'Üzüntü duymak bana garip bir zevk veriyor'

Hülya Avşar her zaman o ya da bu sebeple gündemde. Belki de en büyük başarısı bu... Bir süre önce büyük aşk yaşadığı Saadettin Saran'dan ayrılan, ardından 'Yetenek Sizsiniz'de karşımıza jüri üyesi olarak çıkan Hülya Avşar son olarak dört yıl aradan sonra sinemaya döndüğü '72. Koğuş' adlı filmle gündemde. Marie Claire Dergisi'ne konuşan Hülya Avşar samimiyetle Hülya Avşar olmayı anlattı...

'Üzüntü duymak bana garip bir zevk veriyor'

 72. Koğuş filmi, kariyerinizde nasıl bir dönemi yansıtıyor?

Yeni doğum yapmış bir annenin her üç saatte bir göğsüne süt dolar. Öyle bir noktaya gelir ki eğer o sütü akıtmazsa göğüsleri çok acır, patlayacak noktaya gelir ve sonunda emzirir, sütü akıtır ve rahatlar. Aynen böyle bir duyguydu. Artık çok dolmuştum; dışarıya akıtmam gereken bir şeyler vardı.

Bugün herkes size aynı soruyu soruyor; neden sinemaya dört yıl ara verdiğinizi.

Canım istemedi. Özel hayatımı daha yoğun yaşamak istedim.

Dört yıl aradan sonra bu filmle sinemaya dönme nedeniniz neydi?

Yavuz (Bingöl) ve Kerem (Alışık) ile olan kişisel ilişkimizin etkisi çok oldu. Özellikle de senaryoyu yazan Ayfer Tunç’un kalemi beni çok etkiledi. Romanda kadınlar koğuşu yok; senaryoda yaratılıyor. Orhan Kemal’in de eğer bu devirde yazıyor olsaydı, böyle bir kadınlar koğuşu yazacağını düşünüyorum. Fatma karakterinden etkilendim. şimdi hızımı aldım. Önümüzdeki yıllar için hazırlanan bir iki hikâye var ama artık bu tarz hikâyelerde oynamayacağım. Tamamen ya komedi olacak ya da romantik komedi; kısacası gırgır şamata olacak bundan sonra. Artık sanat filmlerinde oynamam. 

Neden?

Çünkü artık eğlenmek istiyorum. Ben sinemada yapacağım her türlü şeyi yaptım. Hatta sinemaya yapacağım fedakârlığı da yaptım. Yeter! Başka bir döneme geçmek istiyorum.

Hep oyunculukta çok doğal bir yeteneğiniz olduğundan bahsedildi. Siz nasıl görüyorsunuz oyunculuğunuzu?

Benim oyunculuğum aslında tamamen karşımdaki kişiye, kişilere bağlı. Eğer bir yerde iyi bir oyun çıkardıysam, onun Allah vergisi olduğunu kabul ediyorum ve her zaman da bununla çok gurur duyuyorum, hatta çok şımarıyorum. Ama benim oyuna, o karaktere hazırlanmam için karşımdakinin üstündeki kostümü, makyajı, tavrı, duruşu çok önemli. Ben asla bir role aylar önceden hazırlanmam, hazırlanamam. Benim oyunum ‘motor!’ dendiği anda başlar.

Ön hazırlık yapmıyor musunuz?

Yapamam çünkü karşımdaki oyuncuların durumu beni hazırlar hep. O günü, 24 saati onlarla geçirdikten sonra, ‘motor’ dendiği an benim hazırlığım bitiyor. Yine de 72. Koğuş’ta kendimi çok eleştirdim.

Hangi konuda?

Mimiklerimle ilgili küçük ayrıntılar vardı; yapmamam gereken birkaç hareket. Anlatmam mümkün değil; seyircinin asla fark edemeyeceği şeyler ama ben kendimi çok iyi tanıdığım için görüyorum. İnsan asla kendini eleştirmekten vazgeçemiyor. Ben de hâlâ eleştirebiliyorum.

Hiç tam anlamıyla tatmin olduğunuz bir performansınız var mı?

Var; Bir Kırık Bebek filminde kendime hiç kusur bulamamıştım. Enteresan aslında, çünkü sinema hayatımın başladığı yıllara denk geliyor.

Oyunculuk hayalini kurduğunuz bir şey miydi?

Hiç aklımda olmayan bir şeydi aslında. Oyunculuk hayatımdaki çok büyük tesadüflerden. Allah tarafından yazılmış olduğuna inanıyorum; ben o konuda kaderciyim, kaderimizin yazıldığını düşünüyorum. ‘Herkes kendi kaderini kendi yaratır’ denir ama bence eğer Allah şans verdiyse ya da bir yol gösterdiyse ondan sonrası belki size ait olabilir. O sizin nasıl bir insan olduğunuzla, o şansı nasıl kullandığınızla ilgili. İlla ki bir şey olacaktı benim oyunculuğumun ortaya çıkması için, illa ki bir şekilde sivrilecektim. Bunu çok iyi biliyorum.

Hülya Avşar olmak zor mu?

Benim için bir zorluğu yok; çok mutluyum ama şöyle bir gerçek de var. Hülya Avşar, zayıf insanların can acıtmak için, kendilerini rahatlatmak için kullandıkları çok iyi bir malzeme. O anlamda çok zor bir şeye dönüşüyor tabii. Yine de bunu bildiğim için, her şeyin farkında olduğum için kimsenin canımı çok acıtmasına izin vermiyorum. Özel hayatımda, arkadaşlık ilişkilerimde, hatta zaman zaman çocuğumla yaşamak zorunda kalabiliyorum bu durumu. Örneğin kız çocuğunun anneyi kıskandığı bir dönem vardır. O dönemde, çocuğunuz bile sizin canınızı acıtabilecek bir şey söyleyebiliyor. Sevgiliniz sizi bir şekilde kısıtlamak ya da değiştirmek istiyorsa; ‘Sen herkes tarafından tanınıyorsun ama ben sadece bana ait olmanı istiyorum’ diyebiliyor. Hâlbuki ben herkes tarafından tanınırken sana aitsem kıymetli. Maalesef en çok özel hayatta canınız acıyor. Anneyi, çocuğu sizin canınızdan olduğu için bir şekilde affediyorsunuz ama özel hayatınızda bazı şeyleri affedemiyorsunuz. İşte Hülya Avşar olmak böyle bir şey.

Duygularınızı dışarıya yansıtmayan birisiniz.

Aslında duygularımı çok içime atan biri de değilim. Paylaşmam gereken kişilerle mutlaka paylaşırım. Çocukça bir deşarj olma hali vardır ya, onu mutlaka yaşıyorum ama duygularımı dışarıya göstermenin de gereksiz olduğunu düşünüyorum.

Kendinizi korumak için mi?

Evet. Başkalarının mutsuzluklarından mutlu olan insanların çoğunlukta olduğunu düşünüyorum. Hiç gerek yok onlara bu lezzeti vermeye.

Bir yandan da marka bir isimsiniz. Karar aşamalarında siz de kendinizi bir marka olarak mı görürsünüz, ona göre mi hareket edersiniz?

Tamamen duygularımla alıyorum kararlarımı. Eğer bir marka olarak düşünüp alacak olsam, mutlaka hata yaparım diye düşünüyorum. İyi ki öyle yapamıyorum ama tabii profesyonel anlamda bakmam gereken bir konumum da olduğu için, etrafımdaki ekibime ya da inandığım, güvendiğim insanlara danışıyorum. Son aşamada kendi duygularımı katıp ortak bir sonuç çıkarmayı tercih ediyorum. Fazla profesyonellik de iyi değil. Fazla profesyonel olduğunuz zaman empati kuramayıp kendinizle de ilgili hatalar yapabilirsiniz. Bence her işte biraz amatörlük olmalı. Çünkü ben de normal insanlar gibi davranarak yaşamak istiyorum.

Bu mümkün mü?

Tabii ki çok mümkün, ben öyle yaşıyorum. Benim tarzım, hayatı yaşayışım, tüm arkadaşlık ilişkilerim ve özellikle ailevi yaşantım herkesten çok daha normal. O yüzden zaten öngörüm kuvvetli. Hülya Avşar’ı alıp önüme koyabiliyorum. Onu bir ürünmüş gibi işleyebiliyorum. Kendimle ilgili ‘Bu yıl şu olmalı, bunu yaparsa üç yıl sonra böyle olur’u çok net görebiliyorum. O yüzden de her zaman normal insan tarafımı da yaşayabiliyorum. Bunu da yapmak zorundayım. Çünkü ileride dengemi korumak istiyorum. Bir çocuğum var ve her koşulda, gelecekte de normal bir hayat yaşamak istiyorum. Hiçbir zaman ünümü kaybetmeyeceğim bunu biliyorum. Ben ölene kadar hep çok ünlü bir kadın olacağım. Hep sözünü dinleten biri olacağım; bunun farkındayım, biliyorum. O konuda bir korkum yok. Bir tek korkum olabilir; o da fiziksel anlamda. Bu da çok normal... Bir devir gelecek, bir devir bitecek. Öbür türlü düşünmek anormal.

Şöhret mi, çevrenizdekiler mi şımarttı sizi zaman içinde?

Ben kendi kendimi şımarttım! İnsanlar doğal olarak çok güzel olduğumu, çok başarılı olduğumu söylüyorlardı, halen de söylüyorlar ama beni yönlendiren hiçbir zaman o iltifatlar olmadı. O duygularla hareket etseydim, çok hata yapardım. Ben kendi kendimi şımarttım.

Nasıl, hangi konularda şımarttınız?

Gerçeklerle şımarttım. Ürettiklerimle şımarttım. Ürettim, ürettiklerimin meyvesini aldım, o meyveyle şımardım. Hiç de mütevazı olmadım. Mütevazı olmam gereken yerler başka; insan ilişkileri için söz konusu ama mesleğimle ilgili mütevazı olmadığım için hep söylüyorum; isim vermiyorum; olması da gerekmiyor tabii ama benim yerime gelecek biri olduğunu düşünmüyorum. Geçmişe de baktığımız zaman, yıllar öncesinde kendi konumumda başka bir sanatçı göremiyorum. Sinema, sahne, tiyatro, televizyon, dergi, spor ve tabii ki fiziksel anlamda benim yaptıklarımı bir araya getirip yapmaları çok zor.

Yakın arkadaşlarınız var mı?

Arkadaşlarım var ama aile noktasında görebildiğim arkadaş sayısı çok az.

İş hayatında, bulunduğunuz sektörde arkadaşlıklar oluyor mu?

Olamaz. O kadar riyakâr görüntüler çıkıyor ki karşıma, o kadar çirkin şeyler oluyor ki. Numaradan; ‘Canımsın, bir tanemsin’ gibi abuk sabuk sözlerle herkes birbirini sahte sahte destekliyor. Ama şu gerçek: Bizim ülkemizde sanatçıdan sanatçıya dost olmaz. Belki birçok meslek için geçerlidir bu ama bizimki çok daha görsel, bambaşka bir dünya. Benim de bu yüzden sadece tek bir dostum var sanat dünyasından. şimdi isim vermek istemiyorum ama her gün konuşmadan rahat edemediğim, kendi hayatında birçok şeyi aşmış; başka bir duygu beslediğim bir kişi var.

Özellikle kadın köşe yazarları tarafından eleştirildiğiniz bir dönem olmuştu. Hemcinsleriniz tarafından sevilmediğinizi düşündüğünüz oldu mu?

Aksine çok sevildim. O köşe yazarlarının eleştirileri beni her zaman çok besledi. Kadını besleyen zaten hemcinsleridir. Kadın-erkek ilişkisinde bile kadındır kadını yıpratan ya da kadındır kadını destekliyor gibi görünüp de alttan alta dürtükleyen. Kadın aldatıldığı zaman bile eşinden ya da sevgilisinden çok karşısındaki kadını kıskanır. ‘Nasıl bir kadın acaba?, Ne giyiyor? Ne yaptı da eşimi ya da sevgilimi elde etti?’ diye düşünür ilk önce. Dolayısıyla biliyorum kadınlar beni hep bir şekilde göz önünde tuttular, kendilerinin içine soktular ve benimsediler. Bu duyguyu bazen nefret olarak adlandırdılar. Kendileri nefret ettikleri anda bile aslında beni beğeniyorlardı, seviyorlardı. Bunu bana hissettirdikleri için çok beslendim.

Şu anda bulunduğunuz konumdan, hayatınızdan memnun musunuz?

Çok memnunum. Yaşamayı seviyorum, gülmeyi seviyorum. Çevremdeki az ama sağlam dostluklarla mutluyum. Hayatımda birçok şeyi düzene soktum. Tabii ki zaman zaman üzüntü ve sıkıntı da yaşıyorum ama o yaşadığım üzüntü de bana garip bir zevk veriyor. Beni hayata bağlıyor. Çok enteresan, biraz acı çekmeyi de seven bir kadın olduğum için herhalde, mutluyum. Acı çektiğim için mutluyum demek istemiyorum; acılarla mutluyum. Çünkü hayatta mutlu olmak için sadece iyi haberler almak ya da iyi ortamlarda bulunmak yetmiyor. Her ortamda mutlu olmayı öğrenebilmek gerek. Ben onu öğrendim

Bir aşk yaşamaya, yeniden âşık olmaya hazır hissediyor musunuz kendinizi?

Hayır; ama aşk zaten insanı hazırlıksız yakalar.

3