Yeni Yazısı > Venedik böyle parti görmedi! - 08.06.2014

Venedik böyle parti görmedi!
08 Haziran 2014

Venedik Bienali 14. Mimarlar Sergisi’ne ilk kez katılan Türkiye şerefine, serginin sahibi Murat Tabanlıoğlu’nun yakın dostu, Maça Kızı’nın kurucusu Sahir Erozan, Cini Vakfı’nın San Giorgio Maggiore Manastırı’nda muhteşem bir davet verdi. Tabanlıoğlu Ekibi’nin tasarladığı partinin konseptine göre herkesin “kırmızı bir dokunuş olan siyah kıyafetler”le katıldığı parti için İstanbul’un iş ve sanat çevreleri bir günlüğüne Venedik’e akın etti.

[[HAFTAYA]]

Sihirli parmaklar çaldı

Burhan Öcal ve arkadaşlarının canlı performans sergilediği partiye 300 kişi davetliydi ama katılanlar neredeyse misliydi! İtalyanlara “Türkler böyle sergiler yapabiliyormuş” dedirten serginin açılışından sonra “Türkler böyle parti de verebiliyormuş” dedirten davet, gecenin geç saatlerine kadar sürdü. Maça Kızı’nın ünlü Venedikli aşçısı Carlo Bernardini’nin yaptığı yemekler büyük beğeni topladı. Türkiye’de dükkan levhalarından bira markalarının silindiği bir dönemde bu tür uluslararası etkinliklerin vazgeçilmezi olan partilerin en iyilerinden birini vermek, hepimize hem nostalji hem özgürlük havası yaşattı! Bu da yorumu olsun!

Mekanlarda anıların ayak izleri

Türkiye, Venedik Bienali’nin 14. Mimarlık Sergisi’nde ilk kez yer aldı. Hem de İKSV’nin organizasyonu ve 21 sponsorun katkısı ve tabii ki Tanıtma Fonu, Dışişleri ve Kültür ve Turizm Bakanlığı himayeleriyle. Üstelik de kendine ait bir pavyonla. Uluslararası mimar ve sanatçılardan oluşan davetli topluluğuna Türkiye’den gelen büyük bir grup da katıldı ve görkemli bir açılış oldu. Bu olay niye mi bu kadar önemli? Cevabı vermeden Türkiye’yle birlikte bu yıl ilk kez katılan diğer on ülkeye göz atalım: Birleşik Arap Emirlikleri, Endonezya, Fildişi Sahili, Kenya, Mozambik, Yeni Zelanda, Costa Rica, Dominik.

İran bizden önce katıldı

Yakıştı mı? Türkiye bu ülkeler kategorisinde mi? Bizimkinin yanında, çok daha önceden bienale katılmaya başlamış İran ve Peru sergileri var! Gelelim sergimize: Murat Tabanlıoğlu’na emanet edilmiş. O da ‘Hafıza Mekanları’ başlığı için üç yer seçmiş: Doğup büyüdüğü Taksim ve Gümüşsuyu. Okulunun olduğu Sultanahmet.

Mimar olarak çalıştığı Büyükdere. Ve tabii babası Hayati Tabanlıoğlu’nun eseri olan Atatürk Kültür Merkezi.

AKM polis karakolu oldu

Merkezin yapılışı, yanışı, tekrar inşası, boşaltılması, restorasyonu, yarım bıraktırılışı ve bugünkü hali... Bütün bu mekanlar Ali Taptık (fotoğraf), Alper Derinboğaz (topoğrafya), Candaş Şişman (ses). Metehan Özcan (iç mekan), Serkan Taycan (meydanlar) tarafından fotoğraflanmış, maketler yapılmış, sesler kaydedilmiş, buradan bir müzik çıkarılmış ve ortaya çok özgün, düşündürücü, üzücü, (çarpık yapılaşma ve çirkinleşmeyi görüyorsunuz) ilginç bir mimari çalışma çıkmış. Cevahir Meydanı’na bakan Hakimler Sitesi’nin içinden yapılan çekimlerin çarpıcılığı kadar, meydan diye diye gösterebildiğimiz meydancıklar da çok etkiledi beni. İstanbul’da meydan mı var? Yok işte! Olanı da mahvettik. “Mimarlığın, sadece nesneyle değil, geçmişimizle, bizim hatıralarımızla ilişkili olduğunun farkında olarak, hatıralarımızı mı kaybetmek üzereyiz?” diye soruyor Murat Tabanlıoğlu. Çoktan kaybettik, bir kaç tarihi eser kaldı!

Ya başka etkinlikler?

Jardini (park) ve Arsenal’de (Tophane) düzenlenen sergilerde mimarinin ana unsurlarına atıf yapılmış. Sergileri büyük bir ilgiyle gezen uzman gözler, buradan ciddi oranda beslenmiş olarak çıkıyor.