Yandex.Metrica
Yalnızlığa elbet alışır bedenim
19 Aralık 2009

Geçtiğimiz hafta yazı veremedim çünkü kafam durdu. Bildiğiniz durdu. Adını yaz desen yazamayacak durumdaydım. “Stokta hiç mi yazın yoktu?” diye soranlarınız olmuş. Stoklu çalışmıyorum maalesef:) Ne varsa yazıyorum. Daha doğrusu o hafta ne hissediyorsam onu yazıyorum. Kafamı toparlayabilmem için bir mola gerekti. Yani bir yere tatile gitmedim, kafa tatili söz konusu oldu.

“Ayıp ettin boş bırakarak” diyen mailler de aldım.

Bir yandan sevindim yokluğum hissediliyor diye ama valla bu iş tamamen duygu işi. Kitlenince kitleniyor insan. Hissediyormuş, düşünüyormuş gibi yapamıyorsun ya da en azından ben yapamıyorum.

Aslında ne yazacağımı da biliyordum, ona rağmen olmadı.

Candan Erçetin’ın bir şarkısı var hani, yalnızlığa elbet alışır bedenim diye başlayan. Bir süredir dilimde bu şarkı var. Çünkü yalnızlığa fena halde alıştım. Ama bir dolu farklı dönemden geçtim öncesinde. Onları yazacaktım, bu haftaya nasip oldu.

İlk dönem: Ohh be!.

Kavga bitti, kafam rahatladı, huzur her şeyden önemli. Can için en sağlıklısı bu zaten. Baksana evli çiftlerin haline, içler acısı.

İkinci dönem: Neden ben?

Herkes beceriyor, ben niye beceremedim? Bak parka, ailelerle dolup taşıyor. Çocuklar anne ve babalarıyla beraber. Ben ise tek başınayım. Hele de bayramlar ve yılbaşları fena acıtıyordu. O ailecek olunması gereken günler.

Üçüncü dönem: Yalnız olmak istemiyorum.

Benim de hayatımda biri olmalı. Hemen olmalı, şimdi olmalı. Ama Allah’tan fazlasıyla tembel olduğumdan dilemekten öte bir şey yapmadım. Yani o sağa sola saldıran türlerden olmadım. Ama kafayı bu konuya taktım. Biri gelsin beni bulsun, çeksin çıkarsın bu boşluktan diye bekledim. Gelen olmadı.

Şimdiki dönem: Alıştım.

Şimdi ya en iyisi ya da en kötüsü oldu ama alıştım ve barıştım yalnızlığımla. Bir kaygım, korkum yok. Kimseyi aradığım yok. Acelem yok. Niyesini niçinini düşünmüyorum artık. Yeniden bir ailem olmasını tabii ki çok istiyorum ama olmazsa da dünyanın sonu değil, belki de hayırlısı budur.

Bütün gün ne yaptın?

Adam akşam üstü eve geldiğinde, bahçenin karmakarışık olduğunu görmüş. Çocukları bahçede çamur içinde oynuyormuş. Boş yemek kutuları ve içecekler etrafa saçılmış. Karısının arabası garaj kapısının önünde, bir kapısı açık ve yamuk halde duruyormuş.

Evin girişindeki halının bir kenarı kıvrılmış, havaya kalkmış ve abajur sehpanın üzerine devrilmiş. Salondaki televizyonun sesi sonuna kadar açık bir halde çizgi film kanalındaymış. Oturma odasında yerler oyuncak ve çocuk giysileri ile kaplıymış. Mutfakta lavabo kahvaltı bulaşıklarıyla doluymuş.

Kırılmış bir bardağın parçaları masanın altındaymış. Üst kata yöneldiğinde, merdivendeki elbiseleri fark etmiş. Telaşla karısının başına kötü bir şey gelmiş olabileceğini ya da hastalandığını düşünerek hızla koşmaya başlamış. Yatak odasına girdiğinde, karısını gecelikle uzanmış, kitap okurken bulmuş. Kocasını görünce okuduğu kitaptan başını kaldırmış ve gününün nasıl geçtiğini sormuş.

Adam “Her zaman ki gibi” deyip şaşkınlıkla sormuş “Ne oldu böyle?”

“Hani hep sorarsın, ‘bütün gün ne yaptın?’ diye.

“Bugün her gün yaptıklarımı yapmadım.”

(Çok sağol Aylin’cim)

Can’lı Yayın

Anneannesi: Hadi Can’cım uyu. Can tavana bakmaya devam ediyor.

Anneannesi: Can hadi ama, saat kaç oldu.

Can: Bekliyorum, belki gelir annem.

Anneannesi: Can’cım biliyorsun bugün toplantısı var, takma kafana. Can tavana bakmaya devam ediyor.

Anneannesi: Ay Caaan ama takıntılısın.

Can: Takıntı değil bu anneanne, benim düşünmeye hakkım yok mu, düşünüyorum.

‘Gecenin Kanatları’nı fena kırdılar

Ben bir film yapacak olsam (çok şükür ki niyetim ve yeteneğim yok) ne basın gösterimi yapardım ne de gala. Sanırım şart da değil, öyle geldiği için öyle gidiyor.

Gecenin Kanatları gösterime girmeden üç ya da dört gün önce çok okunan gazetelerin birinin ikinci sayfasında eleştirmenlerin yorumları toplu halde çıktı. Ben de herhalde iyi bir şey yazdılar ki böyle toplu yayımlandı diye düşündüm. Bir baktım, her biri yerden yere vuruyor. Daha filmin gösterimine günler var üstelik. Bir okurun bundan etkilenmemesi mümkün mü Allah aşkına? Değil tabii. Direkt gişeyi etkileyecek bir durum. Peki yazık değil mi? Tabii ki yorumunu yapacaksın ama bari bırak da film izleyici ile bir buluşsun.İzleyenler kendi iradeleriyle beğensinler ya da beğenmesinler. Sen de sonra ne yazacaksan yaz.

Bir dolu tanıdığım okudukları yüzünden bu filme gitmedi. Ben de gitmedim ama vakitsizlikten, mutlaka gideceğim yoksa.

Zaman zaman beni de basın gösterimine çağırdıkları oluyor. Hiç gitmedim, başka bir işim de olduğundan ve aslında sinema eleştirmeni olmadığımdan. Bundan sonra da gitmeyi düşünmüyorum. Ben biletimi alıp gidiyorum. Beğenirsem hemen yazıyorum, beğenmezsem de bir süre bekleyip yazmayı tercih ediyorum. Çünkü biliyorum ki en vasat bulduğum filmin bile arkasında benim o yazıyı yazmaya ayırdığım emekten kat ve kat fazlası yatıyor.

Sorun Özcan Deniz’in sesinde olabilir mi?

Bu da nereden çıktı diyeceksiniz? Hemen izah edeyim. Biz Özcan Deniz’i oyuncu olarak ilk Asmalı Konak dizisinde izledik, yanlış hatırlamıyorsam. Tamam şahane bir diziydi, diğer oyuncular da öyle ama Özcan Deniz de bir olay haline gelmişti. Şimdi Kıvanç Tatlıtuğ için ortalık nasıl yıkılıyorsa o zamanlar Özcan Deniz de öyle bir fırtınaydı. Bir zaman sonra da Haziran Gecesi’nde oynadı. Aynı çılgın durum devam etti.

Geçen yıl kendisini Meltem Cumbul ile birlikte Aşk Yakar’da izledik. Daha doğrusu dizi apar topar bittiği için izleyemedik. Meltem de çok iyiydi, senaryo da ama bir şeyler oturmuyordu. Ben aralarındaki elektriğin tutmamasına bağlamıştım sorunu. “İkisi olmamış” dedim, geçtim. Ama Samanyolu dizisi de bekleneni yapmayınca ben sorunun Özcan Deniz’in oyunculuğunda olduğuna karar verdim. Daha doğrusu, kendi sesi ile oynamak konusunda ısrar etmesinde. Çok şahsi bir görüş ama bence Özcan Deniz’i Özcan Deniz yapan en önemli faktörlerden biri onu seslendiren Volkan Ateş Akyılmaz’dı. O ses onu kadınların hasta olduğu bir erkek figürüne dönüştürmüştü.

Kötü bir şey söylüyorum belki ama derim ki dizi oyunculuğu yaparken kendi sesinden vazgeçsin ve Volkan Ateş Akyılmaz ile tekrar çalışmaya başlasın. Valla fark edecek, görün bakın.