Yeni Yazısı > Türkiye, BDP'ye sahip çıktı - 22.04.2011

Türkiye, BDP'ye sahip çıktı
22 Nisan 2011

YSK’nın veto kararı tam da beklendiği gibi ülkenin en önemli sorununu ateşledi. Sokaklar alev topuna döndü. Ancak Türkiye tüm kurumlarıyla süreci yönetmeyi bildi ve BDP’ye sahip çıktı. Kürt sorununda uçurumun eşiğinden dönüldü. Türkiye’nin bu en kritik dönemecinde şimdi sıra BDP’de... Kim ne derse desin, YSK iliklerimize işlemiş o “derin devlet” refleksiyle hareket etti ve aldığı “siyasi” kararla bilerek ya da bilmeyerek Güneydoğu sokaklarına benzin döktü.

[[HAFTAYA]]

Allah’tan kararın sonrasındaki süreçte sağduyu galebe çaldı... Türkiye adeta bir konsensüsle cumhurbaşkanı, Meclis başkanı, medyası ve siyasetin büyük bir bölümüyle BDP’ye sahip çıktı. YSK kararı bazı çevrelerde AK Parti’nin seçim manevrası olarak değerlendirilse dahi AK Parti bu sağduyulu yaklaşımın mimarlarından biri oldu, biraz utangaç bir tavırla da olsa BDP’ye destek vermekten çekinmedi.

Türkiye artık çözüme daha yakın

Şimdi herkes kendini çözüme biraz daha yakın hissedebilir. Zira bu sağduyu ortamı gösteriyor ki Türkiye artık sorunu siyaset dışında çözmeye çalışarak ödenecek bedelleri göze almak istemiyor. Neredeyse tüm kurumlarıyla harekete geçiyor, Kürtleri siyasetin dışına itecek, çözümü baltalayabilecek uygulamalara, kararlara tepki gösteriyor.

Bu tavır, son birkaç gündür yaşanan olayların sıcağında çok iyi anlaşılamasa da devletin soruna bakışıyla ilgili aslında çok daha önemli ve büyük bir değişime işaret ediyor. Artık devletin “kafa”sının değiştiğini, Kürt sorununa başka gözlüklerle bakıldığını gösteriyor.

Şimdi sıra BDP’de...

Burada en büyük görev yine Kürtlere, BDP’ye düşüyor. Zira şu son olay gösterdi ki Kürt sorununun çözümünde ok artık yaydan çıktı. Yani “Açılım” ile başlayan süreç artık “seçim manevralarına”, “siyaset oyunlarına”, eskiden kalma “derin devlet reflekslerine” kurban gitmeyecek. Türkiye sürecin işlemesinin önündeki her engele tepki gösterecek. Siyaset kurumu da bu tepkiyi görmezden gelemeyecek. Ancaaak, BDP Türkiye’deki bu konsensüsü “zorunluluk yüzünden”, “dayatma sonucu” oluşmuş gibi görmemeli.

Çözüm için yapıcı davranmalı, arayışı bırakmamalı. “Savaş”, “intikam” diye bağıran kendi genç kuşağını yatıştırmak için söylemini ve tavrını sert tutsa dahi, tıpkı kendilerinin öne sürdüğü “onurlu teslimiyet”, “onurlu silah bırakma” gibi kavramlar üzerinden düşünüp, tartıp “teslimiyet” ya da “taviz” söyleminden kurtulup Türkiye kamuoyunu “incitmekten” özellikle kaçınmalı. BDP’li vekiller şimdiye kadar “en çok kendi halklarının zararlı çıktığı”, “savaş” söyleminden özellikle geri durmalı.

Selahattin Demirtaş sağduyulu davrandı

BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün davetine verdiği yanıt bu konuda sağduyulu olunacağının işaretlerini taşıyor. Demirtaş, Bismil’deki olaylar nedeniyle bölgede olmak zorunda olduğunu, bu yüzden davete icabet edemeyeceğini söylerken davet almaktan “ne kadar mutlu” olduğunu ve “cumhurbaşkanı ile her zaman görüşebileceğini” söyleyip gönül alıyor. İki tarafı da idare ediyor. Bu, aslında BDP’nin de ne kadar sert açıklamalar yapsalar da ipleri “sonuna kadar germekten” kaçınacağının işareti. Bu noktada yapılacak son bir şey kalıyor.

BDP inadına seçime girmeli

YSK’nın bazı adayların “hak yoksunluğumuz yok” şeklinde mahkemelerden aldıkları belgeler üzerinden yaptığı görüşmeler nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın BDP seçimi boykot etmemeli. Unutmamaları gerekir ki, TBMM’de bulundukları sürece davalarını demokrasi şemsiyesi altında savunabiliyorlar. Uluslararası inandırıcılıkları ve meşruiyetleri artıyor.

Aksi halde, sadece ateş topuna dönmüş sokaklarda verdikleri demeçlerle yetinmek zorunda kalacaklar ki bu, davalarını tamamen güvenlik boyutuna oturtacak. Bu da, sorunu çözmek istemeyen ve savaşın sürmesini arzulayanları çok memnun edecek. Tam da bunların azaldığını, Türkiye’nin BDP’ye sahip çıktığını görüyorken bundan vazgeçmeyelim. Gelin, bu saçmalığı hep birlikte çözelim... Aksi halde hepimizi çok kötü günler bekliyor.

YSK, Türkiye’ye Fransız kaldı...

Lütfen şu halimize bakar mısınız? Hiçbir kavga çıkarmadan çözülebilecek olan bir sorun ne hallere geldi. Eminim sizler de, “Bu kadar çabuk çözülebilirmiş de, neden bu noktalara getirdiniz, neden böyle bir kriz yarattınız?” diye soruyorsunuzdur. YSK Başkanı Ali Em ciddi ve bilgili bir isimdir. YSK üyeleri de bağımsız çalışan kişilerdir. Peki, bu kararı alırken sonuçlarını hiç mi düşünmediler? Dört gündür sokaklar ateştopu gibi, siyaset ayakta, ülke birbirine giriyor. Lütfen şimdi çıkıp “Ne yapalım, biz yasaları uygularız” demeyin.

Bakın, yasalar nasıl yorumlanıyormuş... Mahkemelerin kararlarını bile değiştirebiliyorlarmış... Mahkemelerden “belge” getirmeye de gerek yokmuş... Yüksek Seçim Kurulu, çok bürokratik davrandı, açıkçası Türkiye’ye “Fransız kaldı”. Daha da kötüsü, katı bir bürokratik anlayış ve devletçi bakışla hareket etti. Buna hiç hakları yoktu. Türkiye’nin karışabileceğini, seçimlerin BDP’siz çok leke alabileceğini hiç düşünmediler. Belki, “bizim görevimiz siyaset değil” diye kendilerini savunabilirler. Ancak, siyaset yapmalarına gerek yoktu.

Yasaları daha dikkatli yorumlasalar, 2005’te çıkan yeni yasayla BDP’lilerin önlerindeki engellerin kalktığı sonucuna varabilirler ve hepimizi bu eziyetten kurtarabilirlerdi. YSK’nın bu hoyratlığının bir tek yararı oldu. Medyası, siyaseti, cumhurbaşkanlığı ile Türkiye’nin BDP’ye sahip çıkmasını sağladı. Kürtler, kendilerinin yalnız olmadığını gördüler. Çözümün sokakta değil, siyasette bulunmasının mesajı çıktı. Ne yapalım, hiç yoktan iyidir.