İlke Gürsoy

21 Aralık 2009, Pazartesi 09:48

Emre'nin görevi: Arkadaşlarını fırçala!

Fenerbahçe iyi mücadele etti, savunmada mümkün olduğunca sağlam kaldı. Normalde Trabzonspor gibi iyi oyuncuları olan takımlara karşı, 1-0 önde götürdüğünüz bir maçın son bölümünde ciddi baskı yemeniz normaldir. Ama hem bol pasla hem de sıkı direnişle boğulmadan maçı bitirdiler. Arada pozisyon verdiler tabii ama o kadar olur, Trabzon da hiç mi oynamasın yani?

Müthiş bir ilk 15 dakika izledik, acayip hızlı başladı maç. Sonra duruldu, normalleşti, yer yer sıkıcılaştı. O dakikalarda iki ofsayt kararı da (Alex ve Alanzinho için verilen) yanlıştı. Hele Alanzinho’ya verilen hakikaten skandaldı. Sonrasında ufak tefek hatalar dışında hakemler maçı iyi götürdü.

Özer Hurmacı’yı herkes dikkatle izliyor, düzenli forma giymesini istiyor. Bir dönem Tuncay’a gösterilen muhabbete benzer bir durum. Ama Özer’in de şunu bilmesi lazım: Kimse ondan ayağına her top gelişinde bir gol ya da asisit üretmesini, maçın gidişatını çevirmesini beklemiyor. Beklenenler basit: 1) Topu kaybetmeden, mümkün olduğunca çabuk şekilde verimli alana taşıması 2) Top rakipteyken adamını ciddi ve samimi biçimde kovalayıp takım savunmasına yardımcı olması.

Andre Santos sol bek için fazla mı “geniş” bir oyuncu? Attığı paslarla, denediği çalımlarla her an en kritik mevkide topu kaybedecekmiş gibi görünüyor. Önünde hücumcu özellikleri ağır basan Özer de olunca kafada büyük bir soru işaretiyle izliyor insan. “Keitagiller”e gün mü doğdu acaba? Ama şunu da söylemek lazım, rakip savunmalar için de aynı oranda da tehditkar bir ikili olacaklar zamanla.

30 Kasım 2009, Pazartesi 13:17

Youtube'a hoş geldin Volkan!

>> İki cümleyle maçı kafanızda canlandıralım: Eğer Daum’a bugün Hiddink şakaları yapılmıyorsa (6-1’lik unutulmaz Aydınspor maçı), Gökhan Güleç ve Cenk İşler’in kaçırdığı gollerin sayesindedir. 85’inci dakikada üçüncü golü yiyene kadar Fenerbahçe’nin pozisyonu yoktu.

>> Maçın başındaki ilk gol Volkan’ın artık alışılan konsantrasyon eksikliğinden geldi. Asıl faydası internete oldu. O da artık “Şaşkın kaleciler, tıkla izle” gibi adı olan videolardan birine malzeme oldu, YouTube’da başrolde. Yaşasın, internet büyüyor!

>> Fenerbahçe’de Alex-Guiza-Semih’in aynı anda maça çıkması büyük olay, neredeyse NTV son dakika verecek bu gelişmeyi. Kasımpaşa’da ise Cenk-Moritz-Gökhan Güleç aslan gibi oynuyor. Demek ki iş uygun sistemi kurmakta. Zaten kendi beyanlarından defalarca öğrendik ki Yılmaz Vural, Daum’la aynı antrenörlük diplomalarına sahip. Galiba Daum antrenörlük kursunda hücum derslerine girmeyip kantinde çay içti?

>> Maçın ilk beş dakikası şaka gibi: Zaten seyirci olmadığı için bütün bağrışmalar duyuluyor ve yankılanıyor. Üstüne bir de zırt pırt gol oluyor. Şükrü Saracoğlu’nda lig maçı değil de Göztepe Hilalspor Tesisleri’nde halı saha maçı gibi.

>> Fenerbahçe çift forvet gazıyla ileride basarak başladı ama Kasımpaşa o ilk bölümü geçebildiğinde arkada yayla gibi alan buldu. Hakikaten çok iyi oynadılar. Maçın açık ve net hakimiydiler. Yılmaz Vural ısrarla şaka yaptığı söylüyor ama şu da bir gerçek. Tıpkı Broos gibi Daum’un da koltuğu sallantıda olsaydı biletinin kesileceği maç bu olurdu.

>> Fenerbahçe maça solda Carlos-Mehmet Topuz’la başladı. Sağda ise Gökhan Gönül dışında atanmış biri yoktu. Belli ki Daum ikinci forvet için oradan kesinti yapmış, Gökhan’a da “Sen bu takımın Cafu’susun, git o kanadı tek başına dağıt demişti. Yaptığı teorik olarak yanlış değildi ama Kasımpaşa’da Ergün-Murat Erdoğan ikilisi Gökhan Gönül’e çok üstün geldi. Kasımpaşa buradan bol bol yüklendi, hatta soldaki ikili maçın yıldızı oldu.

>> Lugano rakip cezaalanında üç-dört defa son derece rahat kafa topları yakaladı ama hepsine çok kötü vurdu ya da vuramadı bile. Bu ne bitmez yol yorgunluğu, bu ne amansız jet lag!

>>

23 Kasım 2009, Pazartesi 06:54

Teknik direktörün şoka girmeye hakkı yoktur

>> Elbette hepimiz hemfikiriz ki iki golün ardından maç bitmişti. Ama iki golün arası o kadar kısaydı ki, şunu fark etmemiş olabilirsiniz: Maç aslında ilk golde bitmişti. Beşiktaş’ın bu sene ligde övgü aldığı tek konu savunma becerisiydi ve bir derbide öne geçtikten sonra bunu kaybetmeleri söz konusu bile olamazdı.

>> Alex “İlk yarıda üstündük” gibi şeyler söylüyor ama Beşiktaş daha iyi başladı ve 20-25 dakika maçın “hakimi” olmasa da “abisi” gibi oynadı. Sakin ve telaşsız bir ağırlık koydu.

>> Ama ilk yarı-ikinci yarı farkından bahsederken Gökhan Gönül’den bahsediyorsa haklıdır. Mükemmel ilk yarı, skandal ikinci yarı. Soyunma odasında zararlı bir şey mi yedi bu adam?

>> Fenerbahçe savunmasının ortası ilk düdükten itibaren gevşekti. Müdahalelerde zayıftı. Lugano gerçekten de söylendiği gibi yol yorgunuydu galiba. Bunu ikinci golde marke ettiği Bobo’nun yüzünü kaleye son derece rahat biçimde dönmesine bakarak söylemiyorum sadece. Maçın gergin anlarının hiçbirinde gözlerini yuvalarından çıkararak hakemin üstüne yürümemesinden de net biçimde anlaşıldı. Sahada gerçek Lugano yoktu.

>> Savunma ile ilgili bir laf daha: Artık “defansın göbeği” deyip geçmek diye bir şey yok. Tıpkı sağ bek-sol bek gibi sağ stoper-sol stoper uzmanlaşması var. Madem Bilica’nın yokluğunda bir değişiklik şarttı, sol stoper mevkiinde Önder oynayabilirdi. Böylece hiç değilse Lugano 3,5 sezondur alıştığı şekilde işini yapmaya devam edebilirdi.

>> Bazı maçlar vardır, Alex gerçekten görünmez. O kadar etkisizdir ki “Ama abi bir anda sahneye çıkıp sonucu değiştirebilir” demeye insanın yüzü tutmaz. Bu da o akşamlardan biriydi. Bu haftadan aklımızda kalan Alex değil, Milliyet’te üç gün boyunca yayımlanan söyleşisiyle karısı Daianne oldu.

>> Kazım Galatasaray maçındaki gibi ileride tek başladı. Ama ligin en iyi savunma ikilisi Sivok-Ferrari fiziki olarak kendilerine kafa tutan bir rakiple karşılaşınca (Servet-Gökhan Zan ikilisinin aksine) sıradanlaşmadı; zeka ve oyun bilgisi de katabildi işin içine. Kazım’ı net biçimde sildiler, ona kanatlara kaçmaktan başka yol bırakmadılar. Fink de Alex’i halledince işler çok kolay oldu.

>> Tabii ki Kazım’la devam: Sabit mental sorunları, yenilginin ve kötü oyunun hayal kırıklığı ile birleşince kendisinden bekleneni yaptı.

02 Kasım 2009, Pazartesi 06:48

Biz de Hıncal Uluç gibi “korkak” edebiyatı mı yapalım?

>> MEHMET TOPUZ: Maça geçmeden önce: Mehmet Topuz, Kayseri’de neden yuhalanır? Adam yıllarca var gücüyle senin formanı terletmiş. Senin takımının seviyesinden daha iyi olduğu için büyük takıma gitmeye karar vermiş. Beklemiş ama sen ona o ayarda bir takım sunamamışsın. O da -bana sorarsanız iki yıl da fazla kalıp- en sonunda ayrılmış. Giderken Kayserispor’a hem terbiyesizlik yapmamış hem de bir çuval para kazandırmış. Şimdi onu neden yuhalarsın? Ona kızabilecek tek taraftar Fenerbahçe’ninkidir, dünkü performansı nedeniyle.

>> DAUM: Daum’a sorulacak soru şu: Fenerbahçe deplasmanda öne geçince skoru korumaya çalışan takım haline mi gelmelidir? Bunu “Büyük takım böyle oynar mı canım?” anlamında sormuyorum. Bu sisteme geçmesi doğru bir fikir midir? Gaziantep’teki maçta anlaşılmıştı, Kayseri’de teyit edildi ki, değil. Bakalım bir sonrakinde ne olacak?

>> HÜCUM EDEREK SAVUNMA: Aslında Kayserispor istekli başladı ve Fenerbahçe’nin kronik sorunlu solundan yüklendi ilk dakikalarda. Ama sonra Fenerbahçe atak yapmaya karar verdi. Pozisyon bulmasa da, Kayserispor’u korkuttu ve onların hücum iştahını kapattı, temkinli olmaya zorladı. Yani hücum ederek savunmasını rahatlattı. Kayserililer de iki takımın atak yapacağı zevkli bir maça imza atmak yerine sindi ve savunmaya çekildi. Korkunun ecele faydası yok, yediler golü.

>> CRISTIAN: Fenerbahçe’de golü Cristian’ın atması kendisi için iyi oldu. Son haftalarda yükselişteydi. Böyle durumlarda oyuncunun adını tabelaya yazdırması moral veriyor. Başarılı elemana patronun ay sonunda 100 lira prim yazması gibi bir şey.

>> SIKICI: İlk yarı gerçekten çok sıkıcıydı. İki takımdan birini tutmayıp da bu maçı seyredene şaşarım & acırım.

>> GUIZA: Ayağındaki topu tutamıyor, önünden geçen topa uzanamıyor, kendisine gelen topu fark edemiyor… Guiza’nın topla ilişkisi sorunlu.

>> “KORKAK”: Gökhan ve Önder’in savunduğu kanat maçın son dakikalarında zavallı duruma düşmüştü, kabul. Yine de, berabere giden bir maçta son oyuncu değişikliği hakkını savunmacıyla kullanmayı anlamak zor. Bu takım Kasımpaşaspor mu ki deplasmanda beraberliğe razı olsun? Zorla herkese Hıncal Uluç gibi “korkak” dedirtecekler!

>>