Üçüncü köprüde hâlâ ısrarlı mısınız?
11 Eylül 2009

Dünyada 100’den fazla ülke gördüm. Türkiye’deki kadar kötü ve çarpık bir yapılaşmaya rastlamadım. Evet, çok kötü yerler var ama bunlar Türkiye’nin kategorisinde yer alan ülkeler değil. Üçüncü dünya dediğimiz coğrafyada -Asya ve Afrika’da- böyle kötü şehircilik örnekleri görülüyor. Yağmur yağdığında sele dönüşüp önüne kattığı ne varsa alıp götürüyor. Medeni dünyada böyle şeyler yok.

Geçen yıllar içinde belki refah düzeyimiz arttı, görece olarak zenginleştik ama şehir kurmayı öğrenemedik.

Kabul ediyorum, İstanbul, tarihinin en yoğun yağışlarından birini aldı, bu kadar yağış nereye düşse belli bir etki yaratırdı ama bizdeki gibi bir görüntü oluşmazdı. “Dere yatağına ev yapmasaydınız” deyip işin içinden sıyrılabilir miyiz? Dere yatağına ev yapanları niye durdurmadınız? Siz devlet değil misiniz? Oraya ev yapmaya kalkan adamı kolundan tutup neden engellemediniz?

Seçim ve oy söz konusu olduğunda yerel yönetimler sus pus olup oturursa işte sonucu bu olur. İstanbul’un her yeri talan ediliyor, kaçak yapılaşmadan geçilmiyor, dur diyen yok. Yıllar içinde İstanbul’un içinde Bangladeş’i andıran semtler oluştu.

Sürekli yazıyorum, İstanbul’un son orman alanları inanılmaz bir hızla yok oluyor. Avrupa yakasındaki son yeşil alanlara, Kemerburgaz’a ve Zekeriyaköy’e biri gelip son birkaç yıl içinde kaç villa dikildiğini saysın. Uskumruköy ve Demirciköy villa tarlasına dönüşmek üzere. Şirketler dere yatağı, orman alanı demeden önlerine gelen ağaçları buldozerle yerle bir edip betonu boşaltıveriyor. Anadolu yakasında da durum farklı değil.

İddia ediyorum kısa süre içinde bu saydığım alanlarda boş tek bir yer kalmayacak. 2B düzenlemesi imar canavarlarına muhteşem bir fırsat yarattı.

Talan etme üzerine kurulu şehircilik anlayışımız yakında İstanbul’un akciğeri konumundaki son alanları yok edecek. Suyun gideceği toprak kalmadı. Çünkü her yeri betonlarla kapladık. Her boşluğa bir alışveriş merkezi diktik, sanki çok lazımdı.

Azgelişmişlik göstergeleri sadece devlet ve yerel yönetimin sorumluluk alanlarında yaşanmıyor ki... Altyapısı olmayan yerlere koca koca bina diken kooperatiflere ne demeli? Ya tekstil işçilerini insan taşımaya uygun olmayan araçlarla işe gönderen firma sahiplerine...

Yardıma muhtaç insanlara el uzatacaklarına komşularının mallarını yağmalayan çapulcu sürüsü için söylenecek kelime kalıyor mu? Büyük bir deprem halinde bu yağmacıların neler yapabileceğini tahmin edebiliyor musunuz?

Topyekun bir şuursuzluk içindeyiz. Şimdi üçüncü köprüyü inşa etmekten söz ediyoruz. Bu, kısa zaman içinde çevre bölgelerde oluşacak yeni rant alanlarıyla İstanbul’un nüfusunu 20 milyona çıkarıp tam ölüm fermanını imzalayacak bir projedir. Yıllar içinde Anadolu’yu kurutup yaşanmaz hâle getirdik. Son kale İstanbul da düştü.