Yemek beynimizde kokain etkisi yapıyor!
17 Nisan 2011

Obez kategorisinde yer alacak kadar şişman olanlara kilo vermek dünyanın en zor işi gibi gelirken, kilo problemi olmayanların çoğu için bütün mesele boğazına hakim olmak ve hareketi arttırmakla çözülebilecek kadar basittir! Gerçekten bu kadar basit olabilir mi? Hiç değil!
Bu konuda yapılan son bilimsel araştırmalara kulak verecek olursak, sorunun ‘boğazını tut+spor yap= kilo ver’ denklemiyle çözülemeyeceği aşikar! “Obezitenin olduğu yerde bağımlılık vardır” diyor son araştırmaların ardından bilim adamları. Aynen içki, sigara ve uyuşturucuda olduğu gibi!
Her türlü yiyeceğe karşı geliştirilebilecek bir bağımlılık değil tabii. Yedikten sonra kendimizi bulutların üzerinde hissettiğimiz türden yiyecekler yapıyor bu bağımlılığı: Bol yağlı ve şekerli gıdalar; çikolata, baklava, dolmalar, dönerler, hamburgerler... Saymakla bitmez ki! Bu tip lezzetli yiyecekler tüketildiği anda vücut bir nevi transa geçiyor ve yiyen kişinin beyni, ‘ödüllendirilmiş’ duygusuna kapılıyor. Herkes içki içiyor ama alkolik olmuyor. Herkes ağrı kesici alıyor ama uyuşturucu bağımlısı olmuyor. Herkes çikolata yiyor ama obez haline gelmiyor. Peki neden bazılarımız? Bilim adamları “Çünkü herkesin beyni farklı” diyor.

Meğer her şey beynimizde başlayıp bitiyormuş, midemizde değil

Yapılan 3 boyutlu PET taramaları, bağımlılık sorunu yaşayan kişilerin beyinlerinde ortak bir nokta yakalıyor: Dopamin sisteminin işleyişi! Doğal olarak ‘dopamin sistemi nedir?’ diyeceksiniz. Dopamin, beynimizde salgılanan bir kimyasal. Bu kimyasal, beynimizde ödül duygusunu (kendimizi iyi hissettiren davranışlar sonunda kapıldığımız duygu) harekete geçiren bölgeler arasındaki bağlantıyı sağlıyor.
Mesela kokain kullanıldığında beyindeki dopamin üretimi çılgınca artıyor ve bu artış bütün vücudumuza olağanüstü bir trans hissi veriyor. Ve vücudumuz ödüllendirildiğini düşünüyor.
Araştırmalar obezlerin beyinlerinde normal kişilere oranla çok daha az sayıda dopamin reseptörünün (çeşitli uyarıları alabilen hücre grupları veya sinir uçları) olduğunu gösteriyor. Bu kişiler normal kişilerin az yiyerek ulaşabildiği ödül duygusuna çok daha fazla yiyerek ulaşabiliyor. Aynı şekilde doyum noktasına da çok daha fazla yiyerek ulaşabiliyor. Psikiyatrist Nora Volkow’un yaptığı araştırma obezlerin beyinlerinde daha az miktarda bulunan dopamin reseptörlerinin kişinin kendi kendini kontrol edebilme ve nefsine hakim olabilme yetilerine engel olduğunu gösteriyor. Ve bu da müthiş bir kısır döngüye yol açıyor.
Sayıca az dopamin reseptörleri, nefsine hakimiyeti etkiliyor, nefsine hakim olamayan kişi fazla ödül gıdalarını tüketmeye başlıyor. Ödülü vücudumuza çok sık vermeye başladığımızda da beynimizdeki dopamin reseptörleri tolerans geliştirerek azalmaya başlıyor, yani daha az dopamin salgısı üretiliyor. Bu da beynimizin ödül duygusunu üreten bölgeleri arasındaki bağlantıyı bozarak artık aldığımız ödülü yeterli görmememize neden oluyor. Bu şekilde çareyi kendimizi iyi hissettiren her şeyin daha fazlasını tüketmekte buluyoruz. Bir dilim çikolatalı pasta yerini 5 dilime, 2 kadeh şarap yerini 8 kadehe bırakıveriyor.
Yapılan araştırmalar önüne lezzetli yiyecekler koyulup bunları yemesine izin verilmeyen kişilerde dopamin üretiminin hızla harekete geçtiğini ve kişinin kendini iyi hissettirecek olan maddeye, aşırı bir istekle ulaşmaya çalıştığını gösteriyor. İşte size insan psikolojisini sömürme üzerine geliştirilmiş süpermarket kavramının zaferi! Süpermarketten içeri giriyorsunuz ve hemen göz hizasında çikolatalar, kekler, yumuşacık sandviçler... Beyniniz biliyor ki; bu gıdaları ele geçirip tükettiğiniz anda kendinizden geçiren bir mutluluk duygusu bedeninizi kaplayacak. Bunları düşünürken beyniniz dopamin üretimine geçiyor bile ve siz sadece tek bir şey düşünüyorsunuz: Raftaki çikolataları, gofretleri, kurabiyeleri en kısa yoldan nasıl mideme indirebilirim acaba? Ve en kötüsü bir kere vücudunuz o duyguyu tattıktan sonra her fırsatta aynı duyguyu yaşamak istiyor. Ama unutmamamız gereken, beynimizdeki dopamin salgılanışı ile ödül duygusunun ters orantılı arttığı. Beynimiz bir kere bir ödülle tanıştığında, ödül tekrar vücuda girdiğinde tanışıklık göstererek daha az dopamin salgılıyor. Yani o gofreti ne kadar sık yiyip beyninizi ödüllendirilmiş hissettirirseniz, bir sonraki sefer o kadar az mutluluk duyacaksınız!

Kokain bağımlısından farkı yok!

İşte farkında olarak veya olmayarak yemek yemeyi bir ödül sistemi haline getiren insanların beyinleri zaman içinde dopamin reseptörlerini yok etmeye; dolayısıyla çok az dopamin salgılamaya başlıyor. Tıpkı alkol ve uyuşturucu bağımlılarının beyinlerinde olduğu gibi... Bu da normal miktarlarda ‘ödüllerin’ artık sizin beyninize ödül gibi görünmemesine neden oluyor. Zaman içinde 50 gram çikolatanın görevini 450 gram çikolata görmeye başlıyor.
Yapılan araştırmalar aynen kokain bağımlılarının beyninde olduğu gibi, yeme bağımlılarının beyinlerinin de bağımlılık göstermeyen beyinlere kıyasla çok daha az sayıda dopamin reseptörünün olduğunu gösteriyor. Son bilimsel gelişmelerin sağladığı yeni anlayış uzmanların obeziteye çözüm getirmedeki yaklaşımlarını mutlaka etkileyecek. Uyuşturucu bağımlıları için ‘azar azar tüketme’ mantığı ne kadar geçersizse, obezler için de ‘çikolata ye ama az yeÖ’ mantığı o kadar geçersiz olacak. Belki de kilo problemi olanların kendilerine ‘ödül’ gibi gelerek bağımlılık yapan yiyeceklerin listesini yapıp, bu yiyeceklere uzak durmaya başlamalarının tam zamanıdır!

Nefsinize hakim olabilmenin yolları:

Eğer ‘yaşamak yemek yemektir’ diyorsanız bu tavsiyeler size yardımcı olamayabilir. Böyle hissediyorsanız hemen profesyonel bir yardım almanın yollarını arayın. Yok sadece zaman zaman nefsinize hakim olamama sorunu yaşayıp, yeme miktarını kaçırıyorsanız, bu tavsiyeler işinize yarayabilir...

Zayıflık anlarınızı önceden tahmin etmeye çalışın: Eğer bilgisayar başında çalışırken yemek yeme ihtiyacı duyuyorsanız, çalışmaya başlamadan önce yanıbaşınıza az kalorili, sağlığa uygun atıştıracak bir şeyler koyun.

Alternatif tatlardan uzak durun: Tat çeşitliliği yeme miktarını artırdığından, öğünlerinizi çok fazla değişik tatlarla doldurmayın (Bir sandviç ve bir elma yerine, sandviç ve karışık meyva tabağını tercih etmeyin.)

Arabada veya TV önünde yemek yemeyin: Yemek yemek için belirli bir yer ayırın. Değişik yerlerde yemek yeme alışkanlığı daha fazla miktarda yemeye yol açacaktır. ? Uykusuz kalmayın: Araştırmalara göre uykusuz kalmak yeme miktarını artırıyor. Her gece 7 ila 9 saat arasında uyumalısınız.

Stres kontrolü: Strese maruz kalmak kişinin kendi üzerinde kontrol uygulayabilme yetisini zayıflatıyor. Stres altındaysanız, spor yaparak stresi atın ki, yemek yemeye dönüşmesin.

Kendiniz için yemek yeme dışında ödül sistemleri geliştirin: Boş zamanlarınızı zevk alarak geçirmenize yarayacak yeni aktiviteler buna çare olabilir

Bu yazı 10 Nisan 2011 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır

2