız oturayım” diyecek oldu ki parmaklığa tutunmak isterken yanında bulunan iskemleye çarparak yere yığıldı. Son nefesini verdiğinde 71 yaşındaydı.

Kalp krizi geçirerek yaşamını yitirmesinden iki gün sonra Zincirlikuyu mezarlığına defnedilen Kırdar’ın cenazesi de olaylı oldu. Protestolarla inleyen cenazede, yürüyüp tekbir getirdiği için 75 kişi yakalandı. Bu kişiler hakkında daha sonra Yassıada’ya tünel kazıp sanıkları kurtarmak istedikleri gerekçesiyle ‘Tünelciler Davası’ açıldı. Davada, 18 kişinin tutuklanmasına, 13’ünün de hüküm giymesine karar verildi.

‘ZORLA SUÇLU OLMAKTAN KORKMAYA BAŞLADIM’

Kırdar’ın ölümü, sanıklar üzerinde de kötü bir etki bırakmıştı. Menderes de Bayar da mahkemenin kendileri hakkında kararlarını çoktan verdiklerine inanıyorlardı. Kırdar’ın olaylı cenaze günü, Yüzbaşı Kazım Çakır, Menderes ve Bayar’ın mahkemeye olan inançlarının nasıl yavaş yavaş yok olduğunu anlatıyordu günlüğünde:

* 19 Şubat 1961 Pazar

 “Celal Bayar, ‘Kararları peşin ise ne yaparsak yapalım sonuç değişmez. Ama cesur olmanın faydası çok. İnsan eğilmez, küçülmez. Suçluluğumuzu cesaretle savunmanız lazım. Cesur değilse, kararları hakimler üzerinde müspet tesir icra edilir’ diye düşünüyordu. Adnan Menderes de ‘İnanmak istemedikleri şeye inandırmak, deveye hendek atlatmaktan daha zor. Cezayı istilzam edecek hiçbir suçum yok ama milletimizin itimadını kazanarak 10 yıl iktidarda oluşumuzu hazmedemeyenlerin hışmına uğramak talihsizliği perişan etti’ diyordu.

Ada komutanının emri ile öğleden sonra saat 15.40’ta Adnan Menderes’i gazinoya çıkardım. Fırsatını bulup ‘Mahkemeye olan itimadınızı sorabilir miyim?’ dedim. Bana ‘Her şey dışarıdan daha iyi teşvik ve takdir edilir. Oyunu seyredenler yanlışları daha iyi görürler. Kolay da zannedilir. Mahkemeye olan itimadım, sonucu değiştirmez. Moral üzerinde tesir eder. Moralimizi görürsünüz’ diye yanıt verdi. Mahkemelerdeki 10 dakika aralarda yanında sigara olmadığından benim Bafra sigarasından içiyor. Herkesin gözü Adnan Menderes’in üstünde olduğu için çok dikkat etmek lazım. Bugün mahkeme arasında Menderes’e ‘Mahkemeler hakkında ne düşünüyorsunuz?’ dedim. Bana ‘Bilmem ki, millete bırakmayı daha uygun buluyorum. Ben zorla suçlu olmaktan korkmaya başladım. Bazı insanlar her şeyden üzülür. Galiba ben böyleyim’ dedi. Berin Hanım için ‘Takdire layık bir hanımefendi’ dediğimde ‘O bir melektir’ dedi…”

ADADA GERGİNLİK SU YÜZÜNE ÇIKIYOR

Adada birçok değişiklik olmuştu. Tutuklular artık açık görüşte aileleri ile görüşebiliyor, gazete okuyabiliyorlardı. Değişmeyen tek şey ise ada kumandanı Tarık Güryay’ın tavırlarıydı. Yüzbaşı Çakır bu durumu günlüğüne şöyle yazmıştı:

* 7 Ocak 1961

“Ada kumandanı inisiyatifi ile hareket ediyor. Adnan Menderes kumandana karşı o kadar nazik davranıyor ki buna karşın Tarık Güryay ‘Adnan Bey maaşallah bir şeyin yok, aslan gibisin” deyip arkasını çeviriyor. Kumandan kendini ‘Yarbay Tarık Güryay’a kimse emir veremez’ gibi tanıtmak istiyor. Cemal Gürsel ile telefonla görüşüyor. Kimse denetlemiyor. Milli Birlik Komitesi üyelerinden bazıları ona ‘Ağabey’ diyor. Tarık Bey’in pozları manasız. Buradakilerin hiçbiri yutmuyor. Ancak şerrine de uğramak istemiyorlar.” Yassıada’da tek gerginlik Menderes ve ada kumandanı Tarık Güryay arasında değildi. Celal Bayar ile Menderes arasında da çok öncelere dayanan bir soğukluk vardı. Mahkeme salonunda da yanına oturan Bayar’a sırtını dönen Menderes’in böyle davranmasında kendince nedenleri vardı. 1

7 Şubat 1959’da geçirdiği uçak kazasının hemen ardından Celal Bayar, Menderes’e özel doktoru Gülhane Askeri Tıp Akademisi Komutanı Tuğgeneral Recai Ergüder’i tedavisi için göndermişti. Doktor Ergüder, Menderes’i hemen Türkiye’ye dönmeyip yurt dışında 3-4 ay dinlenmeye ikna etmeye çalışmıştı. Menderes bu öneriyi duyar duymaz yardımcısına ilk uçakla Türkiye’ye döneceğini söylemişti. Menderes, kaza sonrası, aleyhine bir hazırlık yapılacağından endişe ediyordu. Bayar’ın kendisini dinlenmeye çekip yeni bir başbakan arayışına girdiğini düşünmüştü. Darbenin ardından da aralarındaki soğukluk giderek artmıştı. Yüzbaşı Kazım Çakır da Yassıada’da süren bu soğukluğu görüyordu:

* 15 Ocak 1961

Celal Bayar, Menderes ile arasındaki kırgınlığı şöyle ifade etti: “Adnan Bey, Türk milletine arkasını dayadığından Topkapı olayları zamanında vilayet konağında beni karşılamadı. İçeri girince oturur vaziyette gördüm. Halbuki geldiğimi söylemişler.” Celal Bayar kendini çok iyi düşünebilen, fırsatları çok iyi değerlendiren, düşmanları alt etmek için 40 yıl bekleyebilen, kendini sahneye çıkarmadan başarmaya çalışan, başardıktan sonra istediğini yapacak tipte. Adnan Menderes ise yapacağı hizmetlerle yaşayan, nazik, ince ruhlu, kin tutmayan biri. Adnan Menderes’i çok seviyorlar. Celal Bayar’a karşı ise hafif soğukluk seziyorum. Celal Bayar’ın en yakını TBMM Başkanı Refik Koraltan sanılır. Oysa Refik Koraltan’ı istediği gibi çevirdiği için öyle gözüküyor diyenler de var. Bugüne kadar Refik Koraltan, Adnan Menderes ile bir defa Yassıada kantininin yanında karşılaştı. Koraltan, suçlu gibi kıpkırmızı oldu.”

 HAZIRLAYAN: BERİVAN TAPAN

 

YARIN: BURUK BAYRAMLAR

5