Yandex.Metrica

Yeni Yazısı > Tutuklanmak için geliyorlar - 09.04.2011

Tutuklanmak için geliyorlar
09 Nisan 2011

Haberle ilgili gazete başlıkları çarpıcıydı: “Y. Zelanda’dan geldi, tutuklandı” Doğrusu şu olmalıydı: “Tutuklanmak için Yeni Zelanda’dan geldi”... 15 bin km uzaklıktan, 20 saat uçak yolculuğuyla gelen Kurmay Albay Murat Ataç Avustralya’da askeri ataşe. Karargahın çağrısı üzerine Türkiye’ye dönen Ataç, Balyoz Planı Davası’nda sanık ve hakkında tutuklama emri çıkarıldığı için başına gelecekleri bile bile geldi Türkiye’ye. İstanbul Merkez Komutanlığı’na teslim oldu, Silivri’ye götürüldü ve karar yüzüne karşı okunup tutuklandı. Tutuklanmasının gerekçesi, kaçma ve delilleri karartma şüphesi! Anlamak istemeyince kör, sağır, dilsiz, aptal oluyor kimileri.

[[HAFTAYA]]

Genelkurmay’ın yayınladığı sitemin altında yatan da bu gerekçe. Vicdan sahibi ve gözü nefretle kararmamış olanların da isyan ettiği bu. Mahkeme yargılıyor, tamam yargılayın. Niye ille de tutuklu yargılıyorsunuz? 164 sanık oldu, hepsine toptancı bir zihniyetle aynı tutuklama kararı: Ya kaçarsa! Kaçacak olsa gelmez, adam Avustralya Kıtası’ndan geliyor, tıpkı Tunus’dan, tıpkı Brüksel’den, tıpkı donanmanın başından gelenler gibi. Gelip gelip tutuklandılar. İtirazlarını, haklı gerekçelerini dinleyen, işleme koyan olmadı.

Mahkeme Heyeti Başkanı muhalefet şerhi koyuyor, tutukluluk hali haksızlıktır diye. Ordunun genel nüfusunun beşte biri tutuklu. Karargah, en kıymetli askerlerini kendi eliyle kurbanlık koyun gibi teslim ediyor, yargıya ve düzene saygıdan. Muhalefet şerhinin metnini içeren bir sitemi çok görüyorlar. Silivri’de tutuklu gazetecilerden Balbay ve Özkan’a hücre cezası uygulanıyor, gerekçesi yok! Bu yargısız infazların ne zaman biteceği belli değil, orası dipsiz kuyuya döndü. İçeri atılan unutulup gidiyor. Müyesser Yıldız gibi. Suçu neydi? Bu ülkede sadece adalete güven değil, izan da bitti.

Kim kimden nefret ediyor?

Ali Kırca’nın Siyaset Meydanı bir dönemin tartışma imkanı bulunan tek programıydı. Şimdiki kanallarda bundan bol program yok. Çoğu çok geç saatte. Ben bile dayanamayıp uyuyakalıyorum. Ama gece yarısını geçe başlayan programa 60 bin mail ve tweet geliyormuş, demek ki milletin derdi var, uykusuz kalıp seyrediyor. Perşembe akşamı “güven bunalımı” konulu programa konuk oldum. Bir yorum kulaklarımda çınlıyor; benim gibi bu iktidara muhalif olanlar, onlar ülkeyi yönetiyor diye nefret ediyormuşuz, onun için her şeyi eleştiriyormuşuz!

Ben de tam aksini oradaki prototip bir kaç konuşmacı için düşünüyorum. “Allah her iktidara sizin gibi seçmen nasip etsin” dedim, anlayacakları dilde. Böyle bir yalakalık, böyle bir biat etme, tapınma görülmemiş, duyulmamıştır! Ben bu yaşıma kadar hiç bir iktidara, hiç bir siyasi partiye bu adamların gösterdiğinin yarısı kadar bile sempati duymadım. Ayrıca bana ne?

İcraatlarına bakarım, beğenmiyorsam da yazarım, beğeniyorsam da yazarım. Körü körüne futbol takımı tutar gibi siyasi parti tutuyor, kendilerinden olmayandan da nefret ediyor, hınç duyuyor, korkutucu bir düşmanlık besliyorlar. Allah sonumuzu hayır etsin, bunun sonu sokak kavgasına dönmesin...

Sabıka kaydı fotoları

Erzincan eski Başsavcısı İlhan Cihaner’in, makamında, yaka paça gözaltına alınması görüntülerini olayın sıcaklığı içinde izlerken kapıldığım dehşeti hâlâ unutmadım. O görüntülerin daha da kapsamlısı yine ekranlardaydı. Neden? Bir yerel gazeteci, Kemal Özdemir, olayla ilgili kitap yazmış, o görüntüler polis tarafından kendisine verilmiş. Ama İlhan Cihaner’e verilmiyor. Neden? O görüntülerde sivil giyimli kişilerin (polis imişler) başsavcıyı ittirip kaktırdığı görülüyor. Savcıların emrinde çalışır polis. Savcı da silahlıdır, yani bunlar nasıl işler?

Tarikatların üzerine gittiği için her türlü baskıya maruz kalan ve dava açılan Cihaner’e bir haksızlık da bu fotoğrafların kamuoyuna dağıtılmasıyla yaşanıyor. Sadece ona değil, yapılan haksızlık. Uyuşturucuyla ilgili soruşturmaya uğramış ve sabıka kaydı için fotoğrafı çekilmiş pek çok ünlünün bu görüntüleri yine iki polis muhabirine veriliyor ve bunlar kitap yapılıyor.

O kişilere haber verilmeden, rızaları alınmadan! Hangi hakla? İnsan haklarına aykırı değil mi bu? Polisin arşivindeki bu fotoğrafları özel bir çalışma için paylaşması ve bunların basılması ne kadar doğru? Polis devleti olmaya gidişin başka bir kanıtı mı?