Yatırımlar gerçekten altına mı gidiyor?
05 Nisan 2011

Türk vatandaşının altın aşkı zaten vardı. Son birkaç yıldır dünyada esen rüzgar, altını iyice vatandaşın gündemine yerleştirdi. Bu konuda o kadar çok soru geliyor ki arada bir altınla ilgili çalışma ve tahminleri paylaşmayı doğru buluyorum. Eric Sprott adlı yatırım uzmanının ilginç bir yaklaşımı var. Diyor ki ‘Altına hücum var, altına yatırım artıyor. Ama 2000 yılından bu yana altın yatırımına giden tutar sadece 250 milyar doları’ buldu. Oysa aynı dönemde değerli metallere 12 trilyon dolar, Amerikan yatırım fonlarına ise 2.5 trilyon dolar aktı.

[[HAFTAYA]]

Bir önemli veri de altının, global yatırımlar içindeki payıyla ilgili... Bütün tahminlerin aksine, altının payı son 10 yıldır çok düşük düzeylerde seyrediyor ve 2010 sonu itibarıyla ulaştığı düzey de yüzde 1 bile değil. 1968 yılında toplam yatırım pastasından yüzde 5’e yakın pay alan altın, 1990’lı yıllardan sonra yüzde 1’lerin altında bir seyir izledi. Son birkaç yıllık canlılığa rağmen 2010 yılını yüzde 0.7 ile tamamladı.

Bu saptamayı yapanlara göre, altın, henüz daha yatırım pastasından alması gereken payı alamadı. O nedenle önümüzdeki yıllarda tırmanmaya devam etmesi gerekiyor. Global Investor’dan Frank Holmes, hem bu nedenle hem de özellikle gelişmekte olan ülkelerde para arzının genişlemesi nedeniyle, altının yükselişe devam edeceğini ileri sürüyor. Hatta önümüzdeki 5 yılda ikiye katlanacağını söylüyor. Ben her iki görüşü de dinlemekten yanayım. Şu anda bir bölüm, ‘Çok yükseldi’ diyor, diğer taraf 2 bini, 3 bini öngörüyor. Dikkatli olmakta, temkinli izleyip, karar vermekte yarar var.

Türk sermayesi sınıf atlayacak

Çok bilinen bir örnektir ama konuyla ilgili olduğu için tekrar etmekte yarar var. 1960’larda Güney Kore ile Türkiye aynı gelir grubunda yer alıyorlardı. Kişi başına milli gelirler 600 dolar civarındaydı. Şimdi biz 10 bin doların biraz üzerinde, onlar ise 20 bin dolar düzeyinde kişi başına milli gelire sahipler.

Güney Kore’nin aldığı yol

Güney Kore’nin bu düzeye gelmesinde, başka faktörlerin yanında, 1970’lerde o zamanki yönetimin, 5 sektörden, 5 dünya devi yaratma stratejisi önemli rol oynamıştı. Hyundai, Samsung, LG, Posco gibi şirketlerin doğuşunda bu stratejinin rolü büyüktü. Şimdi bu şirketlerin tamamı dünya çapında yatırım yapıyor, milyarlarca dolarlık ciroya ulaşıyorlar. Türk şirketlerinin global açılımları ise Güney Koreliler kadar eski değil. 1980’lerde başlayan ihracat atağına paralel olarak Türkiye’nin büyük şirketleri yurtdışında dış ticaret şirketleri açarak ülke dışına yöneldiler. Ram, Exsa gibi kurumlar bu işin öncülüğünü yaptılar. Ama ülke dışına çıkan yerli sermaye 1990’ların ortalarına kadar sınırlı kaldı ve yılda 50 milyon dolar sınırını aşmadı. 2000’lere gelindiğinde ülke dışına yatırım/şirket alımı amaçlı çıkan toplam Türk sermayesinin 10 milyar doları bile bulmaması bunu destekliyor.

2006 kırılma yılı oldu

Geçtiğimiz günlerde Hazine Müsteşarlığı Yabancı Sermaye Genel Müdür Verili Murat Alıcı’dan da bu konuyu dinledim. Türkiye’de bu konudaki ‘kırılma noktasının’ 2006 yılı olduğunu ve o tarihte 1.6 milyar dolar ile tüm zamanların en yüksek rakamına ulaşıldığını söyledi. Zaten 2006’dan sonra da rakamlar artmaya başlamış. Ayrıntıları tabloda görüyorsunuz. Hazine’nin verilerine göre 2010 sonu itibarıyla dünyanın çeşitli ülkelerinde Türk sermayeli 3 bin 102 adet şirket faaliyet gösteriyor. Bunların sermaye tutarı 22 milyar 700 milyon doları buluyor. 2000’li yıllarda 100 ya da 200 milyon dolar yatırımlar olurken, son 5 yıldır milyar dolarlık yatırımlar gerçekleşiyor. Benim tahminim, 2011 ve sonrasında yurtdışına yönelik yatırımlar hızlanacaktır. Ülker’in Godiva ve Hürriyet’in TME alımları, bu konuda yüreklendirici etki yaptılar. Son birkaç yıldır ülke dışında fırsat kollayan çok sayıda şirket ya da grup olduğunu biliyorum. Bazılarına, 2008 yılındaki büyük kriz engel oldu ama arayışların arttığını biliyorum.

Hareketliliğin 5 nedeni

Göründüğü kadarıyla yurtdışına yatırım arayışının arkasında birkaç önemli faktör var: 1. Ülkeler liberalleşmeye gidiyorlar. Korumacılık ortadan kalkıyor. 2. İletişim ve ulaştırma olanakları artıyor, başka ülkede şirket yönetmek daha kolaylaşıyor. 3. Rekabet koşulları güçleşiyor. Bu da şirketleri, başka ülkelerde satma ya da oralardan ürün almaya itiyor. 4. İç pazarda belli doygunluğa ulaşan şirketler, yeni büyüme olanaklarını ülke dışında buluyorlar. 5. Son olarak doğal kaynağa ulaşma ve maliyet düşüşü de bu konuda ciddi etki yapıyor.

Yeni dönem başlıyor

Yabancı Sermaye Başkan Vekili Murat Alıcı, Türk şirketlerinin dışarıya yatırımları konusunda 4 aşamayı geçtiklerine dikkat çekmiş, 5’inci aşamaya geldiklerini eklemişti. Şöyle ki;

1. Yabancı sermaye ilişkisine lisans almayla başladılar.

2. Bunu ortaklık anlaşmaları izledi.

3. Uluslararası üretim projeleri devreye girdi.

4. Ardından global üretimi tek başına yapma süreci başladı.

5. Şimdi de global düzeyde satın almaları görüyoruz ve göreceğiz. Bence bu tam anlamıyla Türk sermayesinin ‘global bazda sınıf atlama’ sürecine girdiğinin göstergesidir. Bunun işaretlerini görmeye başladık, yakında daha fazlasını da göreceğiz.