'Türkiye'de sanki kocaman bir evdesin'

'Türkiye'de sanki kocaman bir evdesin'

1992’de caz grubuyla Ukrayna’dan Marmaris’te bir otele bir sezon için çalmaya geldi ve burada kaldı. Ünlü besteci rahmetli Erdoğan Berker’in kızı Ebru Berker’le evlendi, iyice bizden biri oldu. TRT Müzik’te önce Sazın Sözü diye bir program yaptı, şimdi de kendisi gibi Türkiye’deki yabancı müzisyenleri konuk ettiği ‘Misafirler’ programını yapıyor. Gece geç saatte yayınlanıyor olsa da mutlaka seyredin; her enstrümanı büyük bir ustalıkla çaldığını hayretle izleyeceksiniz. Aynı zamanda sadece yaptığı esprilerden bile bir Rus’un ne kadar Türkleşmiş olduğunu. Türk müzik dünyasının yakından tanıdığı Yuri Ryadchenko’dan bahsediyorum. Yuri Ryadchenko ile Küçükyalı’daki müzik şirketi Saf Prodüksiyon’da buluştuk. Müzik dersleri de veriyor burada. Bize birçok enstrüman çaldı. Büyük bir orkestra gibiydi...

Seral Cumalı

[email protected]

Türkiye’ye gelmeden önce yaşamınız nasıldı?

Ukrayna’da, Karadeniz’e 20 kilometre mesafede küçük bir kasabada büyüdüm. 18 yaşına kadar orada yaşadım. Müziğe 5 yaşında garmon (akordeonun küçüğü) çalarak başladım. Anneanneme gittiğim zaman bütün köy eve toplanır, bana garmon çaldırırlar; “Bak çocuk ne güzel çalıyor” derlerdi. Lisede düğmeli akordeona başladım. Konservatuara girdiğimde yani büyüyünce gitara geçtim, arkadaşlarla müzik grupları kurduk. Sonuçta bütün hayatım müzikti...

Kaç enstrüman çalıyorsunuz?

Valla saymakla uğraşmadım! 

Birlikte sayalım o zaman...

Peki; garmon, düğmeli akordeon, gitarlar (akustik, bas, klasik), kontrbas, piyano, davul, saksofon çalıyorum. Caz Festivali’nde kontrbas çaldım. Ama “Sen necisin?” diye sorduklarında “Saksofoncuyum” diyorum; çünkü konservatuvardan saksofon diplomam var. Müziği anladıktan sonra o temelle her enstrümanı çalarsın. Çünkü müzik kuralları hepsinde aynı işliyor.

İlk defa elinize aldığınız bir enstrümanı çalabilir misiniz?

Keman çalamıyorum. Çünkü çok zor. İyi çalabilmek için çok zaman lazım. Artık bende o kadar zaman yok! 51 yaşını bitirdim...

Türkiye’ye neden gelmiştiniz?

Aslında gideyim Türkiye’de kalayım diye bir niyetim yoktu. Ukrayna’da bir caz grubumuz vardı. “Bir sezon için Türkiye’ye gidip otellerde çalalım mı?” dedi arkadaşlar. Marmaris’e bir otelde çalmaya geldik. 6 aylık bir sezon için gelmiştik, o sezon hala devam ediyor! 19 yıl geçti hala buradayım.

Neden kaldınız?

Birçok insanla tanıştım, arkadaşlarım oldu. Marmaris’te başka otellerde de çalmaya başladım. Ülke ve insanları çok sıcak, çok sevimli. Hoşuma gitti; plansız bir şekilde kaldım.

Türkiye’de şimdi birçok ünlü şarkıcıyla çalışıyorsunuz; Türk şarkıcıları ilk dinlediğinizde ne düşündünüz?

Valla detone söylediklerini düşündüm. Sonradan kayınpederim olan ünlü besteci rahmetli Erdoğan Berker’ e, “Niye Türk şarkıcıların hepsi detone söylüyor?” diye sordum. O da “Do ve re arasında kaç ses var?” diye sordu bana. “2” dedim; “Bizim 9 var” dedi. Meğer o ‘detone’ değil; ‘koma’ imiş. Yani sesleri ince ince bölmelermiş. Türk pop starları da kökleri Türk Müziği’nde olduğu için oradan etkilenmiş. Şimdi artık Türk şarkıları çok keyifle algılıyorum ve çalıyorum.

Aileniz de buraya geliyor mu?

Annem, babam, kızkardeşim orada yaşıyor, ben sık sık gidiyorum. Onlar da buraya geliyorlar sağolsunlar. 

Karadeniz’in karşı yakasında da bizim Laz fıkralarına benzer fıkralar üretiliyor mu?

Orada Moldovyalı fıkraları var.

Bu süre içinde ne kadar Türk oldunuz, ne kadar Rus kaldınız?

Bir ülkede yaşadığın zaman herşey yavaş yavaş kemiklerine işliyor. Buraya geldikten sonra hep Türk arkadaşlarım oldu. Çok seviliyorum, ben de onları çok seviyorum. Dil de o zaman öğreniliyor, ülkeyi de o zaman tanıyorsun. Burada sadece Ruslar’la olsaydım, ülkeden haberim olmazdı. Türkiye’nin tarihini, geleneklerini biliyorum, yemeklerini seviyorum. O yüzden burada çok rahatım. Ne kadar oralı kaldığıma gelince; bunu bilmiyorum ama bazen “Sen Türk gibi çalışmıyorsun, daha fazla çalışıyorsun” diyorlar. Buraya derse gelen öğrencilerim bilir, ders saat 5’teyse tam 5’te başlar. Bir saniye geçmez. Sanırım Rus, ya da Ukraynalı kalan yanım bu.

Burada müzik camiasının içinde wyer almanız kolay oldu mu?

Gideyim, kendimi tanıtayım diye uğraşmadım; belki bundan dolayı zaman kaybetmiş olabilirim. TRT’deki ‘Misafirler’ programına gelen Fransız bir müzisyen 5 yıldır burada, albümler çıkarmış, besteler vermiş. Ben 5 yılda bunu beceremedim. Uzun bir zaman sonra yapabiliyorum.

Eşiniz Ebru Berker’le nasıl tanıştınız?

Ebru ve ailesiyle Türkiye’ye ilk geldiğimde Marmaris’teki otelde tanıştık. Kurban Bayramı’ydı. Onlar ailece bizim çaldığımız otelde kalıyorlardı. Ebru daha küçüktü o zaman. Orada tanıştık ama aşk yıllar sonra oldu.

Nasıl oldu?

Ebru’nun ablası Ece Berker de şarkıcı. Ece ile çalışmaya başladım, çalışmalar devam etti; bu arada Ebru büyüdü... 

Aranızda kaç yaş var?

Ebru benden 16 yaş küçük. Bazen “Kızınız çok güzel şarkı söylüyor” diyorlar. Ben de diyorum ki; “Evet güzel söylüyor ama o benim kızım değil.” Ebru da çok güzel şarkı söylüyor. Birlikte bir albüm yaptık; adı ‘Sıradan bir şarkı ve sıradan bir şarkıcı.’

Ne kadar mütevazı!

Ebru çok mütevazı olduğu için...

Sizi ona aşık eden ne oldu?

Oldum işte, bunun formülü yok ki.

Kaç yaşındaydınız birbirinize aşık olduğunuzda?

Ben 35 falandım, o 19... 

Evde hayat nasıl; siz çalıyor Ebru Hanım söylüyor mu? Biz bunu stüdyoda yapıyoruz. Ebru çok sanatkar biri. Neye dokunursa bir sanata dönüyor. İnsanlar kayıtsız kalamıyor. Çok yaratıcı; mesela çocuklara İngilizce dersi veriyor; öyle şeyler tasarlıyor ki çocuklar bayılıyor; ve çok çabuk öğreniyor.

Evde Türk yemekleri mi Rus yemekleri mi daha çok yapılıyor?

Türk yemeklerinden sadece bir tanesini sevmiyorum, o da bamya.

Birçok Türk gibi...

O zaman bu konuda mutabıkız...

Evde kim yemek yapıyor?

Bazen Ebru yapar, bazen ben. Ama Ebru zaman zaman; “Balık ne zaman yaparsın?” diye sorar. Ya da “Ne zaman borch (borç okunur; Rus mutfağının ünlü çorbası) yaparsın?” der.

Güzel mi balık yaparsınız?

Annemin öğrettiği bir balık vardır; ‘Ukrayna lakerdası’ deriz. Tuzlu ve çok güzeldir. Onu güzel yapıyorum.

Çocuk?

Benim eski eşimden bir çocuğum var; Ebru ile şimdilik yok.

 Birlikte gittiğiniz, sevdiğiniz mekanlar var mı?

Biz Ebru ile çok az dışarıya çıkıyoruz. Bağdat Caddesi’nde oturuyoruz, o yüzden daha çok oralardaki mekanlara uğruyoruz. Ya da iyi bir müzisyen varsa onu dinlemek için o mekana gidiyoruz. Ama herhangi bir mekanda canlı müzikle karşılaşınca, “Gidelim buradan” diyorum. Sürekli müzikle uğraştığım için sakin bir yerde oturmak istiyorum. Daha çok da evi tercih ediyoruz.

Türkiye’de en çok ne yapmayı seviyorsunuz?

Türkiye’yi gezmeyi çok seviyorum. Müzisyen olunca bu iş çok kolay oluyor. Konser vesilesiyle Kapadokya’yı da görüyorsunuz. Hem iş hem seyahat oluyor. Neredeyse bütün Türkiye’yi gördüm. Bir tek daha Mardin’e gidemedim, ama gideceğim mutlaka.

Ebru Hanım’la birlikte albüm dışında mesela televizyon ya da sahne programı yapmayı düşünüyor musunuz?

TRT için ‘Müzik Her Yerde’ adlı bir animasyon hazırlıyoruz. Doğadaki bütün sesleri müzik olarak çıkarıyoruz animasyonda. Ebru da şarkı söylüyor. Üç dakikalık bir program, 40 bölüm olarak hazırlandı. Çocuklar için de hoş bir müzik algılaması olacak.

Sahnede izleyiciler sizden Kalinka istiyor mu?

Hemen; “Aaa Rusya’dan mısın? Kalinka söyle” diyorlar. Kalinka’yı hem çalıyorum, hem söylüyorum, seyirciye de söyletiyorum. Bir turnede Kahramanmaraşlılar’a Kalinka söylettim.

En çok hangi Türk müzisyenlerle çalıştınız?

Önce Modern Folk Üçlüsü ile sonra Doğan Canku ile uzun süre çalıştım. Şimdi Doğan yeni bir grup kurdu. Fatih Erkoç, Ali Kocatepe-Aysun Kocatepe, Volkan Konak, Ferhat Göçer’le çalıştım. Bu arada yurtdışında da konserlere gidiyorum. En son, Hollanda’da yaşayan Tatar bir soprano arkadaşımla Viyana Akordeon Festivali’nde ikili olarak sahneye çıktık. O söyledi, ben akordeon, bas gitar, saksofon çaldım. Viyana’da, “Biz böyle bir şey görmedik” dediler. “Viyana böyle bir şey görmediyse iyi, doğru yoldayız!” dedim.

Çalıştığınız Türk müzisyenler nasıl izlenim yarattı sizde?

Volkan Konak’ın sahnesi hakikaten muhteşem. Çok farklı, enerjisi çok yüksek. İnsanlarla sahneden kurduğu temasa hayran kaldım. Onu çok sevdim. Ferhat Göçer’le çok önceleri çalıştım. Uzun süre doktorlukla müziği birlikte götürdü. Çok çalışkandı. Yıllarca gece saat 1’e kadar çalıştı, ertesi sabah ameliyata girdi. Kim buna dayanır?

Bizim için Sezen Aksu muhteşemdir, siz yabancı bir müzisyen olarak nasıl yorumluyorsunuz şarkılarını?

Sanırım artık sizinle aynı şekilde algılıyorum. Çünkü artık şarkılarının sözlerini anlıyorum. Onun şarkılarında sözler çok önemli. Hakikaten çerçeveleyip duvara asılacak sözler.

Türkiye’de müzik yaşamınızda başka neler var?

Bir stüdyom var, aranjmanlar, kayıtlar yapıyorum, dersler veriyorum. Bu arada geçen yaz Pak Panter filminde bir Rus mafya adamını canlandırdım. Sert ama karizmatik bir karakterdi, sevmiştim rolü.

Oyunculuğa devam mı?

O filmden sonra iki film teklifi daha geldi. Ama biri terörist, diğeri de yine şiddet kullanan birini canlandırmam içindi. “Yok artık, oyunculuğa ara vereceğiz” dedim. Oyunculuk yapmamı isteyen bir kuyruk yok!

TRT’deki ‘Misafirler’ programında Türkiye’deki yabancı müzisyenleri ağırlıyorsunuz.

Türkiye’de o kadar çok yabancı müzisyen olması beni şaşırtıyor. Beni şaşırtmıyor. Çünkü Türkiye yabancı bir müzisyen için çok iyi bir yer

Neden iyi bir yer?

Türkiye’de, özellikle İstanbul’da müthiş bir kültür kokteyli var. Bitmeyecek bir zenginlik var. Onun için yabancı müzisyenleri çekiyor.

Ülkenize gittiğinizde Türkiye ile ilgili ne anlatırsınız?

Burada çok farklı insan ilişkileri var. Mesela yolu bulamıyorsun, yanlış yoldan çıkmaya çalışıyorsun. Seni gören herkes çayını bırakıp “Gel gel gel” yapıyor. Bu çok enteresan; dünyanın hiçbir yerinde yok. Mesela o yemek yerken önünden geçiyorsun; “Afiyet olsun” diyorsun; “Buyurun” diyor. Artık alıştım ama bunlar çok farklı geldi bana. Çok yakınlar, bazen fazla yakın. Hayatına karışıyor; o zaman uzaklaşmak lazım oradan. Ama Türk milleti bu!

Neden Avrupa’da bir şehri değil de burayı tercih ettiniz?

Burada mutluyum. Güvenli bir şehir. Ebru sahilde tek başına yürürken başına bir şey geleceğinden endişe duymuyorum. Türkiye’nin Avrupa’ya göre zorlukları var ama Avrupa’da yaşamak istemem çünkü duygusal değil. Türkiye’de sanki kocaman bir evdesin...

Bu yazı 17 Nisan 2011 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır

3