Üstadıyla şarap sohbeti

Üstadıyla şarap sohbeti

Karşısındaki kişiyi huzura davet eden dingin sesi ile şöyle dedi: “Ekonomiyi diriltmek için yerin altında maden arıyorlar, halbuki asıl madenin toprağın üstünde, bağlarda olduğunu bilmiyorlar...” Adını tüm dünyaya duyurmayı başaran İsa Bal ile Sevilen Şarapları’na ait İsa Bey bağlarında buluştuk. Kendisi bir sommelier, yani çok basit bir tanımlamayla ‘şarap garsonu’.

Ekmek parasını çalıştığı restoran için doğru şarapları seçerek ve onları restoranın misafirlerine sunarak kazanıyor. Ancak çalıştığı bu restoranın ‘dünyanın en iyileri’ arasına girdiğini, 2 ay evvelden rezervasyon ile ‘belki’ yer bulunabildiğini, restoranda topu topu 45 kişilik yer ve buna karşılık 100 kişilik bir kadro olduğunu düşünecek olursak, İsa Bal’ın mesleğinde ne kadar bilgili, ne kadar disiplinli olması gerektiğini tahmin edebiliriz. Fakat yine de 6 çocuklu, pek varlıklı olmayan Adanalı bir ailenin ferdi olduğunu, buralara gelmek için sarf ettiği emekleri, sürekli ileriye yönelen rotasından vazgeçmemek için kendisini ne kadar geliştirmesi gerektiğini inanın tahmin bile edemeyiz.

Rotası üzerinde en son uğradığı dönemeç ise ‘Bulgaristan’ olmuş. Çünkü burada onlarca sommelier arasından sıyrılarak ‘Avrupa’nın en iyi sommelier’si’ unvanını almış. Kör tadımlar, kokular, aromalar, hisler, heyecanlar ve daha bir dolu karmaşa ile başederek küçük gözlü Japon jüri üyesinin bile gözlerini yuvalarından çıkarmayı becermiş.

Şarapseverler için efsane adam olarak kabul edilen İsa Bal’ı size anlatmak istememin sebebi tüm bu başarıları ile ardından koşanlara örnek teşkil etmesinin yanı sıra şarap dünyamız için geliştirdiği fikirleri paylaşmak...

ARTIK ŞARABIN KALİTESİNİ DEĞİL,TERROİR KONUŞUYORUZ!

Evvela biraz olumsuzluklardan bahsediyoruz.Vergi yükünün şarap piyasasının önünü kapamasından, şaraba olan ilginin yeterli olmamasından, üreticilerin aralarındaki husumetlerden, adeta ‘uyuşturucu’ üretildiğini hissettiren denetimlerden, vesaire... İsa Bal, “Keşke alınan vergiler yine bu endüstrinin kalkınması için kullanılsa da hem vergi verenin içi rahat etse, hem de Avustralya’ya ve diğerlerine imrenmesek” diyor çok haklı bir şekilde.

Bugün Avustralya şarap sayesinde yılda 2 milyar dolar kazanırken biz ancak 10 milyon dolara ulaşabiliyorsak ve yine Avustralya 1947 yılında yapılan bağcılık kongresinde bağcılık ve şarap üretimi konusunda Türkiye’ye gıpta ederek bakmışsa, biz yazıktır, günahtır, milli servetimizi göz göre göre yitiriyoruz demektir.

Sevilen Şarapları üçüncü kuşak yöneticilerinden Enis Güner araya giriyor; “Hep olumsuzluklardan bahsediyoruz, bir de güzel şeylerden konuşalım ve ‘her şeye rağmen’ diyelim” diye ekliyor. “Her şeye rağmen, bugün şarabın kalitesinden konuşmayı yavaş yavaş ardımızda bırakacak ve ‘terroir’dan (şarapçılıkta bölge anlamında) bahsedecek hale geldik!” Bir güneydir gidiyor İsa Bal ile Enis Güner’in arasında. Evet, Denizli’nin daha güneyde olduğunu biliyorum ama neden bu ismi yakıştırıyorlar diye düşünüyorum.

Deniz seviyesinden yaklaşık 900 metre yükseklikte ve ayrıcalıklı bir terroir sahibi, 450 dönümlük bağların bulunduğu bu ilçenin adıymış meğer Güney. Menderes ırmağından, vadiden, günlük sıcaklık farklarından bahsedildikçe bu ‘Güney’ belki de apelasyon sistemimizin başlangıcı olabilir diye düşünüyorum.

Nitekim İsa Bal, bu bölgenin Türk şarapçılığında bir çığır olabileceğini söylüyor. Güney’de Cabernet Sauvignon, Cabernet Franc, Petit Verdot, Sauvignon Blanc ve Şiraz yetişiyor. Sevilen’in bu bölge üzümlerinden en son ürettiği şarabın adı ‘900’, tıpkı yükseklik seviyesi gibi. Ama ne var ki etiketin ön yüzünde ‘Güney’ ifadesini görmek nasip olmuyor henüz.

Farklı karakterlerdeki güzel şarapların eşliğinde ulu çam ağacının altında İsa Bal’ın tecrübelerini adeta ‘sömürmeye’ çalışırken sofraya bir ‘bomba’ düşüyor! İsa Bal’ın bir araya getirdiği, çiçeği burnunda bir harman ‘Kalecik Karası ve Cabernet Sauvignon’. Tıpkı kalbi yumuşacık olan güçlü kuvvetli bir adam gibi. Terroir’dan konuşmaya ve sağlığa... Şerefe!

Zeyno Gürses-POSTA

2