Yeni Yazısı > Yemekteyiz bir tuhaf oldu! - 15.10.2010

Yemekteyiz bir tuhaf oldu!
15 Ekim 2010

Ya bende bir tuhaflık var; izlediğimi anlayamıyorum şu günlerde ya da Yemekteyiz bildiğin aristokrasi okuluna dönüştü... Son birkaç haftadır ne ele gelir bir kavga çıkıyor, ne yarışmacılar lokmalarını peçeteye çıkarıyorlar. Herkeste anlaşılmaz bir nezaket gösterisi... Bir de taban puan diye bir destek sınırı geliştirmişler ki, yarışmacılar birbirlerine atıp tutacağını fikirlerini o puanlarla belirtiyorlar... Asıl bomba şu; eskiden en kaliteli ziyafete bile 2 puandan fazla vermeyen yarışmacı tayfası önceki gün (dört kişi toplamda) 19 puan vererek rakiplerini mest etti ya, duygulandım, ağlayacaktım neredeyse... Belli ki şeytan şimdilik Yemekteyiz sofrasından kalktı. Ama bu eksiklik reytinglere yansıyınca yine başköşeye buyur edilecektir... Bu kadar fazla nezaket bizim milletin alıştığı bir şey değil, hele ki söz konusu olan Yemekteyiz sofrasıysa...

[[HAFTAYA]]

Bizim memlekette böyle konuşulur!

Ekranların en ağzı bozuk dizilerinden ilk üç yap deseniz Türk Malı, Ezel ve Behzat Ç. Bir Ankara Polisiyesi derim. Türk Malı biliyorsunuz giderek azaltmış bile olsa “bela okuma makinesi gibi” duruyor ekranda... Ezel’i eskilerin deyimiyle “b.k götürüyor” resmen. Neredeyse her üç diyalogdan biri lağım ve sinkaf üstüne çeşitlemelerle dolu... Behzat Ç.’nin şimdilik tek falsosu çok fazla “lan” kullanması diyaloglarında. Tam olarak “lan” da değil daha çok “la” diye giriyorlar mevzua... Peki bunu rahatsız edici bulan izleyicilerin yanında, “doğrusunu yapıyorlar” diyen de yok mu? Var. Kimi zaman onlardan biri de benim... Madem dizilerin samimi olmasını istiyoruz; gündelik hayattan kopuk yapay bir nezaketi aramamıza hiç gerek yok diyaloglarda... Çünkü bizim ülkede evde, kahvede, işte ve sokakta böyle konuşuluyor arkadaş. Hele ki kavga dövüş gibi aksiyonlu bir mesele varsa, oradaki “bipler” hafif bile kalıyor doğrusu!

Yaprak dökülmezse dizi biter!

Yaprak Dökümü’nde sayaç uygulaması başladı. Bir dönem Aşk-ı Memnu için yapmıştı bunu Kanal D. Büyük finali ilginç birkaç tanıtımla haftalar öncesinden duyurmuştu... Önceki akşam dizi reklama giderken geri sayım başladı diyen tanıtım son 10 bölümü işaret ediyordu. Benim kaynaklarıma göre “dizi bir süre daha uzayabilir” ihtimali hâlâ gündemde ama bu noktadan geriye dönüş olamayacağını hissediyorum ben... Bu arada ailenin yüzü güldü önceki akşam. Farkına vardınız mı; Hayriye Hanım’a kalan miras diziye alışılmadık bir mutluluk getirdi... İşte o zaman kıllandım. Dünyanın en hüzünlü dizisi olarak hafıza defterine giren diziye sızan bu gülümseme hali hayra alamet değil. Para geldi, huzur da peşinden gelir diyorum ben... Eh o zaman yapraklar dökülmez, yapraklar dökülmeyince de Ali Rıza Bey’in hüzünlü iç sesi artık hiç çekilmez, haksız mıyım?..

Havalandırma meselesi!

Komedi Dükkanı’nın (Star TV) gizemli yönetmeni Fırat’la lafladık önceki gün. Klima ya da havalandırma meselesinin binanın tarihi olmasından kaynaklanarak yeniden dizaynının imkansız olduğunu söyledi... “Peki dünyanın en ünlü ve en eski tiyatro binalarında nasıl çözülüyor?” bu işler diye sordum kendisine. Mesela Frankfurt’taki Eski Opera Binası’nın püfür püfür estiğine tanıklığım vardır bizzat. Fransa’da ya da İtalya’da da durum farklı değildir... Muzip bir sessizlik olduğunu hissettim aramızda. Fazla kurcalamamayı tercih ettim. İş belli ki maddiyatla filan ilgili değildi... Neyse. Dikkat ettiniz mi “Arkadaşım” Tolga Çevik artık eskisi kadar çekinmiyor yönetmenden. Hatta öyle ki bir ara rolleri değiştirecekler, artık ayarı Tolga yönetmene verecekmiş gibi bir duygu oluştu bende... Fırat’a “koy ağırlığını” diyorum buradan. Yoksa yakında Tolga’nın sesinden alacağın komutla bu kez sen Zorro kıyafetiyle kıvırmak zorunda kalacaksın ekranda. Hahaha!

Öğrenciler efekt makinesi gibi!

Abbas Güçlü İle Genç Bakış (Kanal D) programında uzun süredir dikkatimi çeken bir şey var. Öğrenciler sevsinler sevmesinler konuğun her cümlesinin arkasına alkışı bağlıyorlar... Bu haliyle dizilerden bildiğimiz efekt makinesi tadı veriyor mesele. Oysaki, kendi adıma her fikri alkışlayan değil, tepkisini de koyabilen bir gençliktir ideal olan... Ya bizim gençler aşırı nazikleşmiş ya da gençlikten umudu kessek iyi olacak. Sürü psikolojisine teslim olmamalarını diliyorum... Bir de programın canlı yayınlanıyor oluşu performansı ciddi oranda arttırdı. Üstelik sadece orada bulunanların performansı değil bahsettiğim, bizzat önceki akşam programa konuk olan Hürriyet Gazetesi yazarı Ertuğrul Özkök’ün gece yarısından çok sonra hâlâ süren heyecanından da bahsediyorum... Hakikaten Genç Bakış’a “bir gençlik geldi” diyebiliriz...