'Uyanık geçinen kerizim'

Star'ın yeni dizisi 'İbret-i Alem'in en renkli rollerinden birini Zafer Algöz canlandırıyor. Çuvalla para kazanmak için deliren ama düşüne bir türlü ulaşamayan Yaşar Küçükbaş rolünde, Zafer Algöz yine çok güldürecek. Ünlü oyuncuyla hem yeni dizisini hem de Beşiktaş sevdasını konuştuk

'Uyanık geçinen kerizim'

Röportaj: Yasemin Yurtman
[email protected]

Sizin için söylenen ‘her rolün adamı’ cümlesi sizi ne kadar yansıtıyor?

Ben daha çok ‘birbirini tekrar eden işleri yapmak istemeyen’ bir adamım. Her işimin diğerinden farklı olmasına dikkat ediyorum. Bu çok güzel bir iltifat.

Yeni dizi, ‘İbret-i Alem’e başlıyorsunuz? Nasıl bir roldesiniz?

Yaşar Küçükbaş emekli bir devlet memuru. Hayatı boyunca emekli olup ticarete atılmanın ve çuvalla para kazanmanın hayalini kurmuş. Böyle salak bir tarafı var adamın. Bir sürü başarısız girişimi oluyor ama ne hayal kurmaktan ne yeni işe atılmaktan vazgeçiyor. Yeni bir planı var cebinde. Benim aile çevremde de var böyle ticari anlamda başarısız olup azimle başka işe sarılan tipler. Geleneksel Türk aile babasından farklı bir tipte Yaşar. Parayı çok seviyor. Ailesindeki tek sağlıklı kişi, karısı. Çocuklarını seven, kocasına bağlı. Onu da Şebnem Sönmez canlandırıyor. Oğlum, aptal. Bir tek kızla çıkmamış ama uzman havalarında. Kızımız da akıllı deli. Dedemiz Müjdat Gezen yaşlandıkça ergenleşmiş. Her şeyi yapabileceğine inanıyor. Ailesini salak olarak görüyor, bir tek gelinine saygı duyuyor. Genelde Türk aile yapısında büyüklerin huzurevine götürülmesi problem olur. Oysa bu ailede dede huzurevine yerleşmek için can atıyor, ailesi izin vermiyor.

“Gerizekalının tekiyim”

Dizinin “Dünya bir gündür, o da bugündür” sloganını açar mısınız?

Topluma ayna tutan bir aile bu. Genelde dizilerde anne akşama ne pişireceğini düşünür, çocuklarına kol kanat gerer. Güya kimse birbiriyle didişmez. Ama bizimkisi gerçek; herkes birbiriyle didişiyor.

Dizideki gibi amacına ulaşmak için her yolu mubah sayanlar sizi korkutur mu güldürür mü?

Aslında korkutması gerekir. Yasadışı her şeyi de yapabilir o insan. Benim oynadığım karakter her yolu mübah sayıyor ama hiç başarılı olamadığı için komik duruma düşüyor. Kendisini normal insanların çok üstünde gören ama gerizekalının teki... Tam karşılığı da “uyanık geçinen keriz.”

Rolden hoşlandınız mı?

Çoook. Yönetmen Ömer Uğur daha karakteri anlattığında bayılmıştım Yaşar Küçükbaş’a.

Son yıllarda oynadığınız diziler içinde sizi hangisi çok etkiledi?

Kesinlikle ‘Mor Menekşeler’. Edebi anlamda bir değeri vardı. Ekip de çok iyiydi. 1950’li yılların Ankarası anlatılıyordu. Dönem işlerini çok seviyorum. ‘Salkım Hanım’ın Taneleri’ni de aynı derecede sevmiştim.

Ekşi Sözlük’teki yorumlara göre insanlar sizi hem güldüren, hem düşündüren karakterlerde görmek istiyor. Siz kendinize hangi karakteri yakıştırıyorsunuz?

Komedyen olarak anılmak her zaman güzel bir şey. Dünyanın en büyük aktörleri, komedyenlerdir. Komedyen, oyuncu demek. Oysa bizde maalesef ‘komiklik yapan adam’ olarak anılıyor. Pirim, Charlie Chaplin, yani Şarlo’dur. Robert De Niro ve Al Pacino da komedide muhteşemdir.

“BJK aşkımın bedeli yok”

Beşiktaş’ta kongre üyesi misiniz?

Değilim. Olmayı istemedim, çünkü hep birilerinin adamı olmanız bekleniyor. Beni çok sevdikleri için Beşiktaş’ta bir grubun içinde görmek istiyorlar. Beşiktaşlı olmak en büyük onur. Çok sevdiğim takımımın layık olduğu yere gelmesi için çaba göstermek istiyorum. Beşiktaş aşkımızın bedeli yoktur.

Sizce hangi yönetim hataları yapıldı?

Çok gereksiz transferler yapıldı, alt yapıya hiç önem verilmedi. Ama en büyük hata İspanya’nın dışına tatile bile gitmemiş Del Bosque gibi bir adamı, Real Madrid’in başından Türkiye’ye getirip üç ay sonra geri göndermektir. Adam, İspanya’yı dünya şampiyonu yaptı. Sekiz milyon euro gereksiz bir tazminat ödemek zorunda kaldık Del Bosque’ye. Ben olsam öyle bir adamı dört yıllığına getirir, alt yapıyı ona emanet ederdim. Birinci yıl başarısız olsun, ne var. Uzun vadede biz kazanırdık. Türkiye’de tek isim, tek patron dönemi bitti. Kulüpler şirket gibi yönetilmeli.

Yıldırım Demirören’i sever misiniz?

Severim ama bir konuda kendisini hiç affetmeyeceğim. Beyoğlu-İstiklal Caddesi’nde açılan Demirören Alışveriş Merkezi’nde Beşiktaş ürünlerinin satıldığı bir mağaza yok. Helal olsun yani. Aziz Yıldırım, Bağdat Caddesi’nde böyle bir AVM yapacak, Fenerbahçe’nin mağazası olmayacak!.. Aklınız alıyor mu? En öndeki vitrine koyar adam yahu. “Bize yapılanlar hiç adil değil”

Türkiye’de canınızı en çok sıkan şey ne?

Devlet tiyatrolarının özelleştirilmesi. Mevcut uygulama yok ama kulağımıza çalınanlar bile can sıkıcı. Mesela insanları, emekli olmaları için teşvik etmek... Dışarıda dizi çevirenlerden, diziden aldıkları ücretin yüzde 30’unu isteyeceklermiş. Daha bir sürü mantıksız şey... Ben devlet tiyatrolarında oyuncuyum ama dışarıda da oyunculuk yapıyorum. Sanki kar getirecek başka bir işletme açmışım gibi muamele yapılıyor. Televizyonda da dizi oyunculuğunu oyuncu yapmayacak da kim yapacak? Dışarıda yaptığımız her iş için vergi veriyoruz, üstüne yüzde 30’unu yine devlete mi vereceğim? Bunu uygulamaya koyarlarsa, Devlet Tiyatroları’ndan emekliliğimi isteyeceğim. Bu yapılmak istenenler, adil değil.

Ülkeyi bırakıp gitmek istediğiniz oluyor mu?

Hayır! Ne ülkemi bırakırım ne de oyunculuğu. Son nefesime kadar ülkemde işimi yapacağım.

“Gaz verdiler, başkanlığa oynadım”

Nisan ayında Beşiktaş Spor Kulübü Başkanlığı’na aday oldunuz? Siz mi istediniz?

İstedim ama şöyle oldu: Dizi setindeyken hasta Beşiktaşlı olduğumu bilen arkadaşlar “Abi, sen niye geçmiyorsun takımın başına?” dediler. Hatta öyle bir gaz verdiler ki “Tamam ya” dedim. “Takımım sahipsiz mi kalacak.” Ama onların bunu duyurmasını istedim. Twitter, Facebook derken bir duyurdular, herkes şaşırdı. Bense tebrikleri kabul ederken buldum kendimi.

Süleyman Seba bile sizi arayıp tebrik etmişti, değil mi?

Evet. Beni en çok mutlu eden gelişme de odur. Şu anda herkesin takımla ve tabii borçlarla ilgili endişeleri var. Bu yüzden kimse taşın altına elini koymak istemiyor. Bence çıkış reçetesi açık; Beşiktaş’ın, söylenenlerin aksine, bu badireden çıkması için küçülmesi değil, büyümesi lazım. Kulübe 100 bin üye yapılması planlanıyor, ki bu, kulübün kasasına 150 milyon TL keş para girmesi demek. Çok doğru bir strateji. Sanat camiasında Beşiktaş’a yardımla ilgili başlatmayı düşündüğümüz, kulübü maddi anlamda güçlendirecek bir organizasyon planımız var. Bir büyük takımın zirvede olması kolay iş değil.

(23.06.2012 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır )